Bazen bir yolculuğa çıkarsınız; niyetiniz sadece bir yerden bir yere gitmektir.

Ama yol, çoğu zaman size planladığınızdan fazlasını gösterir.

Bu yolculukta bunu bir kez daha gördüm.

Osmaniye’den 2 Mayıs 2026 Cumartesi günü saat 08.02’de çıktım; Kemer’e, Kaş’a, Kaputaş’a, Antalya’ya, Burdur’a, Isparta’ya, Konya’ya uğrayıp yeniden Düziçi’ne döndüm.

Gazeteciliğin sadece haber yazmaktan ibaret olmadığını; bazen bir çay sohbetinde, bazen bir mola yerinde, bazen de küçük bir bileklik tezgâhının başında güzel hikâyeler yakalanabileceğini bir kez daha fark ettiğimi açıkça söyleyebilirim.

Bu Kez Konya Yolunu Tercih Ettim

Normalde Mersin, Anamur, Alanya hattını kullanırdım. Manzarası güzeldir, denizi görerek gitmenin ayrı bir keyfi vardır. Ama bu kez Konya yolunu tercih ettim. İyi ki de etmişim. Yol biraz daha uzun gibi görünse de sürüş olarak daha rahat geldi. İnsan bazen alışkanlıklarını değiştirince başka güzelliklerin de farkına varıyor.

İlk şarj molam Pozantı Demireller Dinlenme Tesisi’nde oldu. Araç yüzde 29’dan yüzde 94’e çıktı. Çorbamı içtim, çayımı içtim, biraz dinlendim ve devam ettim. Sonra Konya Meram Cadde AVM’de ikinci şarjımı yaptım. Bir gazeteci arkadaşımın tavsiyesiyle Havzan Etli Ekmek’e uğradım. Güzel bir etli ekmek yedim. Yolculukta bazen iyi bir yemek bile insanın moralini yerine getiriyor.

Ama o kadar yol geldikten sonra beni en çok yoran yer Antalya’dan Kemer’e geçiş oldu. Bazen kilometre az olur ama yol uzun gelir. Antalya-Kemer arası da benim için öyle oldu. Kemer’e vardığımda saat 18.40 civarıydı. Gazeteci büyüğüm, Anadolu Gazete Sahipleri Derneği Başkanı ve Kemer Gözcü Gazetesi imtiyaz sahibi Ahmet Duran Yenigün ile buluştum. Sohbet ettik, ardından otele geçtim.

Ben gittiğim yerlerde denize girmeyi seven biriyim. Soğuk da olsa fırsatını bulursam denize girerim. Ama bu kez hava izin vermedi. 2 Mayıs’tan 5 Mayıs’a kadar yağmur ve rüzgâr vardı. Deniz kıyısındaydım ama denize giremedim. Hayat bazen böyledir; istediğiniz şey hemen önünüzdedir ama şartlar uygun olmaz.

Kemer’den Kaş’a, Kaputaş’a

6 Mayıs sabahı ise Kemer’den Kaş’a, oradan da Kaputaş Plajı’na gittik. Kaputaş gerçekten görülmesi gereken bir yer. Kaputaş Plajı’na girişte 50 TL ücret alındığını söylediler. Basın mensubu olduğumuzu belirtince ücret almadılar. Açıkçası böyle küçük kolaylıklar da yolculuğun içinde hoş bir anı olarak kalıyor.

İnsan bazı yerlerde fotoğraf çekmekten çok, sadece durup bakmak istiyor. Deniz, kayalıklar, renkler… Farklı bir his veriyor; gerçekten başka bir yerde olduğunuzu hissediyorsunuz.

Bu yolculukta dikkatimi çeken şeylerden biri de şu oldu: Osmaniye’de neredeyse her 10 kilometrede bir güvenlik kontrolüyle karşılaşmaya alışığız. Kimlik kontrolü, alkol kontrolü, uygulama noktaları… Ama bu uzun yolculuk boyunca bir tane bile kontrol noktasına denk gelmemek bana ilginç geldi. Gazeteci alışkanlığı işte, insan merak ediyor.

Kaş’a indiğimizde hayatın pahalı yüzüyle de karşılaştık. Tavuk döner 550 TL idi. Ben tavuk döneri ayranla severim ama yolda olduğum için çayla yedim. Hatta bazı yemeklerin yanında çayın iyi gittiğini de söylemeden geçmeyeyim.

Kaş’ta Tanıdık Bir Yüz

Sonra küçük bir alışveriş sırasında yüzü bana tanıdık gelen bir beyefendiyle karşılaştım. Önce düşündüm, kim olabilir diye. Dayanamadım sordum:

“Daha önce Osmaniye’de bulundunuz mu?”

Gülümsedi.

“Osmaniye’ye gittim ama uzun süre bulunmadım. Simam tanıdık geldi değil mi?” dedi.

Meğer karşımda milli futbolcu Emre Aşık varmış.

Mütevazı, samimi, doğal bir insandı. Normalde ünlülerle fotoğraf çektirme merakım yoktur. Böyle bir yarışa hiç girmem. Ama bu kez küçük bir anı olsun istedim. İzin istedim, kırmadı. Fotoğraf çektirdik.

Ersin Şimşek Emre Aşık

“Bu Dünyada Mutlu Olmak Lazım”

Fakat Kaş’ta beni asıl etkileyen kişi ne milli futbolcu oldu ne de turistik manzara.

Beni en çok etkileyen, küçük bir bileklik tezgâhının başında tanıştığım Halil ve Onur çifti oldu.

Onur Hanım’ın yüzü o kadar güleçti ki insan ister istemez soruyor:

“Gerçekten çok mutlu görünüyorsunuz. Bunun sebebi nedir?”

Verdiği cevap çok sadeydi ama bir o kadar da derindi:

“Niye üzülelim, bu dünyada mutlu olmak lazım.”

Bazen insan uzun uzun kitap okur, konferans dinler, seminerlere gider ama hayatın en gerçek cümlesini küçük bir tezgâhın başında duyarsınız.

Sonra sohbet ettik. Kaş’a gelen turistleri sordum. Rusya, Almanya, Hindistan dedi. Hindistan deyince bir anda “Hintliler fakir değil mi?” dedim. O da “Fakiri de var ama zengini çok zengin” dedi.

Halil Bey 1986’da öğretmen olmuş, birkaç ay öğretmenlik yaptıktan sonra bırakmış. Sonra Kaş’a dönmüş, gümüş işiyle uğraşmış. Eşiyle birlikte Hindistan’a, Nepal’e ve dünyanın birçok yerine gitmişler. Küçük bir tezgâhları vardı ama anlattıkları hayat büyüktü.

Üzerlerinde dağcılıktan kalma kıyafet markaları vardı. Kıyafetler bile sanki yılların hikâyesini taşıyordu. İnsan bakınca anlıyor. O kıyafetlerin eskiliği bile bir yaşanmışlık gösteriyordu.

O an kendi kendime şunu düşündüm:

Osmaniye’de insanlar para kazanıyor ama çoğu zaman yaşamayı bilmiyor.

Hep biraz daha ev alalım, araba alalım, birikim yapalım, garantiye alalım derdindeyiz. Elbette kimsenin geçim derdini küçümsemiyorum. Bugün herkesin hayatı kolay değil. İnsanlar ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Ama yine de hayatı tamamen geçim hesabına sıkıştırınca insan bazı şeyleri kaçırıyor.

Batı’ya, özellikle denize kıyısı olan şehirlere gidince bunu daha iyi görüyorsunuz. İnsanlar daha dışarıda, daha hayatın içinde, daha rahat. Küçük bir tezgâhın başında bile dünyayı gezmiş, insan tanımış, hikâye biriktirmiş kişilerle karşılaşıyorsunuz.

Bizde ise çoğu insan doğduğu yerden başka bir yeri görmeden yaşlanıyor.

Bizim Anadolu insanımız geliyor aklıma. Doğmuş, büyümüş, evlenmiş. Bütün hayatı eşi, çocukları, evi olmuş. Ne başka şehir görmüş ne başka coğrafyanın insanıyla oturup sohbet etmiş.

Bu yüzden belediyelerin kültür gezilerini daha fazla önemsemesi gerektiğine inanıyorum. İnsanların başka şehirleri görmesi, farklı insanlarla tanışması bence önemli. Çünkü insan gördükçe değişiyor, tanıdıkça daha farklı bakıyor.

Halil ve Onur çiftiyle güzel bir sohbet ettikten sonra Kaş’tan ayrıldım ve tekrar Kemer’e döndüm.

Antalya’da Gazetecilik Üzerine Bir Not

Daha sonra Antalya Kaleiçi’nde bulunan Antalya Gazeteciler Cemiyeti’ne gittim. Yönetim kurulu üyeleriyle bir araya geldik. Orada da dikkatimi çeken başka bir şey oldu.

Antalya Gazeteciler Cemiyeti

İnsanların birbirine karşı nezaketi, konuşma üslubu, meseleleri ele alış biçimi gerçekten dikkat çekiciydi. Herkes kendini geliştirmiş, ölçülü, saygılı bir şekilde konuşuyordu. Orada olmayan kişiler hakkında bile seviyeli cümleler kuruyorlardı. Kimseyi kırmadan, dökmeden, çözüm odaklı konuşuyorlardı.

Bunu görünce ister istemez Osmaniye’deki gazetecilik ortamını düşündüm.

Biz bazen ortak hareket etmeyi başaramıyoruz. Bazen küçük meseleleri büyütüyoruz. Bazen mesleki rekabeti kişisel kırgınlığa çeviriyoruz. Bazen aynı şehrin gazetecileri olarak aynı masada oturup çözüm üretmek yerine birbirimize mesafe koyuyoruz.

Antalya’daki gazeteci dostlarımızı Osmaniye’deki bazı toplantılarımıza getirsek, herhalde bizim kavgalı olduğumuzu, kanlı bıçaklı olduğumuzu düşünürler.

Bunu kimseyi kırmak için yazmıyorum.

Kendimize ayna tutmak için yazıyorum.

Çünkü gazetecilik sadece haber yazmak değildir. Gazetecilik aynı zamanda şehre karşı sorumluluk taşımaktır. Basın güçlü olmazsa, şehir de bazı konularda güçlü duramaz. Gazeteciler ortak meselelerde bir araya gelemezse, o şehirde ortak akıl da zayıflar.

Idris Taş Ersin Şimşek

Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, AGF Yönetim Kurulu Üyesi İdris Taş Başkanımızı da birkaç gün sonra ziyaret ettim. Kıymetli kardeşi Antalya Cumhuriyet Savcısı Gadem Taş’ın vefatı nedeniyle taziye dileklerimizi ilettim. O süreçte Antalya için önemli isimlerle tanışma fırsatım da oldu.

Burdur’da Kısa Bir Durak

Kemer’de birkaç gün daha kaldıktan sonra Antalya’daki Basın İlan Kurumu toplantısını üzülerek kaçırdım ve Burdur’a doğru yola çıktım.

Burdur’da, Basın İlan Kurumu Genel Kurul Üyesi, Burdur Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, AGF Yönetim Kurulu Üyesi ve Burdur Yenigün Gazetesi sahibi abim, dostum Kürşat Tuncel ile buluştum.

Kürşat Tuncel Ersin Şimşek

O Antalya’daki toplantıdan Burdur’a gelmeden ben Burdur’u gezmeye başlamıştım bile. Çarşıda beni karşıladı. Ben gezdiğim yerleri anlatmaya başlayınca, “Ersin, her şeyi öğrenmişsin, duramıyorsun” diye şakalaştık.

Evet, duramıyorum.

Çünkü gazetecilik biraz da budur. Gittiğin şehirde sadece toplantıya katılmazsın. Çarşıyı gezersin, esnafla konuşursun, yemek yersin, sokaklara bakarsın, insanların yüzünü incelersin. Bir şehri tanımak için sadece toplantıya katılmak yetmiyor; çarşısına bakmak, insanıyla konuşmak gerekiyor.

Burdur’da ekip arkadaşlarıyla tanıştık. Sonra Burdur Çöp Şiş’in tadına baktım. Bana bizim Adana’nın baharatsız hali gibi geldi. Ben baharatı seven biriyim. O yüzden damak alışkanlığım biraz farklı. Ama yine de güzel bir yemekti. Her şehrin kendine göre bir tadı, kokusu, ritmi var. Oradan Isparta’ya geçtim.

2012 Kilometrenin Ardından

Yolculuğun araç tarafında ise BYD Seal U EV ile 2012 kilometrelik bu rotayı tamamladım.

DC hızlı şarjları da kullandım, otelde AC yavaş şarj da yaptım. Pozantı Demireller, Konya, Kemer, Antalya, Isparta ve dönüş hattında planlı ilerleyince sorun yaşamadım.

Elektrikli araçla uzun yol yaparken biraz planlama gerekiyor. Doğru rota, doğru şarj noktası ve biraz zaman yönetimiyle uzun yol gayet mümkün.

Bir şehirden başka bir şehre gitmek, sadece haritada yer değiştirmek değildir. İnsan bazen kendi şehrinden uzaklaşınca, kendi şehrini daha iyi görmeye başlıyor. Osmaniye’ye dışarıdan bakmayı öğreniyor.

Kaş’ta Halil ve Onur çiftinden hayatı ertelememeyi öğrendim.

Antalya’daki gazeteci dostlarımdan nezaketin ve ortak aklın değerini gördüm.

Burdur’da bir şehri anlamak için sokakta yürümek gerektiğini yeniden hatırladım.

Bizim daha çok yola, daha çok sohbete, daha çok nezakete ve daha çok dünyayı görmeye ihtiyacımız var.

Çünkü insan bazen direksiyon başında giderken sadece kilometre yapmaz.

Biraz kendine yaklaşır.

Biraz yaşadığı şehri sorgular.

Biraz da hayatı kaçırmamak gerektiğini anlar.

Yolculuğun Maliyet Notu

Gelelim yolculuğun maliyet kısmına.

Bu yolculuktan döndüğümde aracım 49 bin 400 kilometreye ulaşmıştı.

Toplam 2012 kilometre yol yaptım.

Bu yolculuğun elektrik maliyeti yaklaşık 5 bin lira oldu.

Üstelik bu maliyet, çok sakin ve düşük hızlı bir kullanımın sonucu değil. Genelde 110-140 kilometre bandında, otoban sınırları dahilinde, yer yer aracın performansını da kullanarak yaptığım gerçek bir uzun yol kullanımıydı.

Hesabı benzinde 65 TL, motorinde 68 TL üzerinden yaptım.

Aynı yolu 100 kilometrede ortalama 7 litre yakan benzinli bir araçla gitseydim yaklaşık 9 bin 154 TL, 8 litre yakan benzinli bir araçla gitseydim yaklaşık 10 bin 462 TL yakıt maliyeti çıkardı.

Dizelde ise 5,5 litre yakan bir araçla yaklaşık 7 bin 525 TL, 6,5 litre yakan bir araçla yaklaşık 8 bin 893 TL tutardı.

Yani bu yolculukta elektrikli araçla gitmem sayesinde benzinli araca göre yaklaşık 4-5 bin lira, dizel araca göre ise yaklaşık 2,5-4 bin lira cebimde kaldı.

Yol belliydi ama yolun bana ne göstereceğini ben de bilmiyordum.

Sağlıcakla kalın.

Ben Gazeteci Ersin Şimşek.

BYD Seal U EV ile yoldaydım.

Bir sonraki yol hikâyesinde buluşmak üzere.