"Söyle ey bâd-ı sabâ söyle nerede HÜSEYN'im. Kürretü'l-ayn-ı Resulü's-Sekaleyn'im nerede/İnsanların ve cinlerin Peygamberinin göz bebeği HÜSEYN'im nerede."
Rabbim İslam Âlemine Bir Daha Muharremler,Matemler Yaşatmasın.Orada Şehadet Şerbetini İçerek,Rabbimize Kavuşanlara da Rahmet ve mağfireti ile Muamele Eylesin.Bizleri de Onların ve Resullah Efendimizin Hürmetine Bağışlanan Kullarından Buyursun Rabbim.
Ey Resullahın Ümmeti Olmakla Övünen Kardeşim!
"Müminler kardeştir" İlahi kelamını okursun,bilirsin! Ancak gereğini yaptığından emin misin?
"Ehl-i Beyt bizdendir.
Ehl-i Sünnet de bizdendir.diyemiyorsan kendini bir yokla.İslamın neresindesin? İnancın neresindesin?
"Kendin için istediğini,senin gibi düşünmeyen din kardeşin için de istiyebiliyormusun?"
Efendimiz" Benim ashabım yıldızlar gibidir.Hangisinin peşinden giderseniz o sizi Allah'a götürür."hadisini de dilinden düşürmezsin ama,kendi düşüncene,dünya görüşüne uymadığı için bedduadan da geri durmazsın.
Siz-biz;kendi nefsimizin hesabını verdikte mi,sahabelere dil uzatarak,onları yargılamaya çalışıyoruz?
İslam'da en güzel şey:
"Haddini bilmektir"
Haddimizi bilerek kuluğun sülukuyla Yaratana doğru yol alanlardan olalım.Başkalarını değil,kendimize"Bu gün Allah için ne yaptım."sorusunu sorarak mahşere hazırlanalım...Hz.Ömer'den daha takvalımıyız ki,kendimizi değil,başkalarını hesaba çekmekle meşkul oluyoruz?
"Bazı hadiseler vardır ki bir milleti uyandırır. Bazı yaşanmaması gereken vakıalar da vardır ki bir ümmeti paramparça ederek helâkine sebebiyet verir."
İşte Kerbelâ, İslâm âlemini derinden yaralayan; dinmeyen kin ve husumetlere yol açan, hiçbir iman ehlinin tasvip etmediği ve etmeyeceği büyük bir zulmün adıdır.
Yeni bir Hicrî yıla daha girdik. Takvimlerin değişmesiyle birlikte, insanlık hafızasının en ağır imtihanlarından biri yeniden önümüze geliyor: Muharrem...
Kimileri için matemdir Muharrem...
Kimileri için aşure kazanlarında kaynayan berekettir...
Kimileri için gözyaşıdır...
Kimileri için ise Kerbelâ'nın çölleşen vicdanlara bıraktığı ilâhî bir ikazdır.
İnsanlığın çözmekte aciz kaldığı elim bir hâdise...
Keşke hiç yaşanmasaydı...
Keşke İslâm'ın birliği ve beraberliği yara almasaydı...
Kerbelâ, yalnızca tarihte kalmış bir facia değildir; insanlığın vicdanına düşen kor ateşidir. Her çağın yeniden verdiği ahlâk ve adalet imtihanının adıdır.
KERBELÂ: ZULMÜN DEĞİL, İZZETİN TARİHİ
Yıl Hicrî 61...
Yer Kerbelâ...
Bir tarafta iktidarın sarhoşluğu...
Diğer tarafta hakikatin yalnızlığı...
Bir tarafta sayılar...
Diğer tarafta değerler...
Hz. Hüseyin ve beraberindeki kutlu insanlar biliyorlardı ki bazen kazanmak, hayatta kalmak değildir; doğru tarafta durabilmektir. Gerektiğinde hakikat uğruna ölebilmektir.
Çünkü mümin için mesele ömrün uzunluğu değil; ömrün hangi hakikat uğruna tüketildiğidir.
Resûlullah Efendimiz buyurur:
"Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim. Allah, Hüseyin'i seveni sever."
Kerbelâ'nın asırlardır tazeliğini korumasının sebebi budur. Orada sadece canlar verilmedi; vicdanlar sınandı, insanlık imtihan edildi.
ŞEHİTLİK: ÖLMEK DEĞİL, HAKİKATİ YAŞATMAKTIR
Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
"Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Bilakis onlar diridirler; fakat siz bilemezsiniz." (Bakara, 154)
Şehitlik, ölümün yenilgisi değildir.
Şehitlik; faniliğin ebediyete açılan kapısıdır.
Şehit, kanıyla hakikatin mührünü vurandır.
Hz. Hüseyin ve Kerbelâ şehitleri ümmete şunu öğretti:
Hakikatin bedeli bazen yalnızlık, bazen sürgün, bazen susuzluk, bazen de candır. Fakat bedeli ne olursa olsun, zulme rıza göstermek mümine yakışmaz.
Atalarımız ne güzel söylemiştir:
"Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbat olur."
ŞAHİTLİK AHLAKI: GÖRMEK YETMEZ, TARAF OLMAK GEREKİR
Bugün dünyanın dört bir yanında yeni Kerbelâlar yaşanıyor.
Gazze'de...
Doğu Türkistan'da...
Arakan'da...
Mazlum coğrafyaların sessiz çığlıklarında...
Kur'ân bize emrediyor:
"Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakınlarınızın aleyhine de olsa adaleti titizlikle ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun." (Nisâ, 135)
Şahitlik, sadece görüp anlatmak değildir.
Şahitlik; hakikatin yanında saf tutmaktır.
Mazlumun elinden tutmak, yetimin başını okşamak, haksızlık karşısında susmamaktır.
Çünkü suskunluk, çoğu zaman zulmün en sadık ortağıdır.
DİRİLİŞ: MUHARREM'İN BİZE ÇAĞRISI
Modern insan çok şey biliyor, çok şey görüyor; fakat az hissediyor.
Konuşuyor; ama dinlemiyor.
Kalabalıklar içinde yaşıyor; fakat yalnızlaşıyor.
İşte Muharrem, unutulan insanlığımızı yeniden hatırlama davetidir.
Diriliş; geçmişe ağlamak değil, geleceği inşa etmektir.
Maziden ibret alarak hâli ve istikbâli koruma sorumluluğunu üstlenmektir.
Diriliş; öfkeyi merhamete dönüştürmektir.
Nefsin putlarını kırmaktır.
Hz. Hüseyin'in cesaretini, Hz. Zeyneb'in vakarını, Hz. Ali'nin adaletini ve Hz. Peygamber'in merhametinir kuşanmaktır.
Çünkü asıl soru şudur:
Biz Kerbelâ'yı anıyor muyuz; yoksa Kerbelâ'nın bize söylediklerini yaşıyor muyuz?
Asıl olan kuru bir matem değil; hakikati hayata taşımaktır.
AŞURE: AYNI KAZANDA PİŞEN MEDENİYET HİKMETİ
Aşure sadece bir tatlı değildir.
Bir medeniyet tasavvurudur.
Farklılıkların aynı kazanda uyum içinde var olabilmesidir.
İnsanlığın ortak sofrasıdır.
Bizim medeniyetimiz farklılıkları düşmanlık sebebi değil, rahmet vesilesi olarak görmüştür.
Kur'ân-ı Kerîm buyurur:
"Sizi birbirinizi tanımanız için kavimlere ve kabilelere ayırdık." (Hucurât, 13)
Bugün dünyanın ihtiyacı olan şey, Müslümanların üstünlük yarışı değil; insanlık yarışıdır.
Birlik şuuru, dayanışma ve merhamet medeniyetinin yeniden ihyasıdır.
KERBELÂ BİR HATIRA DEĞİL, BİR VİCDAN İMTİHANIDIR
Aşure kazanları boşalacak...
Gözyaşları dinecek...
Muharrem geçecek...
Fakat Kerbelâ'nın sorduğu soru baki kalacak:
Hak mı, çıkar mı?
Adalet mi, konfor mu?
Şahitlik mi, suskunluk mu?
Hz. Hüseyin'in safında olmak; sadece gözyaşı dökmek, bedenlere eziyet etmek değildir.
Doğruyu savunmaktır.
Emaneti korumaktır.
Mazlumun yanında durmaktır.
Zulme "hayır" diyebilmektir.
Çünkü bazı şehadetler toprağa düşmez; çağları ayağa kaldırır.
Bazı dirilişler mezarlıklarda değil, gönüllerde başlar.
HESAP GÜNÜNÜN ADALETİ
Muharrem de geçecek...
Dünya ahirete göç edecek...
Kabir hayatı sona erecek...
Ve hesap vakti gelecektir.
Mahşer kurulacak.
Mizan ortaya konulacak.
Hiçbir iyilik karşılıksız kalmayacak; hiçbir zulüm de cezasız bırakılmayacaktır.
Kerbelâ'nın hesabını eksiksiz görecek olan mutlak adalet sahibi Allah'tır.
Öyleyse, asırların öfkesini yeni düşmanlıklara dönüştürmek yerine; hükmü adalet sahibine bırakarak ümmetin birliğini ve kardeşliğini korumak gerekmez mi?
Ehl-i Beyt'i sevmekle, sahabeye hürmet etmek arasında tercih yapmak zorunda değiliz.
Hepimizin Peygamberi birdir.
Kitabımız birdir.
Kıblemiz birdir.
Rabbimiz birdir.
Ve bizi kurtaracak olan da birbirimize bıraktığımız kin mirası değil; birbirimize uzattığımız kardeşlik eli olacaktır.
SON SÖZ: KERBELÂ'YI YENİDEN YAŞATMAYALIM
Kerbelâ'yı sadece ağlayarak anmak kolaydır.
Zor olan; Yezidleşen nefsimizin karşısına Hüseyin gibi dikilebilmektir.
Aşureyi paylaşmak güzeldir; fakat daha güzeli kardeşliği çoğaltmaktır.
Şehitleri anmak değerlidir; fakat asıl değerli olan, onların uğruna can verdiği hakikatin yaşayan şahitleri olabilmektir.
Çünkü Muharrem bize şunu haykırır:
Bir ümmet Kerbelâ'yı unutursa hafızasını,
şehitlerini unutursa istikametini,
şahitlik ahlâkını kaybederse medeniyetini kaybeder.ki
Ve unutmayalım:
Kerbelâ'nın acısı tarihte kaldı; fakat Kerbelâ'nın imtihanı hâlâ önümüzde duruyor. Bugün vereceğimiz kararlar, yarın mahşerde hangi safta dirileceğimizi belirleyecektir. Ya zulmün sessiz seyircileri olacağız ya da hakikatin şahitleri... Çünkü Allah katında kazananlar, uzun yaşayanlar değil; doğru tarafta ölenler ve doğru tarafta dirilenlerdir.
Karbela şehidlerine rahmet ve mağfiretler dileyerek mekanlarının Firdevs cennetleri olmasını niyaz ediyorum.
Bizleride onlar hürmetine bağışlamasını,hakikatle buluşturması için ruhumla,gönlümle el açarak yalvarıyorum.
"Söyle ey bâd-ı sabâ söyle nerede HÜSEYN'im.
Kürretü'l-ayn-ı Resulü's-Sekaleyn'im nerede/İnsanların ve cinlerin Peygamberinin göz bebeği HÜSEYN'im nerede."