"Müslüman; Allah'dan umudunu kesmeyen insandır. Gazze kurtulacak."
"Müslüman; Allah'dan umudunu kesmeyen insandır. Gazze kurtulacak."
"Akılla bilirsin, kalple bulursun, gönülle olursun."
21 Agustos 1969'da İsrailli fanatik siyonist Mescid-i Aksanın haremindeki Kıble Mescidini yakıyor.O sırada İsrail Başbakanı olan Golda Meir olayın olduğu geceyi şöyle anlatıyor:
"O gece sabaha kadar korku ve endişeden uyuyamadım.Zannettim ki gece bütün Müslüman devletlerin orduları İsrail'e girecek ve işimizi bitirecekler.Zor sabah ettim birde baktımki hiçbir olumsuz bir hareket yok.O zaman anladım ki bu'İSLAM ÜMMETİ UYUYAN BİR ÜMMET'tir.Öyleyse biz her zaman,her istediğimizi onlara yapabiliriz."
Mescid-i Aksanın o yangını söndürüldü zannediyoruz ama genişleyerek ve daha da şiddetlenerek devam ediyor.Gazze'yi,Kudus'ü,Batı Şeria'yı ve bütün Filistin'i sardı yakıyor.İslam diyarları ölümle kalım arasında sürünüyor.İranda taş üstünde taş,neredeyse devlet erkanının üzerinde baş bırakmadılar.Böyle giderse bütün İslam coğrafyasını yakıp kavuracak.Golda Meir'in o gün uyuyan ümmet dediği müslümanlar ise hala komada uyumaya devam ediyorlar.Sadece Türkiye yarı uyanık,İslam ülkelerini uyandırmak için elinden ne geliyorsa yapmak için uğraşıyor.Kurtuluşun uyanış da ve bütünleşmede olduğunu anlatarak birleşme diplomasisini kesintisiz sürdürüyor.
Kudüs bir coğrafya bilgisi yada tarihi bir bilgi yığını değildir.Kalbe inen bir hakikat,gönülleri coşturan mana ummanıdır.Kudüsü anlamak için arkeoloji veya taş bilgisine değil akıl ve gönüle ihtiyaç vardır.Kudüs sadece bir toprak,arazi meselesi değildir.Maneviyat,kudsiyet,ilahiyat mefhumudur.Bu gün bölgede kutsal mekanlar üzerinden yürütülen mücadeleler,anlam ve mana savaşıdır.Kabe'den kırk yıl sonra kurulan bu mukaddes şehirin hali içler acısıdır.O kutsal mescid'de inananlar gönül huzuruyla saflarda birleşerek,kulluğunun gereğini yerine getiremiyorlar.Zorbalar İslamın kutsalını kirleterek,çeşitli bahanelerle müslümanların Allah'ın evine girmesine engel oluyorlar.Allahın beytine girmeyi engelleyenlerden daha zalim,aşağılık kimler olabilir ki?
KUDÜS'ün Sadık Muhafızları;CİHAD ŞUURU Kitab'ında Seyda Feyzullah Konyevi;Müslüman Liderlere Anlamlı Bir Çağrıda Bulunuyor:
"EY MÜSLÜMAN DEVLET LİDERLERİ !
Filistin-Gazze'deki Müslüman kardeşlerimizin maruz kaldığı vahşete karşı haykırdığınız hakikatleri,fiili olarak da vahşeti durduracak,düşmanın belini kıracak,onlara hayatı yaşanmaz hale getirecek,net,keskin ve cesur kararlar almanız gerektiğini söyleyen,sizlere yalvaran mü'min gönüllerin feryat ve çığlıklarıdır.
Dünyanın hemen her yerinde kalbinde bir parça iman,merhamet bulunan Müslim,gayr-i müslim uygulanan vahşet,canilik ve soykırıma karşı Gazze'nin sesi olmaya çalıştı,çalışıyorlar.İnsani,vicdani,İslami görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar.
İsrail'in,onlara destek olan devlet ve şirketlerin ürünlerini boykot ederek,almıyor,satmıyor,kullanmıyorlar.
Bazıları sokaklarda,bazılarıda sosyal medyada insanlığın en ahlaksız,acımasız ordusuna sahip İsrail terör devleti ve destekçileri tarafından hunharca katledilen;Cocuk,kadın ve yaşlıların çığlıklarını,feryatlarını,insanlıktan nasipsiz,kör ve sağır olan dünyanın diğer kutbuna ulaştırmaya çalışıyorlar.Onların elinden bu geliyor,onu can siperane yapıyorlar.
Sizler de Filistin hususunda bir şeyler yapıyorsunuz.Ancak elinde imkan ve gücü bulunmayan insanlar gibi,sizlerde sadece kelime,cümle ve sözlerle vahşeti dile getirerek kınıyorsunuz.Halbu ki vahşeti durduracak çeşitli imkanlar,yöntemler elinizde mevcuttur.Fakat,adeta birlikte imkan ve yöntemleri kullanmamak,Filistini kurtaracak imkanları bereberce uygulayarak o kutsalı korumamak üzere anlaşmış gibi dağınıklık içerisindesiniz.
Ey Ümmetin Liderleri!Halleriniz,davranışlarınız,o mazlumlara yardım etme,vahşeti,soykırımı durdurma konusunda anlaşmamak üzerine anlaştığınızı anlatıyor.
Sizler de biliyorsunuz ki bir ateşin karşısına geçerek,bağırmak,çağırmak,beddua etmekle ateş sönmez.Ne olur kendinize gelin!Din kardeşlerimizi zalimlerden kurtarın."
Musibetleri önlemek sözle gerçekleşmiyorsa eyleme geçerek önlemek müslümanların üzerine bir vacibedir.
Gökyüzünde kurulan,yeryüzüne indirilen kutsal şehir olarak manalandırılan Kudüs,zamanımız da görülmeyen bir barbarlıkla yokedilme ile karşı karşıya kalmıştır.
Kutsal mekanları insanlar değil alemlerin sahibi olan Allah var ederek yaratır.Yaratılan kutsallıklar İslamın temel kaynaklarında ve Resuller vasıtasıyla insanlığı vaz(açıklanır)edilir.Mana mekanlarını yad etmek için inananlar o yerlere yönelir,ilişki kurar maneviyetiyle bağlar ihdas ederler.
Şimdiki modernlistler bu bağ kelimesine kendi içinde bir kılıf bularak buna kuantum demişler.Sözde daha modern ve daha bilimsel. Fakat kaybettiğimiz bir hazine olan dilimizde,İslâmbol Türkçesinde ecdadımız buna rabıta demişler. Bu öyle bir kelimedir ki, hakaiku'ul eşyayla da, insanla da, hatta yaradanla da bir bağ kurulur.Şuurla, idrakle, idrakin idraki olan tasavvurla da. Hatta bunun en üst boyutu vardır ki o da tefekkür ve tevekkül makamıdır. İşte bir Müslümanın yaradanla, mevcudat'la hatta cemadat'la olan gönül rabıtası...İnsanın Hak'la,varlıkla olan ilahi ilişkisi...
Kainat'ın bütün özellikleri insanda vardır ama insanın bütün özellikleri kâinat'ta yoktur.Emanet kâinata değil insana verilmiş ve yüklenmiş ve sorumlu tutulmuştur.
Allah'ın isimlerinin, sıfatlarının mazhargahı ilahisi,hakikatı insanda bütünleşmiştir.
Kendini bilen Rabbiniki bilebilir.Kendi gerçeğinin farkına varamayanlar hiçbir hakikatin şuuruna varamaz.İnsan kendini bildiği ölçüde bilinmeyeni bilmeye,görünmeyeni görmeye,hissedilmeyeni hisetmeye başlar.İdrak ederek teslimiyeti ölçüsünde temsil etmeye başlar.
İnsanın ilahi kural ve kaidelere bağlılığıyla orantılı olarak hakikatin bilgisine ulaşır,ulaştırılır.
Ateş ve ölüm(Batı)uygarlığının tuzaklarından insanlığı kurtarmak için Rahmet medeniyetini inşa ederek muhabbetle insanlığı kucaklayarak,manen kuşatmalıyız.İnsanlık,muhabbete,samimiyyete, hakikate,şefkate,tebessüme hasret kalmıştır.İnsanlığı bu karanlık deryasından güzellikler ummanına kavuşturabilecek yeğane sistem İslamın hakikat yoludur.Asrımızda ilahi medeniyeti kuracak temel,bozulmamış öz ve esas kaynaklar İslam'dadır.Müslümanlar İslam'a gebe,insanlık müslümanlara gebedir.Dünya'yı kaos ve belirsizliklerden kurtaracak yegane sistem ve hakikat müslümanların kardeş olduğunu hatıryarak birleşmeleri ve yeniden huzur mevsimi olan İslam medeniyetini ihdas etmelerine bağlıdır.
ALEM-İ İSLAMIN GAFLETLERİ ve ZAAFLARI
İnsanların çoğu hakikati bilir, fakat alışkanlıklarının zincirini kıramadığı için ona göre yaşayamaz.
Hakikati bilmek ile hakikate göre yaşamak arasında mesafe vardır. O mesafe bilgi eksikliği değil, alışkanlık gücüdür.
İnsanlar neyin doğru olduğunu çoğu zaman bilir; erken kalkmanın, disiplinli çalışmanın, ölçülü konuşmanın, iradeyi korumanın değerini inkâr etmez.
Fakat bildiğini hayata geçirecek düzeni kurmaz. Sorun cehalet değil, tekrarın yönüdür.
Bizler çoğu zaman karakterimizi niyetlerimizle ölçüyoruz.
“Aslında böyle biri değilim” diyoruz. Oysa kişi, düşündüğü değil; tekrar ettiği şeydir.
Zihin bir şeyi kabul etse bile beden ve alışkanlık başka bir ritimdeyse, hayat alışkanlığın izinden gider. Çünkü tekrar, düşünceden güçlüdür.
Alışkanlık zinciri görünmezdir. Bu yüzden kırılması zordur. İnsanlar büyük değişim planları yapar ama küçük tekrarları ihmal eder.
Oysa zincir küçük halkalardan oluşur. Bir halkayı kırmadan bütünü çözülmez. Günlük düzen değişmeden hayat değişmez.
Burada çözüm dramatik kararlar değil, sistem kurmaktır.
İrade anlıktır; sistem kalıcıdır.
Doğru alışkanlığı bilinçli biçimde tekrar eden kişi, bir süre sonra zorlanmadan doğruyu yapar hâle gelir.
İşte o noktada hakikat teori olmaktan çıkar, karaktere dönüşür.
Bizler şunu net görmeliyiz: Bilmek sorumluluk doğurur. Bildiğini yaşamayan kişi iç çatışma üretir.
Bu çatışma zamanla huzursuzluğa, dağınıklığa, özgüven kaybına dönüşür. İç tutarlılık ise güç üretir.
Söylediğiyle yaptığı örtüşen kişi sakin olur, net olur, sağlam olur.
Hakikat ağır değildir; tutarsızlık ağırdır. Alışkanlık zincirini kırmak sancılı olabilir ama zincirle yaşamak daha yıpratıcıdır.
Küçük ama bilinçli tekrarlar, iradeyi büyütür. İrade büyüdüğünde alışkanlık değişir.
Alışkanlık değiştiğinde yön değişir.
Yön değiştiğinde hayat değişir.
Körü körüne taklit insana aniden çöken bir felakettir. Sadece inanç ve ibadet aşamasında değil hayatın her aşamasında insanlığa felaketler getirmiştir.
Bugün, İslâm âleminin içinde bulunduğu perişan durum, ölümcül bağlılık, her yönden taklitçilik bu mikrobun ve tahrip edici sonuçlarının tehlikesini tetikliyor,artırıyor.
Bugün ki taklit bir iki kişiyi ya da beş on kişiyi yahut bireyleri ya da grupları taklit türünden bir taklit değildir. Bu, bir devletin her şeyi birbirine karışacak şekilde topluca sömürgeci güçlü bir devleti ya da batılı bir devleti takibi ve taklitçiliğidir.
Müslümanlar ahlâkî, içtimaî, siyasî, iktisadî, hâsılı her alanda batıyı takip eder hale geldi. Hatta onların peşinden giderek,fert,aile,toplum sal olarak maddi ve manevi değerlerimizden uzaklaşarak,Hırıstıyan,Yahudi değerlerine göre yaşamaya yöneldik.Değerlerimizden koptuk.Batı değerlerinede deruni şekilde nüfuz edemediğimizden dolayı bocalayıp durmaktayız.Sözün gelişi ne doğulu olarak kalabildik.Nede Batılı olabildik.Arafat da sürünüyoruz.
Allah Resulü’nün (s.a.v) hakkımızda söylediği şu sözü doğru çıktı:
“Sizden öncekilerin adetlerine karış karış, arşın arşın uyacaksınız. Hatta onlar keler inine(fare deliğine) bile girmişlerse siz de gireceksiniz.”
Dijital uygarlığın kitleler üzerinde yarattığı temel olumsuz etki nedir?
İnsanları hız, haz ve ayartının kölesine dönüşmüş kimliksiz yığınlar haline getirmesidir.
Popüler kültürün inşa etmek istediği dünya düzeni nasıl tanımlanır?
Karakteri, ruhu ve kimliği yok edilmiş bireylerden oluşan kimliksiz bir dünya.
Müslümanı diğer kültür ve medeniyet mensuplarından üstün kılan temel ahlaki ilke nedir?
Bencillikten uzak durarak "önce sen" diyebilme kapasitesidir.
Bir Müslüman ne zaman manevi üstünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşılaşır?
"Ben üstünüm" diyerek kibre düştüğü andan itibaren üstünlüğünü kaybeder.
İnsanın "meleksileşme" boyutu ne anlama gelmektedir?
Kişinin kendi nefsini ve bencilliğini aşarak manevi bir olgunluğa erişmesidir.
insanın kendine ulaşabilmesi için aşması gereken ilk engel nedir?
Kendi benini (egosunu) aşması gerekir.
Müslüman bir şahsiyet için neden "zafer" değil de "sefer" esastır?
Zafer nefsi azdırıp kibre yol açabilirken, sefer yolda olmayı ve pişmeyi sağlar.
İslam aleminin akıl tutulması olarak niteleyebileceğimiz dalaleti ve kaybettiği hakikati;Sünnetüllahı,Kevni ve kâinat ayetlerini unutması,uzaklaşması,görmekten aciz kalmasıdır.
İlâhi vahyin"OKU"emriyle başlaması tesâdüfi değildir.Oradaki emir sadece kitabın lafzını okumak için değil,yaratılmış görünen,görünmeyen,inandığımız,seyrettiğimiz ancak biHakikat hakikatine vasıl olarak göremediğimiz,oku'yamadığımız,idrak ve müşâhede edemediğimiz hakikat aleminden gafil kalmamızdır.
Görmek,bakmak aynı şey değildir.Gözlerimizle bakarız görürüz.Ancak eşyanın künhüne vasıl olabilmek için feraset gözüyle,tefekkürle bakmak zarurettir.Bakışımız sığ ve yüzeysel olduğu için varlık aleminin özüne ulaşmaktan aciz kalıyoruz.Unutuş ve nisyan sonucunda öz benliğimizden uzaklaşarak delâlet bataklığına yuvarlandık.
Hafızayı kaybederek özden ıraklaşmamız bizleri isyan çukuruna yuvarladı.Hak,hakikat ve hayretimizi yitirdik.Ancak ruhumuzu dumura uğrattığımızın farkına dahi varamadık.Zamanı ve mekanı kaybettiğimizden hayretimizi,gayretimizi,huzurumuzu kaybetmemize rağmen çareyi dünyanın ideolojilerinde aradık.Oysa ki kurtuluş fıtrata dönmektedir.Özden beslenmeyen hiçbir nizamın insanlığa saadet getirmeyeceğinin farkına dahi varamadık.
İnsanlık tarihinde şu bir gerçeklik ki toplumlar mutluluğu,mülk'de ve servet'de aradıklarında kaos,kargaşa artmış,hayat yaşanmaz hale gelmiştir.Hak ve hakikat rafa kalkmış...Hak değil güç ön plana çıkmış.Zamanımızda olduğu gibi inananları,mazlumları hayattan uzaklaştırarak yaşam hakları gasbedilirken,zalimler dünyayı parselleyerek sahiplenmek,hükümran olmak sevdasında...Yitik cennetin gerçek varisleri,yoklukla,kıtlıkla,zulümle,ölümle pençeleşirken zalimler hakimiyetlerini artırma peşinde...Şunun farkına varamıyorlar ama...Gün dönecek,devir değişecek.Hak yerini bulacak...Yaradanın vaadir bu...Eninde,sonunda hak sahipleri haklarına kavuşacaklardır...
Sözün Özü:Abdullah İbn Ömer(Ra)dan rivayet edildiğine göre, Resulullah(sav)Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Müslüman, müslüman'ın kardeşidir.Ona zulmetmez,haksızlık yapmaz,onu düşmana teslim etmez,elinde bırakmaz.Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah'da ognun ihtiyacını giderir.Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse Yaratan da o kimsenin kıyametteki sıkıntılarını giderir.Kim din kardeşinin ayıp ve kusurunu örterse mülkün sahibi de o kimsenin ayıp ve kusurlarını örter"(Buhari, Mezalim, 3,Müslim Birer, 58)
" Kendisi için arzu ettiğini,din kardeşi için istemezse gerçek mü'min olamaz"(Buhari, İman, 7)
" Kim size(müslümanlara )saldırırsa siz de onlara misilleme olacak kadar saldırın"(Bakara, 194)
Vahye göre, düşmana karşı yapılacak savaşın gerekçesinin makul ve haklı olması gerekir.Esasen," istila","sömürü" , "tecavüz" için yapılan savaşları tanımayan, kabul etmeyen İslam dini(Bakara, 205,Nisa, 94,Kasas, 83)savaşa ancak müslümanların güvenliğini sağlamak, hak ve hürriyetlerini korumak, İslam ve İslam ülkelerine yönelik saldırıları önlemek amacıyla baş vurulabileceğini hükme bağlanmış, meşru gördüğü bu savaşa da diğerlerinden ayırmak için ona Cihad adını vermiştir.
İslam'da insan haklarına önem verilmiş;din,can,mal,neseb akıl kutsal kabul edilerek,ayrım yapılmadan herkesin hukuk önünde eşit kabul ederek,adaletsizliğe, zulme karşı koyma,direnme haklarını esas alır.
Ancak bu gün alemde zulüm gören,aç,açıkta,sefalet içinde yaşayanlar müslümanlar...İslamlar kan ve göz yaşı dökerek yaşamaya çalışıyorlar...
*Gazze malumunuz!
*Uluğ Türkistan'dan haberdar değiliz!
*Nerede müslüman varsa ölümle burun buruna yaşıyor... Yaşamak denirse...
Ayet ve hadisler de belirtilen hükümlerin neresindeyiz?
*"Bana değmeyen yılan bin yaşasın" anlayışı ile konforumuzdan vaz geçmiyoruz,ama gelecek de engerek yılanının bize hücum etmeyeceğine garantimiz var mı?
Vehmlerimizin,zamanla vahimleşeceğinin farkına neden varamıyoruz?
İslamın feraset anlayışını neden yerine getirmiyoruz?
Gerisini beraber düşünelim mi?
"Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş,
Bürhan sorardım aslıma, aslım bana bürhan imiş" meselince dert'de,derman'da Müslümanlar'da...Bunu idrak ederek,kendine gel ey İslam alemi...Hakikat,hidayet,kurtuluş burada gizli...
İnananların hak da buluşması,huzur bulması umudu ve duasıyla...
Fi Emanilleh...