"Ramazan ayı medeniyet ayıdır; refah ve mutluluk mevsimidir. İslam’ın kemâl bularak uygulandığı, huzurlandırdığı, inananları 'ümmetleştiren' rahmet ve mağfiret nuru ve güneşidir. 'Ramazan medeniyeti' olarak isimlendirilir.
Oruç, bizi hem bedenen hem de enfüsen/ruhen temizler, arındırır ve olgunlaştırır. Yaradan’ın bizlerden beklediği, Ramazan’ın feyiz ve bereketiyle kendimizi bilmek, kendimizi bulmak ve kendimiz olmaktır. 'Biliş, buluş, oluş' seyr-i sefer/ilerleme-yücelme yolculuğu, aynı zamanda medeniyetin enfûsî/gönül boyutunu belirleyen temel unsurdur.
Ramazan’ın bir özelliği de, kendisinden önceki iki ayın (Recep ve Şaban) ona ulaşmak için bir hazırlık ayı olmasıdır. Peygamber Efendimiz (sav) hadislerinde:
“Allah’ım! Bizlere Receb ve Şaban ayını mübarek kıl. Bizleri mübarek kıldığın Ramazan’a kavuştur.”
diye dua ederek, hazırlık aylarının bereket ummanından geçip nurlarla çevrelenmiş, rahmet yağmurlarıyla beslenmiş feyizli Ramazan’a kavuşmayı arzulamış ve huzurlu şekilde yaşamıştır. Resulullah ile başlayan Ramazan geleneği İslam aleminde hayat bulmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır.
Ramazan ayı dahil üç aylar, hem ferdi bir arınma ('ümmileşme') hem de toplumsal bir bütünleşme ('ümmetleşme') geleneğidir. Ramazan orucunu, fizyolojik/bedensel temizlenmeden ibaret kabul ederek yaşamak, inanmak meselenin ehemmiyetini düşürür ve de değersizleştirir. Bereket mevsiminin hazırlık dönemi olduğu gibi, sonrası da devam ederek ışığını yaymaktadır.
İslam’ın bayraktarlığını yapan ecdadımız, yılın altı ayını Ramazan’ı özlemle bekleyerek, kalan altı ayını da uğurlayarak geçirirlerdi. İnsan, diğer aylarda ahireti unutarak dünyaya bağlanmasıyla maneviyatı zayıflayarak dünyavileşmektedir. Uhraviyattan, dünyaviyata yöneliş artmaktadır. İlahi bağların kesilmesine razı olmayan Rabbimiz, rahmet ayıyla insanın kendi özüne yolculuk yaparak hakikatten kopmamasını sağlayarak kullarını çeşitli vesilelerle affederek hidayete erdirmektedir.
Demek ki Ramazan ayının ferde bakan yönüyle birlikte, bir de bunun toplumsal tezahürü söz konusudur. Peki nasıl? İnsan, hem toplumdan etkilenen hem de onu etkileyendir. İnsanın arınma ihtiyacı, toplumla olan ünsiyyetinden doğan bir zarurettir. Oruç ibadetiyle insan, enfûsî/özüne yolculuk yapar; derunî sesle afakî düzeyi inşa ve ihya eder.
Ramazan ayının kendinden önceki iki ayla birlikte 'üç mübarek aylar' olarak nitelendirilmesi, bu ihya ve inşa serüveninin irfanî boyutunun keşfini ve potansiyelini kendisinde saklaması demektir. Üç ayları, 'Ramazan Medeniyeti' bağlamı içinde ele alarak kavramlaştıran İslam alimlerinin bu yolculuğunu, sistemleştirme ve tekmilleştirme merhalesi olarak okuyabiliriz.
Recep ile başlayan ferdi yolculuk, Şaban ile hızlanır; Berat gecesi ile hızın doruklaşmasıyla Ramazan’da toplumsallığın ihya ve inşası kemâlatlaşır; Muhammedileşme revaç bulmuş olur. Üç aylar, dünya ve dünyavileşmeden uzaklaşarak arşa açılan kapıdır. Bu kapıdan semâ’ya ulaşan nefis, enfûsî derinlikte ruhun güçlenmesini, nefesin hayat bulmasını sağlar.
Çağımızda insan, insani değerlerden uzaklaşmış, vahşet dönemi yaşamakta, hakikatten kopmanın ıstırabıyla bunalmış, günümüz dünyasında huzur ve sukuna muhtaçtır. Hayat sunacak İslam medeniyetini dört gözle beklemektedir.
Nasıl ki İslam, insanlığı cahiliye döneminden kurtararak nübüvvet çağının huzuruna kavuşturduysa; asrımızda da yaşanan yokluk, kıtlık, zulüm ve soykırım içinde kıvranan modern cahiliye dönemi insanını bu çıkmazdan kurtaracak, hayat sunacak, hayat olacak yegâne reçete, ilaç ve güç İslam’dır.
Bununla birlikte İslam alemi, ölü toprağı serpilmiş gibi meyyit hâline gelmiş, kendine dahi faydası olmayan topluluk hâlinde yaşamaktadır. Şahsına faydası olmayan, kendini kurtaramayanların başkalarını kurtarması, fayda sağlaması ihtimal dışı değil midir?
Alemin huzura kavuşması; sadece Kur’an ve Sünnet’le inşa ve ihya edilecek Muhammedî medeniyetle mümkün olacaktır. Ahlak, edep, tevazu, gönül, ruh, merhamet sahibi ve 'üsve-i hasene' (güzel örnek/model) olan o yüce Resulullah hakkında:
“Muhabbedden Muhammed oldu hasıl; Muhammedsiz muhabbetten ne hasıl.”
Söylenen vecize, O’nun aldığı vahyin; ab-ı hayat/hayat suyu, sistemleştirdiği Medine’deki cemiyet yaşamının hayat bulması, hayat sunması, ulviyyetinin, koruyuculuğunun ve kurtarıcılığının numunesidir.
'Ramazan Medeniyeti' ve Resulullah’ın Medine’deki uygulamaları, İslam’ın dirilten hakikatini netleştirerek aşikar biçimde göstermiştir. İnsanlık dünyası; Batı’nın ve ürettikleri 'Rasyonalizm, Pozitivizm ve Hümanizm' gibi sistem ve kavramların insanlığı yatay düzleme indirgediği hayat şartları içinde ruhunu kaybettirmiş, alemi kargaşa ve kaosa sürüklemiştir.
Ramazan Medeniyeti, üç aylarla birlikte 'ruh'un dirilişi ve 'kalb'in uyanışını, 'akıl' mekanizmasında yaşanılır bir dünya inşa etmenin temellerini atıyor ve yaşanılır bir dünya sunuyor. Her ay, sırasıyla fertten topluma doğru hayatı ruh ile doldurur. Ramazan’da sadece mide değil; akıl ve kalpler de dünyadan boşalır. Boşluk, ruhun nefesiyle canlanır ve derunî bir boyut kazanır.
Recep—Şaban—Ramazan ayları, 'kitap—mizan—hadid' üçlemesinin merhamet temelini atmaktadır. Bu aylar, gösterdiğimiz denklemin medeniyetimizden süzülen tecellisinden hayata akseder: 'Adalet—Vahdet-i Vücûd—İnsan-ı Kâmil' = 'Mutlu İnsanlık'.
Recep ayı: 'Akıl-kalp-ruh' birliğinin 'kitap' kavramı içinde 'adalet'le bütünlüğüdür. Bu ilahi üç kavram, Batı’nın ürettiği modernizm tarafından işlevsiz hâle getirildi. Dünyamız yıkıldı. Adaleti, 'Rasyonalizm' İlahi hakikattan kopardı; 'Kartezyen Özne'nin kalp ve ruhtan soyutlanmış aklına hapsetti. Roma hukukunu iktidarlaştırdı. Akıl; otonom ve kendine yeterli, kalp; psikolojik alan, ruh; ya yoktur ya da metaforik bir nesneye indirgenmiştir.
Recep ayı, Ramazan’a hazırlık yolunda bu kopukluğu ve Hak’tan uzaklaşmayı tamir etmekle işe başlar. Akıl-kalp-ruh denklemiyle insan, kainatla ve sahibiyle uyumlu çalışır, huzur bulur. Recep, haram aylardan (savaşmanın yasak olduğu aylardan ve şeref duyulan, heybetli, sınır konulan) mübarek bir zaman dilimidir. Cahiliye döneminde de haram ay olarak bilinir. Bu ayda savaş durur, kan dökülmez; zorbalık askıya alınır. İslam ile birlikte 'hudut koyan zaman' olarak kabul edilmiştir.
Bunu kavramsal bir çerçevede okursak: keyfîliğin durması, gücün askıya alınması ve sınırların hatırlanması gibi anlamlar ortaya çıkar. Adalet, hukuk ve ölçü burada kendisini ortaya koyar ve gösterir. Akıl, soyutlanmış durumdan çıkar; kalp ve ruhun renginde melekî bir boyut kazanır.
Şaban ayı: Fikir ve düşüncenin 'İlim-irfan-hikmet' ekseninde, 'Vahdet-i Vücûd' derinliğinde 'mizan' ile yeniden harmoni/uyum ve ahengidir.
Rasyonalizm, insanı enfûsî boyuttan uzaklaştırarak kopardı. Afakî boyutun kurumasına, insanlığın yalnızlaşmasına yol açtı. Kuraklaşmış ve çöle dönüşen afakî düzlemde yozlaşan toplumsallığa yapay don giydirdiler, hakikatten uzaklaştırdılar. Bunu da 'pozitivizm' kılıfıyla meşrulaştırdılar. Pozitivizm, kabaca dikey ekseni yok sayarak yatay eksene mahkumiyettir; enfakî semâ’dan gelen rahmet yağmurunu keserek afakî boyutu çölleştirmektir.
Şaban ayı, Ramazan’ın bir önceki hazırlık ayıdır. Aklın katılığından kurtulamayan, kalbin enginliğine kavuşamayan insan, bu ayda gaflet halindedir. Şaban; dallanmak ve açılmak, genişlemek anlamına gelir. İnsanlar bu aylarda dağılarak işlerine yönelmeye başlar; bu 'dağılma', kaos veya kopuş değildir. Ağaç metaforundan bakarsak; dallar çoğalır ama kök birdir. Yani kesret içinde vahdet vardır.
Ramazan ayı: 'Kitap—mizan—hadid' temelinin, insanlığın aklı ve nefsini 'hadid' ateşinde pişirerek 'İnsan-ı Kâmil' aşkınlığında inşa etmesidir. Ramazan, insanın ferdi olarak günahları temizlendiği, yakıldığı ve nefsin hararetinin söndüğü aydır.
Oruç; bedeni aç bırakarak ruhun beden üzerindeki ilahi gücünü güçlendirir. Nefsin ateşi söner, azgınlığı sona erer, iradesi güç kazanır; yani Ramazan, hem yakıcı hem de inşa edici vasfıyla 'hadid' metaforunu doğurur. Hadid, demirdir; çelik medeniyeti, modernitenin aksine, ateşle pişen ve yanan kalplerden doğan aşkın bir medeniyetin işareti ve görünümüdür.
Ramazan Medeniyeti, Kur’an temelli bir anlayışın sembolüdür. İnsan o hakikatten beslenme kudretine eriştiğinde kibrini yener, tevazû silahını kuşanır. İnsan-ı Kâmil, sadece ferde mahsus değildir; ferdi, toplumsal düzeyde kemale ulaştıran bir iman medeniyeti kavramıdır.
Hümanizm yıkar, İnsan-ı Kâmil inşa eder. Dolayısıyla insanlık, Ramazan’ı aştığında merhametin tecellisine ulaşır; melekûtî âlemin mülk âlemini kuşatmasının anlamıdır Ramazan. İnsan, ruhuyla barışık yaşar; medeniyet katı kuralcı tutumunu insan merkezli ve hakikatten beslenen anlayışa yükseltir. Ramazan, aşk medeniyetidir. Aşkın medeniyetidir. Hayattır; hayat sanılan algı hapishanesinden kurtularak hakikatten beslenen aklın medeniyetidir.
Mübarek üç aylar, ferdi bir hazırlık döneminden ziyade, bir medeniyetin kalbi düzeyde inşa ve ihyasının tecellisidir; hayata dönüşmesi ve hayat sunmasıdır.
İnsanlığın düşmüş olduğu 'esefle sefilin' çukurundan ve 'hümanizm/insan merkezli' delâlet bataklığından 'İnsan-ı Kâmil' makamına yükseltmenin ismidir 'Ramazan Medeniyeti.' İnsan; maneviyatını ve ahlakını ulvileştirir, kâmilleştirir, mü’minleştirir.
Gazze’nin huzur ve sükuna kavuşması, Türkistan’ın hürriyetine kavuşması, zulüm ve işkence altında inleyen İslam beldelerinin ve Müslümanların kurtulması ve insani refah seviyesinde yaşayabilmeleri için birlik ve beraberlik içinde yeniden dirilişe ve dik duruşa ihtiyaç vardır.
Kurtuluşun yolu ve yöntemi, Kur’an ve Sünnet’te birleşerek 'Ramazan Medeniyeti—İslam Medeniyeti'ni inşa ve ihya etmektedir. Kurtuluş İslam’dadır.
'Eslim, teslim/Teslim ol, kurtul' vaadi her zaman geçerlidir.
'Sen Rabbinle olursan, O da seninle olacak' korunacak ve kurtulacaksın.
'Ey aciz Müslüman! Rabbine dön ve kurtul.'
Birlik ve beraberlik şuuruyla Allah’ın yolunda buluşmak umudu ve duasıyla... Arzu ve istek bizden, muvaffakiyet ise Allahtandır.