"Ey İnsan! Bir köşeye çekil,kendi özüne dön,içine kapan: Mektubu,yani kendini aç da oku bakalım.İçindeki özün ve sözün padişaha lâyık mıdır.Kulluğun neresindesin?"(Mevlâna)

GAZZE, Batı uygarlığının ve düşüncesinin mezarı oldu.Epstein dosyaları ise intiharı.

GAZZE soykırım'ından ve Epstein rezaletinden sonra Batı anlam ve değer üretme kabiliyetini kaybetmiştir.Emperyaller hem kendi sonlarını hazırlamış,hemde insanlığı felakete sürüklemiş,sürüklemeye de devam ediyorlar.

İslam'ın baharı başladı,fideler filizleniyor ama çiçek açmadı, meyve vermedi henüz.
O da olacak İnşallah...
İnananlar olarak felaketlerden kurtulmak için iyi hazırlamak zorundayız her alanda...İlmiyle, irfanıyla,hikmetiyle manevi ilimlerden,fen ilimlerinin her alanında Gazzali'leri,İbnü'l-Kemalleri,Ebu's-Suut'ları,Ulvi Kurucu'ları,Ö. Nasuhi Bilmenleri yetiştirmek mecburiyetindeyiz.Öncü
kuşağı yetiştirmeden,kurucu dili oluşturmadan medeniyet kurulmaz kurulamaz.İslam aleminin kemâlata ulaşmış,dava adamlarını yetiştirmesi zorunludur.

Çağ'ımızda düşen,değersizleşen, tenzil-i rütbe eden(rütbesi sökülen,değerini kaybeden),müslümanlardır,hayatın sesini duyamayan,ruhunun sesini işitemiyen...
Hakikatle ilişkisini keserek,Batı uygarlığının pençesinde zabunlaşarak perme perişan olan İslam alemi...
Ümmetin bu zilletten kurtulması elzemdir.Zaruridir.Medenice yaşaması için zorunludur.

*Nasuh'i bir imanla tevbe ederek Hakka rücu etmeli,yaratılış fıtratına dönerek mü'minleşmelidir...

*"Mü'minler ancak kardeştirler.Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan hakkıyla korkun ki sizlere rahmet eylesin."(Hücurat,10)

Hükmüne uyarak mülümanlar,hilafet müessesesini teşkil edemesede,"İslam Birliğini"kurarak, müslümanlar arasındaki mezhepsel ayrılıkları ve tefrikaları ortadan kaldırarak birlik şuuruyla "BİR"in etrafında birleşmelidirler...
Ötelerin ötesi"Kim benim tekvini ve kelami şeriatima uyarsa, ona başarı ve üstünlük veririm." buyuruyor.

Tekvini şeriat;kâinattaki tabiat yani sünnetullah kanunlarıdır.Kural ve kanunlara kim harfiyyen uyarsa,dünyada başarı ve üstünlük elde eder.Kim de bu kanun, nizamlara göre hareket etmez ise o da zillet ve sefalet içinde yaşamaya mecbur olur.

Şeriat ise;İnananların hayatını nizama sokan İslam dinidir(Kur'an'dır).
Tekvin'i ve kelami şeriate uyanlar, dünya'da da, ahirette de mesut ve bahtiyar olurlar.Zillet ve sefahatten kurtulur, küffar karşısında güçlü,kuvvetli birlik halinde bulunur.İlahi hükümlere uymadan,hayata tatbik etmeden başarı ve düşmana üstünlük elde etmek mümkün değildir.
Bir avuç İsrail belkide Allah'ın tekvini şeriatına sıkı sıkıya sarıldığı için iki milyar İslam alemine galip geliyor.İşin hakikati budur.Başka yerlerde kabahat ve çözüm aramaya lüzum olmasa gerekir.İslamıın"ikra/Oku"emrine uyarak 16.yy.kadar alemin aydınlanmasına,İslam medeniyetinin zirveye ulaşmasına öncü ve önderlik eden ulama bu hak davası için yaşamamışlar,yaşatma idealinde olmuşlardır.Ancak 17.yy.başından itibaren İslam alemi fen ilimlerini terkederek sadace dini ilimleri yüzeysel şekilde önceki dönemlerde yazılan eserleri okuyarak,okutarak ilim ve fenden uzaklaşarak çağın karanlığına yuvarlamışlardır.Önceki devirlerde çağ açan,çağ kapayan ecdadımız rahmet-i rahmana kavuşunca İslam alemi bölünmüş,parçalanmış güçten düşerek yöneten değil yönetilen konumuna gelmiştir.Netice itibarıyla müslümanlar cehalet bataklığına yuvarlandığı üç asırdan beri kangren olarak yaşamakta,bu sefaletten kurtulmak için en ufak bir çaba göstermemekte.Şifa bulması da Yaradana kalmıştır.

"Dünyada inanmam,hani görsemde gözümle,
İmanı olan kimse gebermez bu ölümle,
Ey dipdiri meyyit!İki el bir baş içindir.
Davransana eller de senin,baş da senindir!
His yok,harekat yok...Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana...Sen böyle değildin.
Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
Kendin mi senin,yoksa umudun mu yüreksiz." (M.Akif)

Milli şâir'imiz zamanımızın müslümanlarını içi kan ağlayarak en veciz bir şekilde kelamlaştırmıştır.İmanın daima kuvvetli olduğunu anlatarak,zamanımız da Müslümanların acziyet içerisinde yaşamasını Ümmet'e yakıştıramamıştır.
İmanın olduğu yerde daima imkanın olduğunu Mute savaşında Halid b.Velid göstermiştir.Er olarak savaşa katılmış kendinden önce şehid olan dört muhteşem komutandan sonra komutanlığa gelerek güçlü ve kalabalık Bizans ordusuna karşı planlı bir şekilde müslümanları hezimet'ten kurtararak zaferle Medine'ye dönmüştür.İslam'ın ferasetini kullanarak muzaffer olmuştur.Ancak çağımızın Ümmet'i üç asırdan beri sefalet,sefahat içinde sürünmektedir.


Müslümanların büyük devletler kurarak bin yıl dünya'ya hakim olması ve idare etmesi gösteriyor ki,bugünkü İslam aleminin hali durumu,tamamen tembellikten, yozlaşmaktan,parçalanmışlıktan,ihtilaflarından kaynaklanmaktadır.

Osmanlı döneminde İslam coğrafyasında sulh hakimken zamanımızda kan gövdeyi götürüyor.Filistin can çekişirken,Lübnan,Suriye Irak'ta ölüm kol geziyor.İran'da taş üstünde taş bırakmadılar.Yağmur gibi bomba yağıyor.Sabi çocukları ve idarecilerin çoğunu katlettiler.Zalimler zulümden besleniyorlar.İran'ı özgürleştireceğiz,medeniyet ve demokrasi götüreceğiz diyorlar.Ancak ölüm ve sefalet götürmekte mahirler...Dünyanın her neresine gittilerse varlıklarına el koyarak,insanları açlığa, yokluğa mahkum etmişlerdir.

Düşmana karşı galip gelmek için zamanın icabına göre en tesirli silahlarla donanmak harp kaidelerine harfiyyen riayet etmek sonra zaferi Allah'tan beklemek ve ona güvenmek lazımdır. ayette maalen şöyle buyurmaktadır;

"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın, onlarla Allah'ın düşmanını sizin düşmanınızı bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz.Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir size zulüm edilmez." (Enfal,60)

Düşmanın saldırılarını önlemek için yeteri kadar kuvvet toplamak bütün Müslümanlar üzerine farizadır. Zamanın icabına göre silah icat etmek İslam'ın mühim bir emridir.Bu hal sadece belli bir zamana mahsus değil,ıyamete kadar da geçerlidir.Resulü Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bu ayetin tefsirini yaparken şöyle buyurmuştur:

"Ey ashabım! Dikkat edin! Kuvvet atmaktır, Kuvvet atmaktır,Kuvvet atmaktır."

Atmak sadece ok atmak anlamında değil,çağın teknolojik silahlarını üreterek etkili bir şekilde kullanmak demektir.Bugün dünyanın birçok yerindeki Müslümanlar güçleri olmadığından söz sahibi olamıyor ve haklarını da koruyamıyorlar.Cenab-ı Hakk'ın "Kuvvet hazırlayın"emrine uymayan ve tevekkülün gereğini yerine getirmeyen Müslümanlar şefkat ve merhametten mahrum, canavarlaşmış bir avuç Yahudi ve küffara mağlup olmaktadır.Zulüm ve işkence altında sefaletle sürünmektedir. Düşmana galip gelmemiz için kuvveti elimizde bulundurmamız lazımdır.Biz zayıf düşersek ve kuvvet düşmanın elinde olursa düşmanın bu kuvvet ile bize galip gelmeleri kaçınılmazdır.Başka bir ifadeyle kafirin attığı bomba Müslümanlığın attığı taşa galip gelecektir.

18 MART ÇANAKKALE; GEÇİLMEZ

İstanbul'un geleceğe yönelik açılımın içten kapanışı:
Türk milleti iyi bilir ki,1.Cihan harbinde Osmanlı'ya düşmanlar tarafından açılan cephelerden birisi de Çanakkale'dir.
İslam tarihinin siyasi kırılma dönemlerinde de benzer kaderi paylaşan iki şehir "Bağdat' ve "İstanbul'dur.
Çanakkale işte bu iki şehrin hikayesinde gizlidir.İslam,yayılmaya başladığı ilk günlerden beri çeşitli badirelerden geçmiştir.Bunlardan birisi:
1.Fetret dönemi:1236'da Kurtuba'nın düşmesiyle başlayan,1258 Bağdat'ın Moğollar tarafından işgal edilmesiyle devam eden İslam aleminin içine düştüğü felakettir.Akide'lerinin güçlü olmasından dolayı bu badireyi kısa zamanda birliğini sağlayarak,devletini kurarak tekrar hayat bulmuşlardır.

"Mekke-Medine-Medeniyet" denklemiyle yola çıkarsak meramımızı anlatabiliriz: Mekke'de "zihin" inşa edilmiş,Medine'de "zemin" kurulmuş ve İslam medeniyeti hayat bulmuş,hayat sunmuştur.Daha sonra önce Şam,sonrasında Bağdat İslamın merkezi,Medeniyet'in hayat bulduğu mekana dönüşmüştür.Bağdat'da,tevârus/devir alma-temellük/mülk edinme-temessül/hayat bulma"gerçekleşerek Mekke'nin ruhunu,Medine'nin merkezinde Medeniyet'leştirerek ufuklarda var olduğunu kâinata ilan etmiştir.
Bilirsiniz ki her varlık yok olur,her meyve yenir tükenir;her güzellikten maraz doğar ve hakikatin aslını unutturur.Meyvenin tadı, özünden ve tohumun hakikatinden uzaklaştırır.İslam alemi Vahiy'den uzaklaşınca adetullah'ın hükmünce Moğol istilasıyla maddi düzeni yerle yeksan edilmiş.Bağdat yıkılmış.Fiziki olarak yok olmuş.Fiilen çökmüş ancak ruhen sağlam kalmış.Sağlığını koruyan ruh meyvelerini vermiş:Siyaseten Melikşah,İlmi ve dini olarak Nizamülk ve Gazâli,Ezheri dönüştürerek Ehl-i Sünnet'in temellerini atan Selahaddin-i Eyyubinin hazırladığı muhkem kaideler üzerinde sünni'liği kuramsallaştırmışlardır.Moğol istilasından önce-baharla birlikte çicekler açar,tozlaşır,ruzgarın esintisiyle savrulan polenler eşleşerek, döllenerek hayata adım attığı gibi-Gazali tohumu da,İbn Arabi'nin Vahdet ve metafizik rüzgarı ile birleşerek Mavlana'nın gönül toprağında hayat bulur.Konya'da hayat bulan tohum,Anadolu'da gelişir hayat olur,yaşam sunar.Olgunlaşan ağacın meyvesi Osmanlı olarak zuhur eder.Payıtaht olan İstanbul,yıkılan yok olan İslam aleminin tabir-i câizse DNA-GEN şifrelerini taşıyan,Efendimizin müjdeledeleyek bahsettiği kutsallığa bürünerek İslamın merkezi olur.
Kul azarsa akıllanması için başına bir musibet gelir ki kendine gelsin,fıtratına uygun yaşasın.Haktan uzaklalaşan halkın başına Moğol belası musallat edilmiştir.
Bağdat halkını kılıçtan geçiren(rivayete göre;200 bin-800 bin diyenler var)zalim Cengiz haberciler göndererek şehrin en akıllısını huzuruna ister.Kimse gitmeye cesaret edemez.Netice de genç bir âlim(muhtamelen Gazali) gitmeye karar verir.Beraberinde de bir deve,bir keçi,bir de horoz götürür.
Toy bir gencin geldiğini gören Cengiz,alaylı bir şekilde:
_"Bula,bula seni mi buldular?diyerek aşağılamak isteyince;
_"Genç alim;Eğer cüsseli birini istiyorsan dışarıda bir deve,
Eğer sakallı birisini istiyorsan bir keçi,
Eğer sesi gür birisini istiyorsan dışarıda bir horoz var,hangisini istiyorsan onu çağırt"deyince Cengiz kendine gelerek:
_"Söyle bakalım bizi buraya kim getirdi?
_"Biz getirdik.Çünkü biz hak ve hakikatten uzaklaşarak dünyavileştik."
_"Pekala bizi buradan kim gönderecek?
_" Biz göndereceğiz.Biz kulluğumuzu ifa etmeye başlayınca siz kendiliğinizden gideceksiniz."diyerek cevap veren genç alimi otağında ağırlar sonra gönderir.
Darb-ı meselde anlatıldığı gibi kul azınca musibet kapısını çalar.Bu günkü İslam aleminin başındaki musibette böyle bir şey gibi geliyor bana.Haktan uzaklaştık,O da bizden uzaklaştı.Dönmemiz için belalar bize musallat edildi." Bir musibet bin nasihatten üstündür."sözü minvalince İslam âlemi ders alır İnşallah...
Cehalet sonucu çöken İslam medeniyeti, Nizamiye medresesi ve Gazali ile başlayan yükselişle Bağdat,medeniyetin merkezini İstanbul'a emanet ederek gelişmesine zemin hazırladı.İslam İstanbul'da gelişerek,gürleşerek,alemi kuşatmış, "adalet"gölgesini,"merhametin"genişliğini ve hakikatin meyvesini insanlığa armağan eder.Yedi asra yakın zaman diliminde insanlığa hizmet eden Osmanlı adaletle dünyada nizam ve intizamı tesis ederek sulh içinde yönetmiştir.Osmanlı sonrası ise adalete,sulha,sükuna hasret kalınmıştır.İslam aleminin bu günkü hali orta da.
Kaderin cilvesi aynı:her meyve iki sırrı bünyesinde taşır:
*Fenâ vasfını;
*Bekâ tecellisini.
Kavramın açılımı nasıldır?Her meyve gıdadır;vücudu,ruhu besler;yenilir varlığı sona erer.Fani olur.Çünkü bâkı olan Allah'dır.Aynı zaman da meyvenin özünde tohumu bulunur;tohumla tecelli devam eder.Bakidir.Tecdid-i halk'dır.(Dinle hayatın buluşması, yenilenmesi)Her nesilde milletler yenilenir.Müslümanlarda kendini yeniler.Bağdat hem tohum,hem de meyve'ydi.Ondan İslambol doğarak İslam'ın merkezi haline geldi.
Bunların Çanakkale ile ilişkisi nedir?diye sorarsanız:Osmanlı,İslam medeniyetinin olgun meyvesiydi.Kur'an ve Sünnetullah gereği milletler,hakikatten uzaklaşarak manen gaflete düşerse çözülmeye başlar,çürür, dağılır,yok olur.Devlet gerileyerek Batının gerisinde kalmasıyla toprakların da gözü olan düşmanlar tarafından"hasta adam" olarak isimlendirdikleri yaşlanmış kurdu hileyle yere sererler ve mülkünü bölüşürler.1.Cihan harbinde Çanakkale cephesi haricinde bütün cephelerde kaybedilir.Yenilmeyen,yenilinmiyen Çanakkale...

Çanakkale'nin önemi nedir?Çanakkale demek İstanbul demek,İstanbul demek Osmanlı demektir.İstanbul, Osmanlı meyvesinin özünde taşıdığı kutsal tohumuydu.Allah bu tohumu Çakkale'de"fiilen"muhafaza etdi fakat "zihnen" fıtratı bozuldu.
Anadolu fiziki ve fiili olarak işgal edilememiş ancak zihnen istila edilerek köleleştirilmiş.Kendi celladına aşık edilmiştir.
Çannakkale manevi sırlardan dolayı geçilemiş.Anlıyoruz ki Çanakkele sadece geçmişin duygusal bir hatırası değil;geleceğe bir muştu,bir mesajdır.Şimdi,ruhi ve zihni manada fıtrata dönüş gerekmektedir.

Peygamber Efendimizin müjdelerinde ki üç bölgenin fethi de alemşümul bir anlam taşıyor:

1-Kisranın sarayları-"Bağdat";
2-Doğu Roma-"İstanbul";
3-Batı Roma...

Dikkat edelim: iki müjde İslâm Medeniyetinin merkezi oldu. Bu merkezler aynı zamanda hem çöküş hem de diriliş makamı oldu. Üçüncüsünün gerçekleşmesi ise İstanbul'un fiilen değil, zihnen fıtratını bulduktan sonra başlayacaktır. İşte Çanakkale, geleceğimize doğru ilahî bir ikramdır.

Çanakkale - İstanbul demektir,İstanbul da Osmanlı.Çanakkale, Batı cephesiydi. Batı dıştan bizi işgal etmek istedi. Ama İstanbul, fıtrata döndüğü gün o cepheden Batı Roma'ya yol açılacaktır. Çanakkale sembolik olarak dıştan içe değil, içten dışa doğru fışkırarak çıkacak filizini koruyan cephe idi. Çanakkale sadece İstanbul'u korumadı,İslamın geleceğini de korudu. İstanbul gelecekte fıtratına dönerek hakka rücu ettiğinde İslamın zaferi,insanlığa huzur ve saadet yolunu açan gönül kapısı olacaktır.

Bu pencereden bakarsak görürüz Çanakkale'nin önemini. Şimdi İstanbul'un kendini bilme,bulma vakti,kendisi olma zamanı.İstanbul'un olması gerçekleştiğinde içten dışa fidan Batı'ya doğru filiz verecektir. Çanakkale bitmedi...Peygamberimizin vaadi gerçekleşmeden Çanakkale'nin görevi bitmeyecektir.Roma'da ezanlar olunacaktır...Said Nursi hazretleri 1910 yılın da bir sohbetinde:
_*"Osmanlı bir devlete gebedir,yakın zamanda doğuracaktır.
_*Aynı zamanda Avrupa da bir İslam devletine hamiledir.Gelecek de doğuracaktır."buyurmuşlardır.Osmanlı,Türkiye'yi doğurmuştur.İslam aleminin yozlaşarak hakikatten uzaklaşmasıyla zayıflayan İslam milleti yerine güçlü kuvvetli bir Batı ulusu İslamın bendesi olabilir.

Sözün Özü,Özeti,Son Kelamı:
Çanakkale geçmişten geleceğe ümmetin eşik kapısıdır.Düşmanlar bu eşikten giremediler; fakat bir gün İstanbul bu eşikten çıkacaktır. Onlar "gazap" ile girmek istediler; ama biz "merhamet" ile çıkacağız. Çünkü Allah'ın rahmeti gazabını geçmiştir. İşte Çanakkale nedir? Bizim vizyonumuzla giderek şöyle tanım yaparak bitirelim:
Çanakkale; "merhamet"in, ve "hakkaniyet"in cihana uzanarak âlemi kucaklayacağı Medeniyet gövdesinin ve dallarının İstanbul toprağındaki eşiğidir...

Çanakkale Türk milletini n diriliş toprağıdır.O ruhu korumak,canlandırmak,şahlandırmak her ferdin hayat felsefesi haline getirmek zorundayız.Geçmişten dersler çıkararak,hal ve istkibalimize yol bulmalıyız.

"Tarih geçmişini unutanları affetmez.Tarih'ten ders alınırsa tekerrür etmez."

İslam alemi ve Türk milleti 18 Mart'tan dersler çıkararak gelecek vizyonumuzu oluşturmalıyız...
Müslüman Türk milletine ve İslam alemine Çanakkale'den dersler çıkararak birlik olma şuuruna kavuşmak umuduyla...