"Def'i mefâsid,celb-i menâfi'den evladır."Ahlâkî,sosyal kültürel,ekonomik,siyasal kötülük ve günahlardan sakınarak yaşamak, hak ve hakikate uymayan davranışları terkederek, hulus bir kalple O'na yöneldikten sonra yapılan ameller ve taatlar makbuldür.

Kemalatı yüceltir. Günah bataklığında ki şükürün,hamdın, amellerin faydasız olduğu,olacağı ilahi kelam ve hadisler de belirtilerek şahsın fiziki,ruhi bütünlükle kulluğa yönelmesi tavsiye edilmiştir.

"Ey İnsan!Nereden niçin geldin?Görevlerin nelerdir?Nereye gideceksin?Hesap gününü unutma.Sakın ha..."

Mevlana-ı Celaleddin Rumi'yi,ırmak'tan ummana taşıyan,"Hamdım-Pişdim-Yandım"detirterek "olduğunu/olgunlaştığını"idrak ettiren Şems-i Tebrizi,"olma" yolculuğunu "sus gönlüm"meteforuyla anlatarak mü'minlere olma yolculuğunu tarif ederek bulmaya,hidayate ermeye çağırıyor.

Bazen, uzaklaşmak gerekir yakınlaşmak için.
Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için.
Bazen, ağlamak gerekir açılmak için.
Bazen, anmak gerekir anılmak için.
Bazende susmak gerekir duymak için.

Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, iki ağzın ve bir kulağın olurdu. Onun için, çok dinleyip az konuşmak gerek! Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur. Zira sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir. Derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur. Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar. Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.

Biraz da sessizliğim konuşsun,
Harfsiz bir dil bulalım içimizde,
Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde! …
Sus gönlüm!çok dile getirme.
sen dile getirdikçe gönlün daha da coşar, daha da merak uyandırır.Sabretmek daha da zorlaşarak seni sıkıntıya sokar.

Sus gönlüm!çok kelâm etme. Az konuş ki ruhu huzur bularak olgunlaşsın.Az söyle ki hakka karşı yanlış kelam çıkmasın ağzından!Şunu da bil ki;"konuşan bilmez,bilen konuşmaz."

Sus gönlüm!Bir elif miktarı sus.Sus ki adam sansınlar.
Az kaldı bahara, dayan gönlüm,sükut altındır.
Denizin içinde meydana gelen,görünmeyen dalgalar gibi ruhun gel-gitlerle çarpışıyor. Biliyorum,sabırsızlaşıyorsun! Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım…
İnan bana…Sabret...Kurtulacaksın...Sabrın sonu selamettir. Ama yok!Hidayet yolu...Başka çare...

Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…Zemheri de kuşlar yuva yapmaz,yapamaz...

Sus gönlüm! Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…

Sus gönlüm!Seni senden daha iyi bilen, Rabbinin hükmü vukû buluncaya kadar. Senin nasibin, sana ulaşıncaya kadar. Ulaşmayanlarınsa, senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus.

Sus gönlüm!Onun geleceğini görünceye kadar,
Acının bala dönüşdüğünü fark edinceye kadar, onun gönlünün, senin gönlüne, muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar sus gönlüm

Sebepler vâr edilinceye kadar,
Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus. Bütün bu susmalara karşılık, her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm!Her susuşun bir cevap olsun.
Her susuşun sabrın olsun.
Her susuşun duan olsun, içten yakarışının adı olsun. Her susuşun, bekleyişinin, umud edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun.

Tuz basıp yaralarıma ne kadar susulacaksa o kadar sustum.
Bi’ çığlık kanıyor en derininde yüreğimin. Açmadım kimselere yüreğimi. Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum.

Susmak, kimi zaman ateşe su, kimi zaman ateşe rüzgâr olmuştur. Yağmur alıp toprağa karışan sessizlik, en güzel sestir duyabilen için.
Sus gönlüm!sus!
Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus...
(Şems-i Tebrizi 'ra')

Dr. Zagluol Neccar (Rahimehullah) şöyle demiştir;

Hindistan 'da ineklere tapan dahiler gördüğünde,

Allah'ın yaratışında hiçbir kusursuzluk görmeyen ateist bir beyin cerrahıyla karşılaştığında,

Bir üniversite hocasının miras konusunda Allah'la tartıştığını duyduğunda,

Arap dili edebiyatçısının Kur'ân'ın fesahatine ve belâgatine itiraz ettiğini gördüğünde,

Ve bir düşünürün sünneti gericilik olarak nitelendirdiğine şahit olduğunda,

Buna karşılık, dondurucu soğukta kalkıp sabah namazını kılan sade bir adamı,

Okuma yazma bilmeyen, yaşı ilerlemiş bir kadının gece ibadetini ve nafile oruçlarını terk etmediğini,

Bastonuna dayanarak mescide doğru yürüyen yaşlı bir adamı gördüğünde,

Şunu iyi bil ki mesele hiçbir zaman akıl,zenginlik,şan-şöhret,makam-mevki,diploma,kariyer sahibi olma meselesi değildir; mesele kalp-gönül-ruh meselesidir.Asıl gaye; gönül insanı olarak,gönüller kazanarak,gönüllere girebilmektir.Yunus'umuz bu hakikatin gerçekliğini şöyle terennüm etmişlerdir:"Bir gönül kırdın ise/Bu kıldığın namaz değil/Yetmiş iki millet dahi/Elin yüzün yümaz değil."

Nitekim Yüce Allah (cc), şöyle buyurur: " Gerçek şu ki gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur."
(Hac Sûresi, 46)

NEFİS MUHASEBESİ

"Nefisle mücadele insana haz vermez, aksine sadece dişlerini sıktırır. Öyleyse dişini sıkarak,sabırla onunla mücadele et! Aslında büyük cihad budur!Nefis muhasebesi,kendi-kendini sığaya çekerek olgunlaşmaktır.Nefsi dizginlemek kurtarır,kurtarıcıdır.
Bil ki yavrusunu kaybeden annenin ne sevinci olur, ne de bayramı!Bayramı sadece nefsini yenenler,gem vuranlar yaparlar!
Gerçek saadeti de ancak kemale eren tadar!

İnzivaya çekilmiş,Hakla bir olma yolunda ilerlemeye çalışan,gönül insanına sorarlar:"Ey Efendi! Bu insanların bayramı ne gün?'Ne zaman sevinecekler?Cevap verir,münzevi:
"Affedildikleri gün!Ahiret imtihanı kazanarak razı olundukları zaman!"

Senin nefsine karşı davranışın, karısını bir meyhanede görüp ona güzel elbiseler ve leziz yemekler götüren adamın hâline benziyor. Nefsin ibadeti bıraktıkça sen de tıpkı o adam gibi ona enfes tatlılar ikram etmektesin!
(Hak’tan) gâfil kalplerin pis kokusunu koklamayalım diye kırk yıl boyunca yapayalnız yaşamış erler vardır.Bu dünyanın çıkarlarını düşünme konusunda senden daha uyanığı yok!
Öte âlemin kazançlarını ihmal konusunda da senden daha cahili yok.Sen bu dünyada tarlalarına giden ve oralarda çalışan bir çiftçi gibi olmalısın!Çiftçi hasadı bir ambara kor ve zamanı geldiğinde yararlı olsunlar diye o hasadın ürünlerini büyük bir özenle saklar."
İbn Atâullah el-İskenderî (k.s.), Gelin Tâcı - Nefisle Mücadelenin İlacı

GÜNAHLARDAN KORUNMAK

"Senin için en ürkütücü olan şey, küçük günahlardır.Çünkü sen ihtimal, büyük günahlara yeterince önem verip onlardan tövbe edersin, buna karşılık küçük günahları önemsemez ve onlardan tövbe etmeyi aklından geçirmezsin. Senin bu hâlin, bir aslanla karşılaşınca Allah’ın yardımını isteyip kurtulurken, elli kadar kurt tarafından helâk edilen adamın durumuna benziyor. Oysa Yüce Allah uyarır kullarını:
"Siz onu önemsiz sayıyorsunuz, hâlbuki Allah katında büyük günahtır o!'(Nur, 24/15)

İlâhî mağfiret açısından büyük günahlar, (tövbe edilince affedilebilecek) bayağı günahlara dönüşebilir, fakat sen küçük günahları işlemekte ısrar edersen, onlar da büyük günahlar hâline gelir ve önemsizliklerine rağmen, zehir gibi seni (yavaş yavaş) öldürürler.
Küçük günah, saman alevine benzer, ne var ki o saman alevlerinin bütün bir diyarı yakıp kül ettiği çok görülmüştür.
Sağlığını isyan ve itaatsizlikle bozup mahveden kimse, babasından kendisine bin altın kalan ve o parayla etrafını, biri diğerini ısırıp sokacak yılanlar ve akrepler satın almaya harcayan kimse gibidir. Sonunda onlar kendisini de sokup öldürmezler mi?"

İbn Atâullah el-İskenderî (k.s.), Gelin Tâcı - Nefisle Mücadelenin İlacı

İLİM-İNANÇ-AMELLE HAYAT
Haydi,ilim,irfan,hikmet meclislerine katıl,çünkü o meclislerde cennetten gelen,rayıha ve kokular yayılır.İlahi hikmetlerin konuşulduğu hakk sohbetlerinde bulunursan,o misk-i amber kokularını yürüdüğün yolda,bulunduğun cemaatte,oturduğun mekanlarda hisseder,koklarsın.
Günah işlemekte yada işlemek üzere olsan bile,sen o meclislerde bulunmamazlık etme!Kendine'ben günahkarım,musibetler içinde yüzüyorum,günah deryasından kurtulamıyorum,o toplantılara katılmamın ne faydası olur ki?diyerek oralardan uzaklaşma!
Tam aksine,ilim,irfan meclislerine gönülden bağlan!Kulluğu kazanmaya çaba göster!Okçunun okunu düşmana atması gerektiği gibi veya düşman oklarından korunması gibi günah bataklığından kurtulma azminde ol!Bugün sana faydası olmasa bile,yarın yararına olacaktır.Bunu bilerek günahlardan uzaklaş,Rabbine yakınlaş.Zira o musibetler rızkının daralmasına,hatta yok olmasına sebep olabilir.Tövbe ederek bağışlanmayı dile ve kabul edilmesi için nedamet gözyaşı dökerek Hakka yönel!Teslimiyet göstererek O'na iltica ederek;
"Ey Rabbimiz!Biz kendimize zulmedenlerdeniz!Bağışlamaz ve merhamet etmezsen,elbette en büyük kaybeden ve zarara uğrayanlardan oluruz!(A'raf,23)"

Hâsılı Kelam:

DİRİLİŞ NESLİNİN AMENTÜSÜ(Sezai Karakoç)

“Bedenimin, maddî vücudumun, benliğimin özü olan ruhumun bir aleti, bir kemanı, bir silâhı, bir donatımı olduğuna inanıyorum.”

Bu, materyalizme indirilmiş en büyük tokat,en şiddetli darbedir.Ruhun asıl olduğunu bildiren hakikattir.

Ne Anlama Geliyor?: Bugünkü dünya, “önce beden, önce madde-varlık”diyerek masıvaya yöneliyor. Karakoç ise bunu tersine çevirerek der ki;Asıl olan;Öz'dür ruh'tur,enfüs'dür,gönüld ür;Beden ise onun görünen elbisesi,eti-gemiği,taşıy ıcısı,koruyucusu biniti,aracıdır. “Keman” derken, ruhun bedeni nasıl bir enstrüman gibi kullanıp güzel sesler (salih ameller) çıkarabileceğini; “silah” derken, bu beden ve dünya nimetlerinin nasıl bir cihad aleti olabileceğini anlatarak gösterir.
Müslüman İçin Pratik Anlamı: Senin asıl değerin, vücudunun güzelliği,fiziki ölçün(sıfır bedenin)(!) veya sağlamlığın,gücün kuvvetin,gösterişin değil, o vücudu ne için kullandığın,hangi yolda harcadığındır.Niçin,nerede,nasıl tükettiğindir. Vücut!ruhun emrinde olduğu,ona hizmet ettiği,yaratılış fıtratına uygun yaşadığı sürece yücelir,değerlenir,hayat sunar.Ruh;vücudun (nefsin) emrine girerse alçalır,kemâlâttan uzaklaştırılarak esfele sefilin(aşağıların aşağısı)mertebesine indirilerek değersizleştirilir.Güzel amellerle meşkul olan bir beden,Allah yolunda yorulan bir vücud,işte o zaman bir “keman”a dönüşür ve ilahi bir ahenk tutturur.Nağmeleşir.Hu zur bulur,huzur olur,saadet sunar.Bütün meselenin özü-özeti,hakikati kulluk yolunda ilerleyerek,kâmil insan olmak,razı olunanlardan olma yolunda seyr-i suluk da(yolculukta bulunmaktır)yol almaktır.

Razı olunan,razı olan,müttekilerden olarak,imanıyla hakikat yurduna ulaşabilen,O yüceler yücesine kavuşarak"SELÂM OLSUN" müjdesine nail olma dua ve niyazıyla...

Kulluk hoş,hoşnut etmek daha hoş.Hoşnut edilen,hoşnut olunanlardan olmak ne hoş olur değil mi?