"Aile,şahsın ilk okulu,karakterinin şekillendiği mekan, toplumun en sağlam yapı taşıdır.Aile ocağı dağılırsa toplum yok olmaya mahkum olur."

Çocuk, aileye verilmiş en büyük nimetlerden biri olduğu kadar en ağır sorumluluklarında başında gelmektedir. O sadece büyütülmesi gereken küçük bir beden/bebek değil; şekillendirilmeyi bekleyen bir kalp-gönül, yön verilmeyi bekleyen bir ruh ve geleceğe bırakılacak büyük,canlı bir mirastır. Bu nedenle çocuk yetiştirmek; yedirmek, giydirmek,ihtiyaçlarını gidermek,okula göndermek,meslek edindirmek ve ev-bark sahibi yapmatan çok daha fazlası,kutsal emanet ve imtihan vesilesi olarak hayırlı ÇOCUK.

Evlat'ın,emanet ve nimet olmasının yanında,sorumluluğu ağır,reşit ve büluğ çağına erinceye kadar fiziki ve metafiziki hallerinden sorumlu tutulan en ağır mesuliyet ve yerine getirilmesi meşakkatli bir imtihandır da.Onun karakterini, ahlakını,inancını ve hayata bakış açısını,kural ve kaidelere uygun olarak inşa edebilmek,yaratılış fıtratına göre büyütmek ilahi emirdir.Kulluk şuuruyla yetiştirebilmek,yaratılış gayesine uygun yaşayan bir eser ortaya koyabilmekle yükümlü tutulmuştur ana-baba.

Her çocuk dünyaya temiz bir fıtratla gelir. Kalbi saf, zihni berrak, ruhu işlenmeye hazır bir toprak gibidir. O toprağa ne ekilirse zamanla o yeşerir. Sevgi ekilirse merhamet büyür, öfke ekilirse,nefret ortaya çıkar,ihmal ekilirse,imha başlar,iman ekilirse huzur ve mutluk artar. Bu yüzden çocuğun ilk mürebbisi,edebcisi,eğiticisi,öğretmeni anne ve babasıdır. Çocuk konuşmadan önce çevresine bakmayı öğrenir; yürümeden önce hissetmeye başlar; anlamadan önce taklit etmeye yönelir. Anne-babanın birbirine hitabı, sabrı, öfkesi, dine ve ibadete verdiği önem, insanlara davranışı,söylediği sözler,sergilediği davranışlar,yaptığı hareketler,dünya misfiri için; orjinal,benzersiz,sessiz,görüntülü hazırlanmış ders ve hayat kitabıdır.Çocuklar genellikle aynıyla ebeveynleri gibidirler.Suyun konan kabın şeklini aldığı gibi bebekler de içinde büyüdüğü ortamın şekil ve davranışlardan etkilenerek hayatını yaşar büyür,şekillenir.

Birçok insan çocuk eğitimini geç yaşta başladığını zanneder. Oysa eğitim beşikte değil,anne-baba'nın ruhunun yaratılmasıyla, yada doğmalarıyla başlayarak,evlenmeleri,ev kurmalarıyla devam ederek,kurulan yuvanın atmosferiyle şekillenir. Rahme düşen pıhtı; anne'nin yediklerinden-içtiklerinden,teneffüs ettiği havadan,giydiği esvaptan,yattığı odadan,yaşadığı evden,gezdiği-gördüğü ortamlardan,söylediği sözlerden,kendisine söylenen kelâm'lardan ve davranışlardan nasibini alır,kişilik karekterinin temellerini atarak inşaya başlar.Gelen şerefli misafir; bulunduğu ortamdan etkilenir.Evde huzur varsa mutlu,gerginlik,kavga,dövüş hengame varsa,keyfi kaçar,elemlenir.Bundan dolayı hayırlı evlat yetiştirmek isteyenler önce hayırlı bir eş bularak,sıcak,samimi bir yuva kurmalıdır. Çünkü çocuk, sözlerden çok, ortam ve davranışlardan beslenir,büyür.Hayata gülümser...Mutlu olur,saadet verir.Sevgi bulur,sevgi dağıtır.Hayat bulur,hayat olur,hayat sunar,hayatın kendisi olarak,aileye can kaynağı olur,ailenin devamlılığını sağlayan evin direği konumuna yükselir.Bulunduğu mekana gülücükler ekerek şenlendirir.Çünkü o,en büyük nimet,riayet edilmesi gereken kutsal bir emanettir.

Her çocuk aynı değildir. Kimi sakindir, kimi hareketli.Kimi çabuk öğrenir,kimi geç.Kimi hassas ve nâif'dir.Kimi yaramazlık yapar,kabadır.Kimi güler güldürür.Kimiside ağlar,ağlatır,huzursuzluğun kaynağı olur.Asıl olan şu ki;hiçbirisi değersiz,kıymetsiz değildir. Her çocuk kendine has bir kabiliyet,farklı bir imtihan ve ayrı bir emanettir. Bu yüzden çocukları birbirleriyle kıyaslamak büyük bir hatadır olumsuz sonuçlar doğurur. “Komşunun çocuğu şöyle, bizimki böyle” demek; çocuğun ruhunda derin yaralar açar. Çünkü kıyas sevgiyi zedeler, güveni kırar,gönülleri uzaklaştırır,kalplere muhabbetsizlik duygusu yerleştirir.Huzursuzluklara kapı aralar...Aile saadetini zedeler.

Çocuk yetiştirmenin en önemli unsurlarından biri şefkat,merhamettir. Sertlik,kabalık korku,nefret üretirken,sevgi ve muhabbet ise güven,samimiyet,saadet üretir. Sürekli azarlanan çocuk içine kapanır ya da öfkeyle büyür,öfkeli davranışlar sergiler. Değer verilen çocuk ise kıymetli olduğu şuuruna vararak,şahsiyet kazanır,kendini güven de hisseder. Peygamberimizin çocuklara sevgiyle yaklaşması, onları kucağına alması, oyunlarına değer vermesi,onlarla oyun oynaması;çocuk terbiyesinde şefkatin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Çünkü çocuk sevgiyi,muhabbeti hissederse riayet ederek yerine getirir.Saadet bulan,mutluluk dağıtır.

Çocuk bazen anne-baba için sabır imtihanıdır. Ağlar, yaramazlık yapar, hata eder, söz dinlemez. Fakat bu anlar aslında anne-babanın terbiyesinin ortaya çıktığı anlardır. Sabreden anne-baba çocuğa sadece sakinliği öğretmez; aynı zamanda hayatla baş etmeyi de öğretir. Her sorun çıkaran çocuk kötü değildir; bazen enerjisi fazladır, bazen ilgi bekler,bazen anlaşılmak ister. Bu nedenle çocuğun davranışının arkasındaki hakikate ermek,anlamını çözmek,ihtiyacını gidermek için huzursuzluğun sebebine vâkıf olmak gerekir ki teşhis-tedavi fayda sağlasın...

Çocuğun başarısı sadece okul notlarıyla ölçülemez.ölçülmemelidir.İnsanlara faydalı olan, dürüst yaşayan, merhametli davranan,Rabbini bilen bir evlat;yüksek başarılar sağlayarak makam-mevki sahibi olanlardan daha faydalıdır,hayırlıdır.Çünkü toplumları ayağa kaldıran kişiler,yüksek notlar alarak akademik kariyer sahibi,maddeten zengin,koltuğa kurulan,içinde yaşadığı milletine tepeden bakarak hakir görenler değil;edebiyle, ahlakıyla,davranışlarıyla,görevlerini hakkıyla yapan,kindisine,ailesine,milletine,devletine karşı vazifelerini hakkıyla yerine getiren samimi,uyumlu,milli değerlerini koruyan şahsiyetlerdir.

Anne-babanın çocuğa bırakacağı en büyük miras, mal-mülk-makam değil,güzel ahlak,şahsiyet kazandıran edep-terbiye'dir. Çocuklar büyür, evden ayrılır, kendi hayatını kurar. Ama çocukken gördüğü sevgi, duyduğu dua, yaşadığı huzur ve aldığı ahlak ömür boyu onun hayatını şekillendirir,yolunu aydınladen rehberi olur. Bir gün anne-baba yaşlandığında, çocukluğuna sevgi ekilmiş evlat merhametle geri döner.Küçüklüğünde kendisine nasıl davranmışlarsa oda,onlara öyle davranır. Şefkat ve merhametle yetiştirilmişse,onlara saygı ve hürmet gösterir.Muhabbetsiz yetiştilmişse sevgisiz,saygısız davranır."Rüzgar eken fırtına biçer"darb-ı meselince"ne ekersen onu biçersin" Nokta.O kadar...

Özetle çocuk yetiştirmek günlük bir uğraş değil,yeni bir nesil inşa etmektir. Bugün gösterilen sabır yarının huzuru,rahatı mutluluğu olabilir. Bugün verilen güzel eğitim,edep yarının güçlü toplumunun temel dinamikleri,geleceğe döşenmiş temel taşları olabilir.Saliha anaların kucağında,huzurlu ev'lerde yetişen salih, ahlaklı, merhametli,milli ve değerlerle yetişen bir nesil bir şahıs;bazen bir milletin kaderini değiştirerek,yüceltir ve geleceğine yön verebilir.

EHEM'Mİ MÜHİM'ME TERCİH ETMEK

Kadim geçmişlerimizin kullandığı"EHEM'Mİ MÜHİM'ME TERCİH ETMEK" diye tabir edilen önemli bir kural vardır.Açarsak"mühim; önemli,kıymetli,değerli" anlamlarına gelirken,"Ehem ise;en önemli,en değerli,en kıymetli" demektir.Bir işi,bir görevi yerine getirirken"en önemli" olanı yaptıktan sonra,ikinci olarak da "önemli"olan görevi yerine getirmektir.Doğrusu böyle iken zamanımızda,mühim;ehemmin önüne geçmiş..."Ayaklar baş,başlar ayak olmuş"düzen değişmiş bir noktada amaçlar araca dönüşmüş,araçlar amaca dönüşerek sistem değişkliğe uğramıştır.Düşünüşün değişimini etkileyen;nefis,menfaat,konfor, keyif,inancın zayıflaması,aman el-alem ne derler vesveseleri devreye giriyor.

Erdemli,ahlaklı,faziletli olmakla(uhraviyat) ile akademik başarıya(dünyavileşme)baktığımızda aslında ikisi de önemli.Ancak insanlara;uhraviyat mı(fazilet mi), yoksa dünyavileşmek mi(akademik başarı mı)önemlidir diye soracak olsak çoğunluk erdem olmadan, akademik başarı neye yarar cavabını verirler.Oysa ki hayatımıza baktığımızda gerçek hiçte öyle değil.En basitinden veliler okula gittiklerinde yetkililere sordukları ilk soru"Hocam! Bizim çocuğun notları nasıl? Aman düşük olmasın.Deneme sınavlarında ki durumu nasıl? Yükseliyor mu? Düşüş olmasında, sınavı kazansın" temennisi ile devam eder.Sormaz ki;bizimkinin davranışları nasıl?Sizlerle ve arkadaşları ile olan ilişkilerinde uyumlu mu?Saygı ve sevgi de kusuru varmı? Sorularına sıra gelmez. Zaten gereğide yok.Doktor,avukat mühendis olsun yeter.Temel düşünce dünyada makam-mevki sahibi olmak,o yolda ilerelemek. Oysa ki asıl mesele erdemli,ahlaklı,mü'min olabilmek.
Yaşlı babasını ayağına çağıran Kadıya;"Kadı olmuşsun,fakat adam olamamışsın"meselinde olduğu gibi...

Evlatlarımızın dünyalık başarılarını önemseyeceğiz ancak küçük yaşlarda yaradana kulluğun gereklerini onların gönüllerine naklederek,ibadetleri,Kur'an'ı okumayı, sünnete uygun yaşamayı,insani değerlere sahip olarak yetiştirmeyi dert edinsek bir eksiklik olmaz.Halen ruhi yönü gelişen insanlar, güçlü kişiliği ve iç huzuruyla hayatlarında çok daha fazla başarılı ve kariyer sahibi olacaklardır.

Ehemmi,mühimme tercih edenler her zaman kazanırlar.Bu prensiple ilgili aşağıda anlatılan menkibeden alınacak dersi alanlardan olmak...

Mübarek kişi,bir Cuma günü evde ki buğdayı merkebine yükleyerek, un üğüttürmek için değirmenin yoluna revan olmuş...
Değirmenin önünde buğday çuvanlarını indirerek içeriye taşırken,birde bakıyor ki,karakaçan'ın yerinde yeller esmiyor mu?
Merkebi aramaya çıksa,Cuma namazını kaçıracak...Kalbinden"Sen nereye gidersen git,ben Rabbimin emrinden çıkmam,Cuma namazını kılayım"diyerek abdestini alarak,huşuyla görevini bihakkın yerine getirir.
Değirmene gelir,merkep hâlâ görünür yerlerde görünmüyor.Her hâlukarda tarlaya gitse,odun getirecek,unu götürecek olsa merkep gerekli.İçinden; "Yorgunum,şimdilik eve giderek dinleneyim,sonra arar bulurum" diye düşünerek evinin yoluna koyulur.
Evine yaklaştığında ahırından merkep sesi gelmez mi?
Ahıra girer,eşeği görünce sevinir,hemde şaşırarak hanımına:
_"O hayvan buraya nasıl geldi,neler oluyor?
_"Efendi!Bugün ödüm patladı,nerdeyse ölüyordum.Bir arslan merkebi önüne katmış,bir o tarafa, bir bu tarafa,derken ahıra kadar getirdi.Ben de korkumdan saklandım.Bulunduğum yerden korkarak baktım ki arslan geldiği gibi gidiyor."
Adamcağız;_"Hanım bu bizim merkep değil mi?
_"Evet bizim merkep"deyince adam şaşırarak öylece kalır.
_"Bey senin karnın acıkmıştıt.Taze unumuz geldi,ekmek yaptım"deyince adamcağız hayretle:
_"Hanım!Un nereden geldi?"
_"Sorma bey!Komşu değirmene gitmiş,kendi unu zannederek bizim unu getirmiş,yanlışlığı eve gelince anlamış ve bizim olduğunu farkederek unu getirdi,yani unumuz geldi...
Sana bir haberim daha var bey!Komşu bahçesini sulamış,kanalı kapatmayı unnutmuş.O arada bizim ağaçlarda sulanmış!"

Mübarek zat-ı Kiram,hanımından bunları duyunca Huzur-ı ilahiye ellerini açarak:
_"Ey Yüce Allah'ım!Ben senin bir emrini yerine getirdim,sen benim üç ihtiyacımı giderdin.Sana ne kadar şükretsem azdır,yetersiz kalır."

Kelâmın Özü;Nesil yetiştirmek,evlatlarımızı fiziksel, metafiziksel(zihinsel,ahlâkî,ruhsal)gelişimlerini sağlayarak,onları kendilerine,ailelerine hemde milletlerine faydalı, şuurlu şahıslar yetiştirme yolculuğudur.
"Ne zamanın içindeyim/Nede büsbütün dışında!"
Nerede ahlak buhranı,deformasyonu varsa, orada milli-manevi,idealsizlik vardır.Nasıl yaşayacaklarını,neye inanacaklarını bilmeyen nesiller,gayelerini,illetlerini,fıtratlarını unutmuş,günlük yaşayan,hayat felsefelerine,konforlarına ve zevklerine göre hayat süren milletler helaka sürüklenirler,sürüklenmişlerdir.
Böyle şaşırmış milletleri kutarmanın yolu ve yöntemi,İlahi,milli idrak ve ideal aşılamaktır.
"Veriniz"den maksadım,ruhlarının özünden uzaklaşmış,değerlerinden mahrum kalmış,ferdi arzularını önceleyenlerden daha üstün temayüllere yönelterek,şuurlu,bilinçli,zamanın ruhunu okuyan,ağlardan bağlardan,bağlamlarından kurtulmuş iradeli,bilinçli nasiller yetiştirmektir.
Halkın kahramanları,sanaatkarları,şairleri,bilim insanları,mana önderleri,yönetim etk'leri,millete,gençliğe ülkü ve ideâl vermeye mesuldurlar.Sorumludurlar.
İdeal veriniz ideal!
İdealsiz insan;Hayatın gayesini unutmuş,yaratılışının felsefesinden uzak,Hakka,kendisine,varlığa yabancılaşmış,rotasızlaşmış,dünyanın meşakkatleriyle kuşatılmış bir cendere de mutsuz,ümitsiz hayata hapsolmuş,sürünüyorlar.
Kurtuluş,yaratılışın ruhuna dönmek,milli ve maneviyete sahip çıkmaktadır.
Ey Türk Milleti!Üzülme!
Yeni neslin zıpırlarından,değerlerinden ıraklaşmışlarından bahsetmiyorum.Neslimizi"bu ülke yaşanmaz" diyen vatansızlar temsil etmez,edemez:
"Sen hiç mükedder(üzülme) olma,senin öz oğulların,
Şevkatli kızların da var...
Vardır...
Olmasaydı,çoktan yok olmuştuk.
Ama şu hakikati de unutma!
"Bir okul açan,bin hapishane kapatır"diyen Victor Hugo'nun meşhur sözü;şu vecizeye dönüştürülebilinir:
"Bir mescit(cami)kapayan,bin hapishane açmaya mecbur kalır,kalmıştır da"
Ülkü ve ilke sahibi,zamanın,ağlarından,bağlarında,bağlamlarından kurtulmuş,yaşamayan ancak yaşatma idealinde olan,inanmış adanmış,ülkemizin önünü ve ideal yolunu açacak önder kuşağına(Medeniyet Tasavvuru Okulu-Vefakar,Cefakar,Fedakar,Adanmış:Yusuf Kaplan ve MTO Gençliğine selam olsun.Ülkemizin geleceği Medeniyet Tasavvuru Okuludur)kavuşmak dua ve dileklerimle...
Allah var,gerisi tefarruat...


Kaynakça:
Sefa,Peyami, Eğitim,Gençlik,Üniversite,Gençlik Sipor Yayınları,(2022), İstanbul.
Kaplan,Mehmet,Kültür ve Dil,Dergah Yayınları, (2010), İstanbul.
Topçu, Nurettin,Türkiye'nin Maarif Davası,Dergah Yayınları,(2015)