Yataksız, başta CHP'li tutuklularca olmak üzere açlık grevlerinin yaşandığı Silivri'nin soğuk değil, bir hayli sıcak duvarları arasında çıkıp, geldiğimde bir arkadaşım aradı.

Ve Silivri'den geldiğimden bi haber direk başlıyor, 'Fakirciğim, Ardahan, Tayt, Dert, Federasyon, Serhat Ardahan Spor derken asıl işin, sevdiğimiz yönün olan gazeteciliği çok aksattın..' şekline bir sitemde bulunuyordu..
Haklı mı, haklı?!.
Peki ben haklı mıyım?
Yani benim gazeteciliği aksattığımı belirten arkadaşımın basın bayramı yada gazeteciler gününden başka bir zaman arayıp, hal hatırımı bile sormadığı ama gazeteciliği aksattığımı belirtip, eleştirmesi ne kadar haklı bir durum?..
Bilmem ama bu ülkede gün geçtikçe özgürlüğünden bahsetmenin şüpheli hale gelen basın özgürlüğü, yapılan küçük bir eleştiriye aba altında sopa gösteren siyasetçi, idarecinin uyarıları sansür değil de ne olabilir ki; Bizde gerçek işimiz olan, sevdiğimiz mesleğimiz yapalım..
Aslında eskisi gibi çokta ilgilenmediklerimin ve yazmaya bile gerek görmediklerimin de bu yönde yani eskisi gibi haber ve yorumlar yapmadığımı ama o eski gazeteciliğimi özlediklerini belirtmeseler de bu yönde bana yönelik eleştirilerinin olduğunu da biliyorum..
Ve yine biliyorum ki; Onlarda bu ülkede basın özgürlüğünün olmadığını, sansürün OHAL gibi kaldırılsa da hala var olduğunu.
Ve bir reklam, bir destek, bir ilanla yani ekonomik değil, bolca gelen hazır, 'AL/Yapıştır' lı sanal 'kutlama' mesajları ile 24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramını onlarında biz gazeteciler gibi kutlamaya bile gerek görmediğini..
Yaylalar, yaylalar..
Aslında gönüllü bir sistem olması gerektiğini belirtip, askerliğini yada çocuğunu, yakınını bedelli askerlik yaptıranları izlerken 'Yaylalar, Yaylalar..' türküsü bir öğrenilemez diyen Devlet Bahçeli’nin önerisi tartışılmaya başlanıyor..
Gerek 24 Haziran öncesi gerekse sonrası şu günlerde nerde olduğu merak edilip, sorulan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın asıl başkan yardımcısı olduğunu da ima eden ve bu yönde rahatça öneriler sunan ama Erdoğan gibi şu günlerde ortada çokta görünmeyen Bahçe’nin bu açıklaması da her ne kadar af konusunda olduğu gibi havada kalsa da Erdoğan’ın kendisini dinlediğini ve kırmamaya çalıştığını da görmekteyiz.
Gençlerimizin askerlik süreçlerini kısa sürede bitirtip, iş hayatında aktif olması gerektiğini düşünenlerin içinde olan benim anladığım tek şey hayatın kendisi olduğu gibi askerliğin uçuk olmayan şartlarla bedelli olması ve insan kalabalığında dünyanın en büyük ordularından olan ordunun dinamik ve çekirdek bir kadrodan oluşmasıdır.
Sanırım defalarca Askeriliğin baştan aşağı değişeceğini açıklayan ama onca açıkladığını ya değişmediği yada bir ileri iki geri adımla yani Anayasa gibi tam bir kanunla değil, geçici genelgeler ile Erdoğan’ın düşüncesi de bu yönde..
Ve bunu hayata geçirmek için yardımcısı olan Bahçel’inin kamuoyu oluşturmasını ister gibi..
Bedelli ya da gönüllü olarak baktığımız askeriliğin savaş halinde lazım olan bir kurum olduğunu ama ‘yurtta sulh, dünyada sulh’ diyen bir anlayışın Çin’de ki, Kore’de ki gibi bir anlayış taşımadığını da unutmamak gerekir..
Ve Başkan Erdoğan’ın bakışı ile bu olaya bakmak, Bahçeli gibilerinin de fikirlerini dinlemek gerekir..
Yoksa, 'Yaylalar, yaylalar..' türküsünü söylerken yayla çorbasını yetiştirmek için eğitime, spora, gençliğe yapılması gereken yatırımları geri plana atan ve hastanesi ayrı, gazinosu ayrı, bütçesi sorgulanmayan ve en önemlisi 10 yılda bir yaptıkları çıkışlarla ‘Ülke, siyaset, demokrasi de kim? Önce biz diyen bir anlayış yeniden hortlar.