15 Temmuz hain kalkışmanın yıl dönümünde yazmak istediğim yazı ile ilgili olarak konuyu yazmak istediğimde yanlış bir ifade kullanmış olmamak için internet araması yaptım.
Takip edenlerin fark ettiği gibi yapay zeka kullanmayı asla kabul etmem özgün olmak hataları kabullenmek bununla birlikte çağın gerektirdiği araştırma seçeneklerini kullanmakta ise sakınca görmem.
Literatür taraması açısından arama motoruna “Türkiye'de en başından gülen'in papa yazdığı mektuba itiraz eden ilim adamı profesör kimdir” yazıp arama tuşuna dokundum. Sonuç olarak karşıma “Profesör Dr. Haydar BAŞ” ismi çıktı. Devamında, terör örgütü elebaşı gülenin “Vatikan görüşmesinden hemen önce, 6 Şubat 1998 tarihinde Gülen'e açık bir mektup yazarak bu girişimin İslam inancına ve misyonerlik faaliyetlerine hizmet edeceğini belirterek uyarılarda bulunmuştur. Haydar Baş, bu konudaki haklılığını ilerleyen yıllarda yayımladığı eserlerle de savunmaya devam etmiştir…” ifadeleri yer almaktaydı.
Merhum Prof. Dr. Haydar BAŞ beyin, gülen terör örgütü hakkındaki fikirlerine aşina olmakla birlikte yazdığı yazıları yeniden ve gözlük takarak tekrar okudum. İnternet taramalarımda farklı ekipman ve farklı zamanlarda aynı sorunun cevabında başka isimler görmedim değil. İlginç olan, hem bir bilim insanı hem de bir siyasi parti genel başkanı olarak açık bir mektupla terörist başına hitaben dolayısıyla onun etrafına toplananlara karşı açıktan uyarı ve daha ötesinde ise tüm insanlara gülenin ne yapmaya çalıştığını ortaya koyan yazılı mektup yayınlamasıyla tarihe not düşmüş olması çok kıymetli bir veri sağlamaktaydı. Elbette gülen kod adlı misyonerin, papasına “cenaplarına” hitapla yazdığı ve papalığın 3. Bin yılda Asya’yı Hristiyan yapma projesi olan “dinler arası diyalog” veya “medeniyetler ittifakı” olarak revize edilen daha doğrusu kamufle edilerek Kuran’a inananlar arasına bozulmuş kitapları sokma projesini tek tek anlatmak bu yazının konusu değil.
Fetö adlı terörist ajanlık örgütü liderinin gayri meşru ilişkilerle; neleri kabul ve beyan ederek neleri vaat ederek örgüte eleman finans sağladı sorularının cevapları 15 Temmuz gecesi öldürülenlerin kanlarının hesabını sormak adına kesin gerekçeler ortaya koyacağına eminim. Kimler kimlerle birlikte ise o birlikteliğin doğal sonucu; 15 Temmuz öncesi, gecesi ve sonrası gayri meşru bir sonuç doğurmayı amaçlandığı açık ve net ortada olduğundan şüphe edene “Mazhar Osman’ı” tavsiye ederim.
Gülen en başta neyi kabul ederek Müslümanların arasında Müslüman gibi davranarak Müslümanı Müslümana düşman eden Müslümanların sahip olduğu toprakları Müslümanların hakkı olduğu halde gasp etme amacındakilere hizmetine ne ile nasıl başladı? Malum başlangıç deyice bakacağımız il yer, akıl ve ruh sağlığı uzmanlığı. Ne hikmetse; Müslümanlar arasında Müslümanları birbirine “kafir” ilan ederek Türkiye Cumhuriyetini yok etmek isteyen “hacı” “hoca” ipi sapı belli olmayanların nerdeyse cümlesinin “Mazhar Osman’dan” belgesi var. Yine bu tiplerin ceplerinde ecnebi ülkelere ait kırmızı pasaportları…
Yine tam da bu model bir “din alimi” profiliyle başlayan Fetullah Gülen Terör Örgütü yapılanması pekala neleri vaat ederek etrafına insanları topladı, kısaca deyineyim. Öncelikle şu bir gerçek ki, reklamsız tanıtım olmazdı ve kendini olmazsa olmaz din adamı sağlamanın yolu azdan çoktan tanınmış sözü etkin isimlerin kendisi yerine kendisi için övgü dolu ifadelerle insanlar üzerinde etki oluşturtulması şart olsa gerekti. Aynen de bunlar yapıldı; terör elebaşının yanında, sağında, solunda, el pençe hatta dizleri önüne çökerek verilen resimler fetö terör örgütünün propaganda malzemeleriydi. Bunlar öyle sağlam malzemelerdi ki, terör örgütü elebaşına bağlılıklarını, tazimlerini mütedeyyin Müslüman vatanını bayrağını Peygamberini Allah’ını seven aziz Türk milletini terör yapılanmasının vazgeçilmez olduğuna inandırmakta etken aparatlar olarak tarihi kayıtlara geçtiler.
Öncelikle bu aparat (bilimsel olarak “ajan”) tiplere vaat edilenler; Resmi makam ve unvan, parasal güç, şöhret ve varlığı düzeni yaratan yüce Allah’ın haram kıldığı her şey. Tüm bunlar vaat edilirken istenilen tek şart gülen kod adlı misyonerin Müslümanlara “Hüccet” kabul ettirilmesi ve bu kabule leke sürdürülmemesiydi. Denilebilir bu jan janlı dünya hayatını Müslümanlığa değişen ajanlar ciddi bir görkemli hayata tamam dediler de ya diğerleri bunu hiç mi fark etmedi diye düşünülebilir. Aparatların da terör örgütüyle iç içe karışmış birer ajan olması doğal olarak bir alt gurubu oluşturma gereğini ortaya çıkardı. Malumunuz; dershaneler, okullar, sınav cevap anahtarları…
Halen hatırlayanlar olsa gerek, Osmaniye’de fetö örgütünün gazete dergi dağıtımını sıradan bir maaşlı çalışandan önce iş yerlerine kimler kimlerle toplaşıp gelirlerdi?! Bu gelenler tanınmış isimler, yakasız gömleği Müslümanlık sanıp kamuflaj olarak kullanan “hoca” kisveli (şakirt)ler. Yine hatırlayanlar bilirler, almam diyene “bu gazete burada dursun…” şantaj ve aba altından sopalarla hatta “paran yoksa bana yazın aboneliği” babacanlığıyla?! Abonelik sonrası …iad (isimleri tek tek yazmak istemedim) toplantıları ve üyelikleri, bunlar taban bulmanın esnaf tarafının ilk basamağıydı. Sonrasında üç metre dükkanda banka teminat mektubu olmayan ihaleye girecek şartları taşımadığı halde bir anda parasal zenginleşen tipler… (yurt dışına kaçanlar da oldu).
Asıl değinmek istediğim ise ülkenin toplumsal yapısını tahlille vaatlere boyun eğenler. Kimde bunlar; Müslüman, vatanını bayrağını, dinini sevenler. Ne oldu da ne vaat edildi de bu örgütün pençesine düştüler sorusu. Bakın burası çok önemli. Çünkü ülkenin bir gerçeği var o da geçim meselesi yani işsizlik kısaca ekonomi. İşte terör örgütü bunu çok iyi tahlil belki de tahkim edecek kadar ileri bir persfektifle sıradan ülke insanlarına sirayet edebilmeye imkan bulmuş desek yanlış olmaz sanırım. Örgütün en başlangıç dönemlerinden itibaren üniversite kazanma dolayısıyla veya direkt iş imkanı elde ettirme vaatleri dersane reklamlarından ya da varsa dersanesine okuluna kayıt yaptıranlar hatırlarlar. Yeter ki himmetlerinizi eksizsiz getirin sınav veya iş bunlar bizde cinsinden ifadelerle ihtiyaç durumundaki nice insanlar maddi manevi diyetlerle örgütün sevk ve idaresine sokulmaya yönlendirilmiş olduklarının gizli saklı bir yeri, bu gün kalmadı sanıyorum.
Pekala bu yönlendirmeler sadece kayıt personellerinin sözümü yoksa pahalı otomobili ve şakirtleriyle en yoğun camiye gelip cuma namazlarında safları yırtarak imam efendinin arkasına yerleşen aparatların “hele sen önce çocuğu bizim dersaneye gönder selamımı söyle, dert etme…” ifadeleri mi daha etken olmuştur, onu da etkinliğe dahil olanlar cevaplasın. Ne olmuş canım insanlar iş bulmuş aile kurmuş nesi kötü, diyenin kaldığına ihtimal vermek istemiyorum. 250 kahraman vatan evladımızın şehit edildiği ihanetle sonuçlanan terör faaliyetinin Türkiye Cumhuriyetinin varlığına birliğine beraberliğine sosyal bütünlüğüne ve yegane hak din İslam’ın her bir zerresine karşı yapılmış olduğunu mazur göstermeye yönelecek her kim olursa olsun vatan haininden ibaret aynı zamanda yegane hak dinimizin düşmanından başka bir şey değildir.
İslam, güzel ahlakı ve her bir insanın diğer tüm insanlarla temel haklar konusunda eşit bilmiştir. Ülkemizde de hukuk (şeriat) bu temel ilke üzerinden zamanın gereklerine göre şekillenmiştir. Yukarıda anlattığım ösym sınav cevaplarının yetersi beceride ve ahlak olgunluğuna erişmemiş insanlara kopya verilerek muhtelif iş kollarında devlet hiyerarşisinde yer edinmiş olan kripto birinden; eşit hizmet, görevini yerinde ve doğru kullanmak ya da yasa kanun yönetmeliklere uymasını beklemek öküz altında buzağı aramaya benzer. Fetö yapılanmasının temel sebebi de tam da işte budur. İnsanların aynı cennet ülkede birbirlerinden ayrışması, aynı ekonomik şartlar altında yaşayanların birbirine kuşkuyla bakması kısacası toplumsal birliğin bozularak karşıt guruplar yaratarak dışarıdan emirle çalışan yeni bir “din” bezirganı lider beklentisine sokmak.
Fetö denen hain yapı, toplumsal yapıda kuşkulu insanlar yaratmadaki murat en başta yazdığım papalık misyonu olarak üstlendiği “dinler arası diyalog” dininin daha sonraki süreçteki adına “İbrahimi dinler” makyajı ise aslında gerçek yüzünü göstermeye yetmiş ve artmıştır. Allah gönderdiği kitapta gönderdiği peygamberi İbrahim (A.S) için “İbrahim ne yahudi ne de hristiyandı fakat o, hanîf bir müslümandı ve müşriklerden değildi.” Âl-i İmrân Suresi 67. Ayetiyle Müslümanlarla ehli kitap arasındaki keskinliği ortadayken tersini diyen Kabe’de zemzemle yıkansa İslam adına zerre değeri olmaz.
Sürekli her şeyden ülkeden, eşit adaletten, herkesten dahası yegane hak din İslam’dan şüpheye düşürmeye yönelik örgütlü ekiplerle karşı karşıya olan aziz Türk milletinin bir neferi olarak şunu da hatırlatmak isterim. Akıl ve ruh sağlığı bozuk raporlu cebinde ecnebi pasaportlu sacı sakalı konfeksiyon seçimi gibi kişisel konularla toplumumuz arasında Müslümanı Müslümandan öteleyici kim olursa olsun fetöcüdür desem çok az demiş olurum. İnsanı insana düşman etmek kendini tüm insanların hakkını gasp etmeye motive etmiş olmayan yegane hak din İslam, maalesef aslında o öyle değil de, aslında bana göre, biri bana dediydi ki… gibi dogmalardan uzak kıyamete kadar tertemiz kalacaktır.
“Milli bayramlarını kutlamayan millet dini bayramlarını da kutlayamaz” sözünün sahibi merhum Prof. Dr. Haydar Baş beyin fetö ile mücadele başlıkları arasında okuyunca papayla birlikte fetö örgütünün 3. Bin yılda Asya’yı Hristiyanlaştırma projesi olan “dinler arası diyalog” misyonuna derinlemesine vakıf olduğundan konu hakkındaki reddiyelerinin niçin çok fazla olduğunu da anlamış olduğuma inanıyorum. Yüce Allah’tan 15 temmuzu yaratan deccalleri fark edecek idrak ve iman bahşetsin dileklerim aziz milletimiz için olsun.
15 temmuz ihanet gecesine dair ne çok insan ne çok sözler anılar paylaşsak yetersiz kalır. Şehitlerimizin ruhları şad olsun.