Uzun süreden beri İSTANBUL'da yaşıyorum. Yakın zamanda bir yakınımızın vefatı dolayısıyla; büyüdüğüm, İmam-Hatip'te okurken portakal çiçeklerinin rayihasıyla sokaklarını arşınladığım, güzellik timsali şehrime geldim.

Vefat edenimizi yolcu ettikten sonra çevreyi şöyle bir görme imkânım oldu. Elbette şehir merkezini gezmedim, görmedim. Ancak mezarlığa geliş gidişlerimde ve daha sonra yürüyerek yaptığım gözlemlerde; Karaçay'ın o nadide suyunun, OSMANİYE'nin hayat kaynağının geçtiği bölgenin hâli yüreğimi yaktı, adeta dağladı.

Yukarıdan aşağıya kadar altyapı düzenlemeleri yapılmış. Sebep olandan Allah razı olsun. Çok güzel... Ancak yüzeyde öyle bir manzara var ki; o görüntüden ne Allah razı olur ne de kulu.

Dikilen; cennet meyvesi olan ve Allah'ın üzerine yemin ederek kutsiyetini bildirdiği zeytin ağaçları, salyangozların ve diğer haşerelerin istilasına uğramış; dalını budağını kaybetmiş, hüzün verici bir görünüm arz eder hâle gelmiştir.

Satıhı otlar ve biriken pislikler kaplamış; görünmez hâle getirilmiş, sanki cennet mekânı cehenneme çevrilmiştir.

Şehrin görünen yüzünü bu şekilde kendi hâline bırakmak, gözü ve gönlü rahatsız edecek bir vaziyette kaderine terk etmek, OSMANİYE'mize yakışmamıştır.

Eminim ki şehrimizin idari ve mahallî yöneticileri, depremin açtığı yaraları sarmak ve verdiği sıkıntıları gidermek adına büyük bir mesai harcamışlardır. Bundan dolayı da bazı hizmetler gecikmiş olabilir.

Ancak şehrin görünen yüzünün bu şekilde ihmal edilmesini; Yeşildere'mizden, OSMANİYE'nin Dereobası Mahallesi'nde ikamet eden, eğitimli, kültürlü, çevresini tanıyan, idealist; 2003 yılında kurduğumuz "DÜLDÜL ve AHÂLİSİ Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği"nin muhasebe ve yönetim görevlerini yürüten Sayın Halil ÇIPLAK'a ve gazeteci, aynı zamanda şehrimizin sevilen simalarından Sayın Resul ÖZDİL'e sorduğumda, onların da aynı dertten muzdarip olduklarını gördüm.

Resul Bey, çeşitli vesilelerle o bölgenin ve şehrin diğer meselelerinin hâlini gündeme taşıdığını; ancak çözüm üretilemediğini anlattı. İçi yanıyordu. Üzüntüsünü neredeyse gözyaşlarıyla ifade edecekti.

Halil ÇIPLAK ise şehirimizde yaşayan bazı insanların, göç etmeden önceki alışkanlıklarını geride bırakmadıklarını; yaşadıkları çevreyi temiz tutma noktasında yeterli hassasiyeti göstermediklerini ifade etti.

Ülkemizde insanlarımız, kültürleşmeden; eğitim ve öğretim süzgecinden geçmeden şehirle tanıştıkları için, medeniyetin yalnızca kılık kıyafet ve görüntüden ibaret olduğu yanılgısına düşmüşlerdir.

Oysa medeniyetler, ruhlarda hayat bulur ve yine ruhlarda gelişir.

Güzel şehrimizin güzel insanlarının ihmal ettiği hakikat ise şudur: Olumsuzluklara çözüm üretmek yerine, onları sadece eleştirmek...

Gördüğün olumsuzluğu çöz.

Çözemiyorsan yetkililere ilet.

Çözmüyor musun? İletmiyor musun?

Öyleyse sadece şikâyet etme.

Şikâyet etme; bir hikâye inşa etmeye çalış!

Tanımadığıma rağmen; Halil ÇIPLAK ve Gazeteci Resul ÖZDİL'den edindiğim intiba ile kendi gözlemlerime göre;

Belediye Başkanımız Sayın İbrahim ÇENET, genel idare geleneğinden gelen, sevilen ve sayılan bir şahsiyettir. Vali yardımcılığı yapmış bir değerdir. Yardımcıları ve meclis üyeleri de gönül insanlarıdır. Hizmet ediyorlar, etmeye de devam ediyorlar. Ancak koordinasyon eksiklikleri, olumsuzlukların büyümesine sebebiyet vermektedir.

SÖZÜN ÖZETİ

Meşhur düşünür İbn Fârâbî, erdemli şehri anlattığı ünlü eseri El-Medînetü'l-Fâzıla'da; halkının gerçek mutluluğa ulaşmasını sağlayan ideal şehir, devlet ve toplum tasavvurunu ortaya koyar.

"İnsanların yardımlaşma içinde olduğu, adaletin, eşitliğin ve ahlakın en üst düzeyde bulunduğu bu toplum, bilge lider tarafından yönetilmelidir." diyerek; görevine âşık, mesai mefhumu olmayan, şehrini ve halkını adeta:

"Gören gözü,

İşiten kulağı,

Konuşan dili,

Tutan eli,

Yürüyen ayağı"

olarak gören önderlerden söz eder.

Böyle liderlerin, yaşayan ve yaşatan şehirler ortaya çıkaracağını öve öve anlatır.

Büyüklerimiz, "Şerefü'l-mekân bi'l-mekîn." diyerek; bir şehrin değerini, o şehirde yaşayan insanların artırdığını ifade etmiş ve bizlere erdemli olmayı tavsiye etmişlerdir. Elbette bunun tam tersi de mümkündür.

Şairin dediği gibi:

"Gelin tanış olalım,

İşi kolay kılalım.

Sevelim, sevilelim,

Dünya kimseye kalmaz."

Yöneten ve yönetilen olarak şehrimize sahip çıkalım.

Avlularımızı, sokaklarımızı, caddelerimizi; hassaten görünen yüzümüz olan çevre yollarımızı ve çevresini temiz tutmaya özen gösterelim.

Çünkü;

"Allah güzeldir, güzeli sever.

Allah temizdir, temiz olanları sever."

Dilimizin döndüğü, kalemimizin yazdığı ölçüde OSMANİYE'mizin çevresinin hâlini anlatmaya çalıştık.

"Anlayana sivrisinek saz,

Anlamayana davul zurna az."

Biz anlatamadık belki...

Fakat OSMANİYE'nin arif yöneticilerinin meramımızı anlayarak gereğini yapacaklarından ümitvarız.

Güzel OSMANİYE'mize; yöneticilerimize ve yönetilenlerimize saygı ve muhabbetlerimi arz ediyor, sağlık, huzur ve mutluluklar diliyorum.

Önemli Not:

OSMANİYE'nin Düziçi ilçesine bağlanmadan önceki aşk ve gönül şehrim olan Kahramanmaraş, 31 Ekim 2025 tarihinde UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'na girmiştir.

Bu "Yaratıcı Şehir" unvanı; yerel yöneticilerin, depremin ağır yükü altında sessizce, duyulmayan destanlar yazarak gerçekleştirdikleri olağanüstü hizmetlerin de bir nişanesi olarak görülmelidir.

Mehmet YENİÇERİ

İSTANBUL