"Hazreti Ali'ye(ra) göre çocuk eğitimi,onları kendi zamanımıza göre değil, içine doğdukları şartlara göre yetiştirmek ve şahıs olarak değer görmesini sağlamaktır.

T emel prensip:
7 yaşına kadar oyunla,15 yaşına kadar arkadaşlık kurarak ve sonrasında ise kararlarda istişare ederek(danışarak)sevgi temelli bir eğitim,terbiye uygulamaktır.

Hazreti Ali'nin Yaklaşımıyla Çocuk Yetiştirme Ülkü ve İlkeleri:
*Zamansal Uyum;Çocuklar ebeveynlerin yaşadığı dönemin şartlarına göre değil kendi yaşayacakları çağın şartlarına,teknolojilerine ve ihtiyaç şartlarına göre eğitilmelidir.
*0-7 Yaş:Çocukla oyun oynanmalı,şakalaşılmalı,ilgi gösterilmelidir.
*7-15 Yaş:Onunla arkadaş olunmalı,iletişim kurularak,fikirlerine değer verilmelidir.
*15+Yaş:Çocukla bir yetişkin gibi görüşülmeli,aile kararlarında onların da iştirak etmeleri sağlanmalı,fikirleri alınmalı,sorumluluk verilmelidir.
*Sevgi ve İkram:Çocuklara sevgi ve muhabbet gösterilmeli,onlara ikramda bulunulmalıdır.
*Soru-Cevap,Sohbet:Eğitimde soru-cevap metodu kullanılarak,onların düşünme ve analiz yeteneği geliştirilmelidir.
*İyi Örnek Olmak:Davranış eğitimi öğüt ve masihatten ziyade ebeveynlerin yaşantısıyla,davranışlarıyla(rol model olarak)verilmelidir.
Hz.Ali,baba'nın evladına bırakabileceği en değerli mirasın,güzel ahlak ve terbiye olduğunu belirtmişlerdir."


*Son dönemde yaşanan olaylar, özellikle okullarda ortaya çıkan şiddet ve disiplin problemleri, artık münferit hadiseler olarak geçiştirilemeyecek bir noktaya gelmiş durumda.Her yeni olay, aynı soruyu daha yüksek sesle sorduruyor.Mesele nerede başlıyor,nereye varacak ve nasıl çözümlenecek?

Ancak bu soruya verilen cevaplar genellikle parçalı kalıyor. Kimi aileyi suçluyor, kimi okulu, kimi devleti, kimi de dijital dünyayı. Oysa gerçek şu ki; bu mesele tek bir başlıkla açıklanamayacak kadar derin ve çok katmanlı.Vahimleşerek sosyal düzeni sarsarak yaygınlaşıyor.

Bu nedenle çözüm de tek bir alanda aranmamalı,kalıcı bütüncül yaklaşımlarla çözümlenmelidir.

Bugün karşımızda duran karanlık tabloyu doğru okuyabilmek için, meseleyi altı temel başlık altında,bir bütün olarak ele almak gerekiyor:

*AİLE:
Her şeyin başladığı mekan aile yuvasıdır. Çocuğu her konuda savunmak,haklı çıkarmak yerine,doğruyu öğretmek,sınırlar koyarak,sorumluluk vermek,ödül-ceza uygulamalarıyla karakterinin inşası temellendirilmeli.Ailede şahsiyet kazandırılmaz ise bu eksiklik,hiçbir kurum tarafından tam anlamıyla telafi edilemez,sosyalleşme sağlanamaz.Kişiliği gelişmeyen bir şahış; kendisine,ailesine,milletine fayda sağlamadığı gibi,başarılı bir hayat yaşamasıda mümkün gözükmemektedir.

*OKUL:
Okul sadece bilgi ve belge veren bir kurum değil,şahsın davranışlarını,toplumsallığını şekillendiren bir eğitim alandır.Edinilen bilgi ve öğretinin uygulanması,kişinin sosyal statüsüne uygun hareket ve davranışların kazandırılması kemâlâtın özüdür.Bu nedenle,eğitime önem verilmesi,disiplinin yeniden tesis edilmesi, öğretmenin otoritesinin korunması ve rehberlik sisteminin güçlendirilmesi hayati öneme sahiptir.Sosyal bütünlüğün harcı olan,bilgi,ilim,eğitim,kişilik merkezli öğretim modeli geliştirilmelidir.

*DEVLET:
Eğitim sistemi yalnızca meslek kazandırmaya,öğretmeye değil,milli değerlere sahip insan ve vatandaş yetiştirmeye odaklanmalı. Erken yaşta değer eğitimi ve aileyi de sürece dahil eden eğitim programları bu sürecin temel taşıdır.

*DİJİTAL ORTAM:
Çocukların büyük bir kısmı artık zihinsel dünyasını dijital ortamda arıyor, kuruyor,geliştiriyor. Oyunlar,sosyal medya ve sürekli ekran maruziyeti; davranış biçimlerini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ekran disiplini, içerik bilinci ve dijital okur-yazarlık vazgeçilmez hale gelmiştir.Djital mecraları faydalı alanlarda ve ölçülü kullanma alışkanlığı kazandırılmalıdır.
Dijital iletişim uzmanlarının hazırlayacağı kullanım klavuzları doğrultusunda,bebeklerden-yetişkinlere kadar her yaş grubunun iletişim araçlarını dengeli ve gerektiğinde kullanmayı özendirerek sosyal yapı bilinçlendirilmelidir.

Bu dört ana alanın her biri kendi içinde önemli olmakla birlikte, asıl kritik nokta bunların birbirinden bağımsız değil,bir bütünün parçaları olmalarıdır.

Ailede sınır yoksa okulda disiplin kurmak zorlaşır.
Okulda otorite zayıfsa devlet politikaları karşılık bulmaz.Sosyal düzenin kurulması ve devamının sağlanması devlet ve millet'in uyumuna bağlıdır.
Dijital dünya kontrolsüzse,kontrol sağlanamıyorsa,verilen eğitim etkisini kaybeder,sorumsuz bir kuşağın ortaya çıkmasına neden olur.

Kısacası mesele tek başına bir kurumun değil, bir sistemin meselesidir.Bütünlük içerisinde çözümlenmelidir.

Bu yazı dizisinde konuyu tam da bu bütünlük içinde, adım adım ele alacağız. Her başlığı kendi içinde derinleştirerek, ama diğerlerinden koparmadan,her şeyin başladığı,milletimizin öz değerleri,ülkü ve geleneklerine bağlı kalarak çözümler üretmeye çalışacağız.Çalışmak,öneriler sunmak bizden,tevfik Yaradandandır.

AİLENİN SORUMLULUĞU;ÇOCUĞU KORUMAK MI?YOKSA HAYATA HAZIRLAMAK MI?

Artık bazı meseleleri dolaylı değil, açık ve net konuşmanın zamanıdır.

Nerdeyse hemen hemen her gün eğitim sistemini tartışıyoruz. Okulları eleştiriyor, öğretmenleri sorguluyor, devlet politikalarını masaya yatırıyoruz, dijital dünyanın etkisini analiz ediyoruz. Ama bütün bu tartışmaların ortasında, en kritik alan ya görmezden geliniyor ya da konuşulsa bile hiçbir somut karşılık bulunmuyor,bulunamıyor:

AİLENİN GÖREVLERİ

Kabul etsek de etmesek de eğitim okulda başlamaz.Ailede başlar,gelişir hayata dönüşür.Bu yüzden aileyi sistemin dışında bırakan hiçbir çözüm kalıcı olamaz.Artık bu nokta da daha cesur bir şekilde konuşmak gerekiyor:

Ailenin eğitim sürecinde sadece “ilgili” değil, ölçülen,değerlendirilen ve sonuç doğuran bir aktör haline gelmesidir.
Bu bağlamda şu öneri artık bir fikir değil, ihtiyaçtır:
Çocuğun karnesinde “aile notu” olmalıdır.Aile fertlerinin davranışları çocuğun başarısını ve geleceğini etkileyen ana unsurdur.

İbn Haldun'a;"Çocuklarımızı nasıl terbiye edelim?diye sırduklarında:
"Evlatlarınızı,eğitmeye,terbiye etmeye çalışmayın.Zaten size benzeyeceler.Siz edebli ve erdemli davranın,rol model olun ki,kâmil nesilleriniz yetişsin."
Bu not;çocuğun akademik ortalamasını düşüren bir ceza aracı olmamalı,
ama yüksek olduğunda ona artı katkı sağlayan,
hatta uzun vadede üniversite puanına dahi olumlu etki eden bir avantaj haline gelmelidir.Amaç cezalandırmak değil.Kişiliğin oluşturulmasına katkı sağlayacak bir ana unsura dönüştürülmesidir.Amaç bu gerçekliği sisteme yerleştirmek ve sosyalleşmeye katkı sağlamaktır.

Çocuğun başarısı sadece çocuğa ait değildir.Aile bu sürecin dışına çıkamaz,çıkarılamaz.Kültür ve değerlerini koruyan,yaşatan bir ortamda yetişen nesiller de milli ve manevi değerlere göre yetişecek,sosyal gelişimini sağlıyacaktır.

Son dönemde yaşanan okul içi şiddet, disiplin sorunları ve gençler de artan tahammülsüzlük bir anda ortaya çıkmış problemler değil.Bunlar yıllardır biriken bir boşluğun dışa vurumudur.Boşluk ilk olarak nerede oluşur?Tabi ki,evde,ailede.
Çocuk dünyayı önce burada tanır,öğrenir.
Sınırı orada görür.
Sorumluluğu orada hisseder.Eğer bu üç değer evde oluşmazsa, okulda kurmak zorlaşır; sistemide sürdürmek ise neredeyse imkânsız hale gelir.

Bugün ebeveynlik anlayışında çok ciddi bir kırılma yaşanıyor.Eskiden aile çocuğu hayata hazırlardı,bugün ise hayat çocuğa göre şekillendirilerek,uyduruluyor.Bu yaklaşımı ilk bakışta merhamet, şefkat olarak değerlendire biliriz.Ama aslında çocuğun en kritik gelişim alanlarını zayıflatarak,toplumsal yapıya uyumsuz,değer ve kültürlerden uzak bencil bir şahsiyet yetişmesine sebep oluruz.Çünkü hayat kişileştirildiğinde toplumsal doku zedenir.Düzen bozulur.Asıl mesele çocuğu,hayata hazırlamak,toplumsallaştırmaktır.

Ama bugün birçok aile, çocuğunu hayata hazırlamak yerine onu hayattan korumaya çalışıyor.Burada çok hayati bir mesele ortaya çıkıyor:
Korumak ile savunmak birbirine karıştırılıyor.Çocuğu korumak; gelişimini desteklemektir.Çocuğu savunmak ise yaptığı davranışı sorgulamadan arkasında durmak,değerlerden uzaklalmasına seyirci kalmaktır.Bugün birçok ailede refleks şu hale gelmiş durumda:
“Benim çocuğum yapmaz.",“Yanlış anlaşılmıştır.”,“Abartılıyor.”
Bu yaklaşım çocuğa şu mesajı verir:Ne yaparsam yapayım, sonuç değişmiyor,ailem arkamda.İşte bu noktada sorumluluk duygusu ortadan kalkıyor,hata, öğrenme fırsatı olmaktan çıkarak suça yönelim artıyor.Oysa karakter tam da burada oluşur:Davranış ve sonuç arasındaki bağ kurulduğunda.Sebep-sonuç ilişkisi doğru kurulduğunda sosyalleşme gerçekleşir.

Bir diğer temel problem sınır meselesidir.Sınır koymak, çocuğu baskılamak değil;ona dünyanın nasıl işlediğini,sosyalleşmeyi öğretmektir.Sınırın,sorumluluğun olmadığı yerde çocuk:Her istediğini hak zannederek“Hayır” kelimesini reddeder,kullanmaz.
Beklemeyi öğrenemez
Sabrı geliştiremez ve en önemlisi de:Kendini ve davranışlarını kontrol etmeyi öğrenemez,öğrenmekte istemez.Bugün gençlerde gördüğümüz öfke patlamalarının, tahammülsüzlüğün ve kontrolsüz tepkilerin büyük bir kısmı buradan besleniyor.Kuralsızlık kurallaşıyor.Sınır görmeyen,sınırsızlığa alışan çocuk,sınırla karşılaştığında çatışma başlıyor.Hayatta çelişkiler artarak,çekilmez hale geliyor.Hayatını kendi eliyle yaşanmaz hale getiriyor.Sorumluluk meselesi de aynı şekilde ihmal edilerek sorumsuzluk hayata dönüşüyor.Aileler çoğu zaman çocuklarının hayatını kolaylaştırarak onlara iyilik yaptığını düşünüyor.Oysa aslında farkında olmadan en kritik beceriyi ellerinden alıyorlar:Kendi hayatını yönetebilme becerisini yokettiklerinin farkına dahi varamıyorlar.Çocuk,onun yerine yapılan her şeyle şu sonucu çıkarıyor:Ben yapmasam da olur,ailem arkamda.Bu düşünceyle büyüyen kişi,hayatın yükünü taşıyamaz,uyum sağlayamaz.Sorumluluk almayan insan özgür değildir;bağımlıdır,bağımsızlığını kaybeder.Oysa sorumluluk,bireyin karakteri ve şahsiyetinin gelişmesinin anahtarıdır.
Sorumluluk almayan kimse,kuralları da ciddiye almaz,alamaz.Hayatı kaosa dönüşerek yaşanmaz hale gelir.
Aslında mesele sadece bireysel gelişim değildir.
Aile aynı zamanda çocuğun insanlarla kuracağı ilişkiyi de belirler.Çocuk;saygıyı,
empatiyi,birlikte yaşamayı evde öğrenir.
Eğer bu dil aile de kurulmazsa,çocuk bunu dışarıda kendiliğinden geliştirerek uyumlu hayatı yaşamaktan mahrum kalır.
Bu noktada özellikle akran ilişkileri önemlidir.
Paylaşmayı öğrenmeyen, sınır görmeyen, empati kurmayan,kuramıyan çocuk; arkadaşlık kurmaz,kuramaz.Paylaşıma razı olmayan rekabet eder, bastırır ve zamanla zorbalık üretir,şiddete baş vurarak,barışı tahrip eder.Zorbalık bir anda ortaya çıkmaz.Zorbalığın dili, çoğu zaman evde öğrenilir.Bu yüzden aile çocuğa sadece kendini korumayı değil,haklarını savunmayı değil, başkalarına zarar vermeden var olma becerisini kazandırmalıdır.Gücü doğru kullanmayı öğretmelidir.
Ve en önemlisi de:Saygının korkudan değil, karakterden,şahsiyetten geldiğini öğretmelidir.

Bugün okullarda yaşanan en büyük kırılmalardan biri de burada ortaya çıkıyor:
Öğretmen–veli ilişkisi.
Eskiden öğretmen bir otoriteydi.
Bugün ise çoğu zaman sorgulanan, baskı altında bırakılan bir konuma itilmiş durumda.Öğretmen çocuğu uyarıyor.Normalde ne olması gerekir?
Çocuk hatasını görsün düzeltsin diye.Ama bugün ne oluyor?Nerdeyse öğrenci,öğretmenini uyarıcı konumuna yükselmiş durumda.Öğrencinin uyarısı sonuç vermezse,
aile devreye giriyor.Dinlemek için değil,suçlamak,savunmak için.Bu durum tekrarlandıkça sistem şu hale geliyor:Öğretmen geri çekiliyor.
Disiplin zayıflıyor.
Ve çocuk şu sonucu çıkarıyor:
Otorite aşılabilir bir şeydir.Aşsamda faydalanıyorum diyerek yozlaşma hayata dönüştürülüyor.

Burada devletin rolü elbette önemlidir.Okulun rolü tartışılmazdır.
Dijital dünyanın etkisi büyüktür.Ama hiçbirisi şu gerçeği değiştirmez:

Temel ailede atılır,düzen evde kurulur.İşte tam bu noktada “aile notu” meselesi bir fikir olmaktan çıkar, bir zorunluluk haline gelir.
Bu bir ceza sistemi değildir.Bu bir farkındalık ve sorumluluk sistemidir.Sistemin işleyişine katkı sağlar.
Aileye şu mesajı verir:
Bu süreçte sen de varsın.Ve bu sorumluluk görünür.Ve daha önemlisi:Bu sorumluluğun sonucu vardır.Son olarak şunu açıkça söylemek gerekir ki:
Çocuğu korumak, onun önündeki engelleri kaldırmak değildir.
Çocuğu korumak, o engellerle nasıl baş edeceğini öğretmektir.
Her istediğini yapan çocuk mutlu olmaz.
Her hatası örtülen çocuk güçlü olmaz.
Her durumda savunulan çocuk doğruyu öğrenemez,doğru hareket edemez.Aksine kırılgan olur,kırar,kırılır.
Hayatın yükünü taşımaktan aciz kalarak altında ezilir.İlk ciddi meseleyle karşılaştığında dağılır.Dayanaksız kaldığını görünce karamsarlaşarak,umutsuzluğa düşer.
Sevgi sınırsız olmadığı gibi,Disiplin de baskı değildir.
Sorumluluk yük değil,yaşamın yolunu öğrenmenin yolu ve yöntemidir. Bunlar, çocuğu hayata hazırlayan temel unsurlardır.Taşlar yerinde değilse,ne okul tek başına yeterli olur ne de sistem,ne de toplum.
Bu yüzden tartışmanın merkezine şu cümleyi koymak gerekir:
Bir toplumun geleceği, sınıfta değil; önce evde kurulur,hayatın temelleri orada atılır.Korunarak düzenin devamı orada sağlanır.

MEDENİYETİN YOK EDİLMESİNİN YOLU

"Bir medeniyeti yok etmek istersen, bunun üç aşaması vardır:

—​ Aileyi yıkmak!
— ​Eğitim ve öğretimi yoketmek!
— ​Örnek olanı(kültür ve öz değerleri) değersizleştirmek!

—​ Aileyi yıkmak için; anneye farklı bir rol biç, öyle ki ev hanımı olmaktan utansın.
— ​Eğitimi yok etmek için; öğretmenleri toplumda itibarsızlaştır, onlara önem verme. Öyle ki, öğrencileri bile onlara hakaret edebilsin, onları aşağılasın.
— ​Örnek olanları gözden düşürmek için; alimleri ve fikir adamlarını değersizleştir.Onları karala, küçümse, onlardan şüphe duyulmasını sağla.Ta ki kimse onları dinlemesin ve örnek almasın."
(İslam Alimi Mahmud Yasin)

ÇOCUKLAR EMANETTİR,KORUNMASI,YETİŞTİRİLMESİ VACİBEDİR

Çocuğun geleceğini kaybetme korkusuyla kaygı duyup okula gitmesi için erkenden uyandırman,ahireti kaybetme korkusuyla sabah namazı için uyandırmaman adil değildir!
Allah’tan korkun ey anne ve babalar!
Çocuklar bizim emanetimiz;malımız veya mülkümüz değil.
“İyi bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır.”(Enfâl, 28)

Çocuğun sadece kıyafetini değil zihnini temizlemeye de özen göster, tüm kötü ve uygunsuz kelimelerden, akımlardan,ideolojilerden uzak tutarak,onun ruhunu,zihnini islamla,Kur'an'la,nebevi şuurla besle,büyüt.
Farz ve sünnet namazlarını vaktinde kılmasına özen göster, ödevlerini yazmaya özen gösterdiğin gibi.
Okula gitmesine özen gösterdiğin gibi camiye gitmesine ve Kuran’ı ezberlemesine de özen göster.
Geceleri gerçeği olmayan masallar anlatmak yerine ona peygamberlerin, sahabelerin gerçek hayatını anlat ki onları sevsin ve onları örnek alsın.
Ona alfabeyi öğretmeden önce
‘La ilahe illellahı’ın önemini ve anlamını öğreterek"Üsve-i hasene"olan Resulullahın yolunda yürüsün,kulluğun gereklerini yerine getirsin.
Dünyadan bahsetmeden önce ona cenneti anlat,sevdir.
Büyüyüp Allah’tan korkmadan önce ahireti sevdir ona.
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi öyle bir ateşten koruyun ki, yakıtı insanlar ve taşlardır; başında ise hiçbir emrinde Allah'a isyan etmeyen ve ne emredilirse onu yapan güçlü ve sert tabiatlı melekler vardır" (Tahrim,6)

Netice-i Kelâm:Ülkemizin bu günkü görünümüne panoramik çerçeveden baktığımız da,kaos ve istikrarsızlığa doğru sürüklemek için,iç-dış düşmanlarımız elinden, dilinde,aklından ne geliyorsa yapmaktan geri durmuyorlar.
İç cebheyi güçlendirmek yolunda ilerlerken,terör odaklarının ini dağıtılırken,şimdi de hain eller gençlerimiz üzerinden ülkemizi hedefe koymuş durumda.Milli ve manevi değerlere bağlılığı tartışılmaz iki nadide şehrimiz de(Şanlıurfa ve Kahramanmaraş),çocuk yaştaki evlatlarımız tarafından gerçekleştilen katliam neticesinde,1 öğretmen'imizle,9 öğrencimiz hunharca katledilmiş...Milletimizi mateme sevketmiş,ülkeyi sarsmıştır.
Tamamen anarşi ve bölücü haraketlerden kurtulduk derken,bu olaylar ardı ardına neden,nasıl zuhur etti?
Vatanımızdan,milletimizden ne istiyorlar?
"Doğu meselesi" devam mı ediyor?

Kuklalar belli ancak kuklacılar kimler?Hainler Türk şamarını tatmamışlar mı? Şer yuvaları bilmiyorlar mı ki inanmış her Türk bir ordudur,şamarını indirince küffarrın feleğini şaşırtır.

Milletimizin ciğerini dağlayan bu elim olaylardan kişi ve kurumlar hissesine düşen payı almalı,gereğini aciliyetle yerine getirmeli,çözümlenerek failler cezalandırılmalıdır.
Vakıa;Münferit olaylar olarak görülmemeli,teferruatlı incelenmeli,tedbirler alınmalı,dersler çıkarılmalı,önleyici politikalar geliştirilmelidir.

Yeni nesle,tarih bilinci verilmeli,hal ve istikbale hazırlanmalıdır.
"Tarih'i tekerrür diye ta'rif ediyorlar/Hiç ders alınsaydı tekerrür mü ederdi." Kibar kelamında Milli şairimizin işaret ettiği gibi,"Olaylardan Dersler"çıkararak önlemler alınmaz ise,tekrar ederek,bünyeyi istila eder ve ülke'mizi felaketin eşiğine sürükler........!
Musibetlerin meramını anlayarak,ferasetle çareler üretmek,"Birliğimizi" korumak,umudu ve temennisiyle...
Çalışmak Kullardan,Hidayet ALLAH'tandır.