"Gençlerini ihmal edenler,geleceklerini imha ederler. Bir millet her nesilde yeniden doğar.(Yusuf KAPLAN)
Osmanlı'da okul, sadece bir eğitim-öğretim merkezi değil, aynı zamanda kişilikli ve şahsiyetli bir toplum inşa etme görevi üstlenmiştir. Öğrenilen ilim ve bilgi, ruhda işlenerek hayata geçirilmiş; davranışlar, samimiyetle güzel ahlaka dönüştürülmüştür. Sosyalleşmeyi üst düzeyde yerine getirirken toplumsal ilişkiler, inancın gereği olarak doyuma ulaşmıştır. Edinilen bilgi, sosyal dokuyu birleştirme sorumluluğunu yerine getirdiği ölçüde hayat olmuştur.
FERTTEN ÜMMETE;TOPLUMSAL OLGUNLAŞMA
Şahıslar, kemâlat sülûkunu tamamlayarak erdemli milletin tohumlarınıda yeşertmişlerdir. Kâmil, kişilikli ve samimi fertlerden oluşan fazilet sahibi aileler, toplumsal yapının merkezini sağlam temeller üzerine bina ederek ümmet kimliğini kazanmış ve dinamik bir millete dönüşmüşlerdir. Öyle bir cemiyet hayatı oluşmuştur ki, bu dönem ikinci sahabe dönemi olarak anılmıştır.
Böyle bir yapıda “ben” değil, “biz” düşüncesi gelişmiş; kişiler, yaşadıkları halkın bir neferi olduklarının bilinciyle yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Akrabalık ve komşuluk ilişkileri sağlıklı bir şekilde yürümüş; “senin derdin benim de derdimdir” anlayışıyla güçlü toplumsal bağlar gelişmiştir. İnançlarını, törelerini, gelenek ve göreneklerini hakkıyla yaşamak, Osmanlı toplumunu altı buçuk asır insanlık tarihine nizam ve intizam veren bir medeniyet hâline getirmiştir.
OSMANLI HÜKÜMRANLIĞINDA HUZUR ve BARIŞ
Osmanlı'nın hükümranlığı döneminde,İslam coğrafyasında yaşayan çeşitli etnik ve farklı inançlara sahip milletler, huzur ve barış içerisinde yaşamışlardır. Ancak büyük imparatorluğun, Batı'nın hain emelleri sonucunda parçalanmasıyla gönül coğrafyamızın düzeni bozulmuştur.
Bugün Batı’nın çifte standartlı politikaları sonucunda Filistin halkının evleri yıkılmış,bir çoğu yıkıntılar arasında kalmış,çıkarılabilen yaşlı kadın,genç,çocuk on binlercesi kefensiz gömülmüş...Hayatta kalabilenlerde kendi topraklarından mahrum bırakılmakta, çocuk, kadın ve yaşlı demeden büyük bir zulme maruz kalmaktadır. İnsanlık gözü önünde gerçekleşen bu vahşet, insanların temel yaşam haklarını ellerinden almakta ve onları sefalete sürüklemektedir. Aç, çıplak, evsiz ve her şeyden yoksun bir yaşam sürmek zorunda bırakılan bu halk, adeta kendi hallerine terk edilmiş durumdadır.
MİLLETİ VE TARİHİNİ “TARİHE GÖMEN” ADAM!
(13.03.2026 da vefat eden İlber Ortaylı nın Fatih Cami Haziresine gömülmesi meselesi)
Bir cenazenin arkasından uluorta konuşmayı edeben doğru bulmadım ve konuşmadım şimdiye kadar.
Ama bu cenaze, cenazesi çoktan kaldırılması gereken bir “yalan tarih”in mimarlarından birinin cenazesi olunca susmak vebaldir, diyerek usturuplu bir dille birkaç hayatî tespitte bulunmayı bir vatan, millet borcu ve büyük bir mesuliyet olarak addediyorum.
“GÖREVLİ” BİR ADAMDI
Önce hakkını teslim edelim: Osmanlı ile Sultan Abdülhamid Han -ve hatta Sultan Vahdettin- hakkındaki bazı ezberleri yıkmıştı.
Eğer bu minval üzere gitseydi, bu milletin boynuna geçirilen prangaların kırılmasına çok büyük katkılarda bulunabilirdi. Aksine o prangaların daha boğucu ve sarsılmaz bir şekilde milletin ve çocuklarının boynuna dolanmasına hizmet etmeyi tercih etti ve mezara çok büyük bir veballe gitti.
Çünkü “görevli” bir adamdı: 28 Şubat'tan sonra piyasaya sürülmüştü ve Yaşar Nuri'nin ilâhiyat alanında yaptığı “yıkım” işini o tarih alanında yapmıştı.
İsteseydi, dik durabilseydi, yalan üzerine inşa edilen ve dayatılan tarihi yerle bir edecek tarihî bir misyon üstlenebilir ve tarihe kahraman olarak geçerdi. Ama o bu dünyada ucuz kahramanlığı ve alkışlanmayı tercih etti. Kendisi gibi Kırımlı ama pek çok bakımdan büyük tarihçi olan ve milletin boynuna dolanan tapınakçı prangaları güçlendiren Halil İnalcık’ı ucuz kahramanlık konusunda fersah fersah geçen, bu toprakların çocuklarını ve tarihini “tarihe gömen” bir adam olarak mezara gitti.
UCUZ KAHRAMAN UCUZ SATILIR
Osmanlı tarihinin insanlık tarihindeki öncü ve benzersiz rolünü çok iyi biliyordu ama o sessiz kalmayı, yaşarken bu ülkenin altını oyan, tarihî rolünü bitiren yalan tarihin propagandisti olmayı ve pespaye, döküntü propagandistleri tarafından alkışlanmayı ve daha vahimi de Osmanlı’nın insanlığın önünü açacak benzersiz ilkelerinin dünyaya anlatılması gibi yüce bir görevi üstlenmek yerine Osmanlı’yı Üçüncü Roma ilan etme primitifliği ve “aşağılık kompleksi” sergileyerek Osmanlı’nın dünyaya, insanca yaşanacak yegâne medeniyet modelini sunacak muazzam bir medeniyet tecrübesi ürettiğini anlatma imkânını elinin tersiyle itmeyi tercih etti!
Bazı Batılı vicdanlı tarihçiler bile, “gel ey Osmanlı!” diye yazılar ve kitaplar yazarken o Osmanlı’yı bir kez daha “tarihe gömme”yi tercih etmekten tedirgin olmadı!
Hiçbir büyük tarihçi böylesine ürpertici bir tercihte bulunamazdı.
İsteseydi, Osmanlı medeniyetinin ne denli aşılamaz ve insanlığın önünü açacak temellere ve ruha sahip, bütün dünyayı yeniden silkeleyip kendine getirecek adalet, hakkaniyet ve merhamet ilkeleri üzerinden yükselen benzersiz bir medeniyet tecrübesi olduğunu hem ülkemizin çocuklarına hem de bütün dünyaya çok çarpıcı bir dille anlatabilirdi.
Ama bu fazla prim yapmayabilirdi, fazla para kazandırmayabilirdi. O yüzden o işin en kolayını, en kârlı olanını tercih etti ve resmî tarihin yalanlarını deşifre ederek kahraman olarak anılma imkânını kaybetti ve mezara hesabını veremeyeceği kadar ağır bir veballe gitti. Bir milletin boynuna geçirilen prangaları kırabilecek bir donanıma ve etki gücüne sahip bir adam konumuna ulaşmıştı çünkü.
O yüzden sırtında hesabını veremeyececeği kadar “tarihin ağır yükü”yle vefat etti gitti bu dünyadan. Artık adı tarihe, bu milletin boynuna geçirilen prangaları kıracak bir imkâna sahipken, o işin kolayını ve en ucuz olanını tercih ederek insanlığın önünü açacak ufka ve derinliğe, ruha ve zenginliğe sahip bu milleti ve tarihini tarihe gömen bir adam olarak geçecek.
FATİH CAMİİ’Nİ HAZİRESİNE GÖMÜLMEMELİ!
Şehid Esad Coşan Hocamızın cenazesinin Fatih Camii’nin haziresine gömülmesini reddeden yetkililerin İlber Ortaylı’nın cenazesinin oraya gömülmesine onay vermesini protesto ediyorum.
Fatih Camii haziresi millete aittir ve bu milletin altını oyan monşerlere, masonik-baronik çetelere hizmet eden bir adamın cenazesinin oraya gömülmesi oradaki bütün büyük insanların aziz ruhlarını da rencide edecektir.
Bu karardan derhal vazgeçilmelidir.(Yusuf KAPLAN'ın 13 Mart 2026 tarihli makalesinden alıntı'dır)
MEDENİYET İNSANLIĞA HAYAT SUNMALIDIR
Türk milleti son üç asırdan bu yana "Kaht-ı Rical/Adam kıtlığı"içinde çırpınmaktadır.Devleti idare ederek yüceltecek tecrubeli,çağını iyi tanıyan,çağın ağlarından bağlarından,bağlamlarından kurtulmuş,yaşamayan ancak yaşatma ideali taşıyan,liyakatlı,bilgili,ahlaklı,ferasetli kalifiye insanlar yetiştiremiyen milletlerin gelecekleri karanlıktır.Öncü,önder,lider kuşakları yetiştiremiyen milletler ve devletler tarihten kendiliğinden çekilirler...
Milletler;Ön alan,ön açan,çağlarının önünde ve ötesinde yaşayan,çağrısı çağını kuran,kurucu,konumlandırıcı ve koruyucu önder kuşakların kanatlarında yükselerek hayat bulur,hayat sunarlar.
Ey İslam Aleminin Âkilleri!
Öyle bir fitne fesat döneminde yaşıyoruz ki...Eğer buna yaşamak deniyorsa...Ümmet yok olmakla karşı karşıya kalmış durumda...Nerede müslüman varsa orada kan gözyaşı,zulum kol geziyor.Sefalet,perişanlıksoykırım inananlara hayat hakkı tanımıyor.
Zalimler,kâfirler ölüme ve öldürmeye doymuyorlar...Doymuyacaklarda...
Kurtuluş Allah'ın ipinde(Sıbgatullahta)buluşmak,birleşmektedir.Üç asırdan beri küffar birleşmiş dünyaya meydan okuyor...Güney Amarika ülkelerinden Venezualya'ya,devasa Afrıka'nın talihsiz millet'lerinden,İslam ülkelerinin sahipsiz evlatlarına,Asya'nın onurlu insan'larından(Uluğ Türkistan),diğer mazlum halklara kadar insanlık yok olmakla karşı karşıya kalmış durumda...Fitne fesat belli...Birlik olarak zalimler çetesini yok edemezsen sen yok olacaksın...Bunu bil,önlemini al,birlik ol kurtul...
İMAM-I ŞÂFİ'ye Sormuşlar:
"Fitne fesat ortaya çıktığı zaman onları nasıl tanır,hangi önlemleri alarak onların şerlerinden kurtuluruz?"
Hak dostu demiş ki:"Düşmanların oklarını takip ediniz,okların atıldığı yerlerde fitne,fesat ehilleri vardır.Okların ucunda ise hakikat erleri bulunur.
Hak ve hakikat ehilleri birlik haline gelirse onların fitnesinden kurtulurlar."
İşte kurtuluş reçetesi...Yol belli,yöntem belli,hakikat ortada...Kan emicilerde alenen cirit atıyorlar sahipsiz arenada...
Abdurrahim KARAKOÇ'ta veciz beytinde:
"Beden ölür,çürür,cana bakın siz,
Kim kiminle yürür,ona bakın siz,
Bırakın dönsün dönme dolaplar,
Hak'tan,hakikatten yana bakın siz." diyerek müslümanların hakikat rotasını çizerek yol gösterir...
İnsanları anlamak cok zordur;
Güneşi seviyorum der ancak gölgeye kaçar.
Yağmuru seviyorum der korunmak için şemsiye açar.
Müslümanlar; zalimler bizleri yok ediyor derler,bir olmak,birleşmek için bir araya gelmezler.
"Bence bizler yeni kör olmadık,zaten üç asırdan beri kördük.
Görmeyen körler mi?
Seyrettiği halde göremeyen bakar körler mi"
Aklı idrak ölsünde kullanmadan,feraset gözüyle bakarak ibret almadan huzura kavuşmak zor gibi,gibi...
RAHMET AYINDA MAHRUM KALMAK
Mahrumlar o kimselerdir ki mübarek Ramazan-ı Şerif ayında oruç tutup namazlarını kılamayandır.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda rahmet ve
mağfiret yağmur gibi yağdığı halde, bu ayı gafil geçirenlerdir.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda Kur'an-ı Kerim'den bir cüz okuyamayanlardır.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda nafileler farz olarak yazıldığı halde bunlardan gafil kalanlardır.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda bir kişiye de olsa bir yudum su ile bile iftar ettiremeyenlerdir.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda zekâtını vermeyenlerdir.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayı dağınık,hak ve hakikatten uzak geçirenlerdir.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda kendini parçalarcasına tövbe istiğfar kapısını zorlamayanlardır.
Mahrumlar o kimselerdir ki bu ayda zikir meclislerini ve Kur'an-ı Kerim müesseselerini ziyaret edip feyizlenemeyenlerdir.
Mahrumlar o kimsedir ki bu ayda yalandan ve gıybetten kendini arındırmayanlardır.
Mahrumlar o kimsedir ki bu ayda kendini temiz görüp başkasına günahkâr gözüyle bakanlardır.
Asıl mahrumlar ise bu ayda kendilerini affettiremeden bayrama kavuşanlardır.
VELHASILI SÖZÜN ÖZÜ:
İstikbal-i Kudüs
Siyon gözlüğüyle kim güne baksa
O gün davacıdır Mescid-i Aksa
Kudüs'ün gözyaşı Kevser'e döner
Selâhaddin ruhu ayağa kalksa
Şia Sünni denmez birleşir saflar,
Rafa kalkar yönsüz boş ihtilaflar,
Tek yürek çarpınca zulmeti yener,
Vahdetle yıkılır şer istinaflar,ittifaklar.
Aynı kıble aynı secde aynı din,
Birleşmek harcıdır ubudiyetin,
O gün bayram olur ayrılık söner,
Akletmek yoludur ebediyetin.
İnci Mercan misali,hakikat menbaından akan sözlerden,mana ummanından coşan deryalardan sonra söylenen kelamlar özsüzleşir ve anlamsızlaşır... En iyisi edebimizle "Hâmuş/Sukut" etmek,özümüze dönmektir.
"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yoktur."
"Allah'a dayan, sa'ye çalış hikmete râm ol.
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol."(M.Akif)
"BİR"in Birliğinde Birleşmek Umuduyla...