"Eğer Ramazan ayının fazilet ve bereketini bilseydiniz,bütün yılın Ramazan olamasını isterdiniz."
Aziz ve Celil olan Allah"İnsanların oruç dışındaki her ameli kendisi içindir.Oruç'sa benim içindir.Mükafatını ben vereceğim."(Buhari,Cihad,36)
RAMAZAN AYININ ŞEREFLENMESİ;KUR'AN-I KERİM'in İNZALİ
"Rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazan,aynı zamanda Kur'an'ın inmeye başladığı(Kadir gecesi)aydır.Aslında Ramazan ayı,değer vee ulviyyetini Kur'an-ı Kerim'den alır.Çünkü Allah(cc)kelamını bu ayda insanlığa yaşam ve rehber olsun diye Cebrail Aleyhisselamla kâinatın sultanı Hazret-i Muhammed'e vahyetmiştir."
Müjde mü'minler size ihsan-ı Rahman'dır gelen,
Şanına tâ'zım edin bu mâh-ı gufrandır gelen.
Ondadır feyz-i hidâyet ondadır afv ü kerem,
Kadrini bil mevsim-i inzâl-ı Kur'an'dır gelen.
Ahmet Remzi Dede inci mercan misali veciz sözleriyle böyle müjdeliyordu müslümanlara,rahmet ayının geleşini.Çünkü öyle feyizli ve bereketli ki ramazan ayı;Orucu,Kuranı,Zekatı,Sadakası,Sahuru ve İftarıyla gönülleri mest ediyor.Affı,rahmeti, mağfireti,maddi ve manevi bereketiyle bir başkadır ramazan ayı.Madde,mana güzellikleri cami ve cemaat ile bütünleşince daha anlamlı hale geliyor maneviyat iklimi.Gürleşir,hayat bulur manevi hayatımız gufran ay'ıyla;değerlenir kulluğumuz oruçla, beş vakit namazla,teravihle,mukabele,itikafla.Mabed'lerde huşu ile yapılan ibadetler ve taatlar sebebiyle mü'min'ler üzerinde hoş bir sada bırakır gönüllerin sultanı ramazan ayı.Müslümanları kemâlât yolunda olgunlaştırarak yakınlaştırır fıtratının gereği Rabb'ine.
ORUÇ,TERAVİH NAMAZI,ZEKAT ve FITIR SADAKASI
Yabancılaşmanın ve yalnızlaşmanın popülaritesini artırdığı çağımızda bu rahmet iklimi, insanın sosyal ve toplumsal bir varlık olduğunu,olması gerektiğini haber verir,hatırlatır bize.Muhabbet,bereket iklimine kavuşmanın verdiği coşku ve sevinci vardır ruhumuzda.Her gece huzula sahura kalkar,sadetle,mutlu bir kalp sükuneti ile iftarımızı aile efradımızla yapar,huşu ile camiye giderek Halıkımızın huzurunda divan durur;bir taraftan yirmi yedi derece daha fazla sevap kazanmanın,diğer taraftan da ilahi huzurda bulunmanın zevki ve süruruyla hazlanır,manevi doyuma ulaşırız.Efendimiz Aleyhisselam'ın mübarek sözleriyle hayat buluruz:
"Kim inanarak ve mükâfatını Allah'tan bekleyerek Ramazan ayını ibadetle ihya ederse geçmiş günahları affedilerek bağışlanır." (Müslim,Teravih,25)
Hadis-i şerifte işaret edilen teravih namazıyla huzur bulur,rahatlar,günahlardan temizlenmenin,arınmanın müjdesine nail oluruz. Yorgunluğumuzu unutur, gönlümüzün coşkusuyla kendimizi ilahi alemlerde hissederiz.Hâlimizle,lisanımızla,samimi, huzurlu kalbimizle:
"Rabbimiz! Bizi affet, bizi bağışla ve bize merhamet et!" diye dua ederek,yalvarıp yakarırız alemlerin Rabbine.
Muhakkak ki büyükler kadar çocukların dünyasında da müstesna bir yeri vardır ramazan günlerinin, geclerinin ve teravih namazlarının.Hâlâ ruhumda canlanır vakit vakit,anne ve babamın elimden tutarak camiye götürdüğü zamanlar, yaptığım yaramazlıklar.Arkadaşlarımızla saf tuttuğumuz teravih namazında sessiz konuşmalar, sessizce gülüşmeler.Bazende arka tarafa geçerek oynadığımız oyunlar.Çeşitli maskaralıklar...Vay be çocukluğum, gençliğim ne çabuk beni terk ettiniz?
Namazlar ve ramazan ayı vesilesiyle kılınan teravih namazları sadece yalnızlığın değil tefrikanın, ayrılığın da ilacıdır aynı zamanda.Vahdetin,birlik ve beraberliğin sembolüdür.Zira yalnızlaşan,yabancılaşan, bencilleşen ve manevi değerlerini kaybeden,ahlak ve edebini yitiren insan toplumdan uzaklaşır. Toplum içerisinde yaşayan bir yabancı gibidir adeta.Akrabalarına,dostlarına,komşularına yabancı...Umursamaz hale gelir çevresinde ki insanların dertlerini.Çünkü Hak ve halktan uzaklaşmış, yapa yalnızdır,bencildir.Öylelerine toplum içinde yaşadığını ve sosyal bir varlık olduğunu,birlik içerisinde yaşaması gerektiğini hatırlatır teravih namazı.Sosyalleşme ile birlikte fedakarlık,ddiğergamlıkgibi hasletler canlanır;Vahdetin,birlik ve beraberliğin yolu açılır.Şairimiz merhum Mehmet Akif'in veciz şekilde söylediği gibi:
"Yâ Râbb! Şu muazzam ramazân hürmetine,
Kaldır aradan hâil(mâni, engel)ne ise."
CEBRAİL'LE-MUHAMMD ALEYHİSSELAMIN RAMAZAN BULUŞMALARI;MUKABELE
Rahmet ve mağfiret ayı Ramazan,aynı zamanda Kur'an ayıdır.Aslında kıymet ve değerini Ku'an'dan alır bu mübarek ay. Allah(cc),ilahi kelamını bu ayda indirmeye başlamıştır rehber olarak insanlığa.Nitekim,kâinatın Efendisi'ne(sav):
"O sayılı günler içinde insanlar için bir hidayet kaynağı,hak yolun,hak ile batılın birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği ramazan ayıdır." (Bakara, 185)
Gelen ayet-i kerime bu hakikati ifade eder.Kur'an'ın ilk muhatabı O'nun Resulü Hazret-i Peygamber(sav)mmübelliğve mübeyyin vasfı ile aldığı vahyi tebliğ ve ederek açıklamıştır insanlığa. Sadece tebliğ etmekle kalmamış;okumuş,kendi hayatına tatbik etmiş, yaşamıştır İlahi kelamı.Asıl olan da Kur'an'ı tatbik ederek uygulamak değil midir hayatımıza? O'na uygun yaşamak kulluğun gereği değilde yâ nadir?
Rahmet mevsiminde daha çok hemhâl olmuş tur Efendimiz(sav)Kur'an'la.Cebrail Aleyhisselam'la,Resulüllah Efendimiz her ramazan'da karşılıklı mukabele okuyarak,o güne kadar nazıl olan ayet ve sureleri tilavet etmişlerdir.O'nun vefatından önceki Ramazan'da ise iki kere mukabele okumuşlardır.(Buhari, Fezâilü'l-Kur'an, 7)
Cebrail Aleyhisselamla Allah Resulünün(sav)karşılıklı okuma geleneği,mukabele olarak müslümanlar arasında günümüze kadar gelmiş ve kıyamete kadarda devam edecektir İnşallah.
Müslüman erkeklerle beraber kadınlarda ramazan aylarında her türlü zorluklara rağmen mukabele ukumaya devam etmektedirler.Çocuklarının bakımı ile ağır ev işlerine rağmen takdire şayan bir şekilde erkeklerden daha çok kadınlar mukabele okumaktadırlar.Bununla birlikte Ahmet Remzi Dede'nin gönül okşayan veciz ifadesiyle:
"Rahmet ü gufrân hedâyâsıyla cennet bahşeder,
Derde dermân vasl-ı cânan ıtk-ı nirândır gelen."
Bu nedenle derde derman,gönüllere şifa olan, cehennemden kurtuluş, cennete girmeye vesile olan bu müstesna zaman dilimini rahmet mevsimini; her mü'min ibadetiyle tilavetiyle, hamd ve şükrüyle en samimi,en güzel bir şekilde ihya ederek değerlendirmelidir.Şairlerin sultanı Necip Fazıl eşsiz kelamıyla en güzel bir şekilde şöyle söylemiştir:
"Karagöz seyri değil, gözyaşı dökme ayı,
Bilinmez'i bilirler,bilseler ağlamayı."
Mekkeli müşrikler Efendimiz'i(sav);öyle bir kuşatma altına alarak çaresiz bırakırlar ki tebliğ ve rehberlik görevini yapamaz hale gelir."Ne yapabilirim"diye düşünür ve çevresiyle müşavere ederek Taif'e giderek orada irşad'a,tebliğe devam etmek arzusu gönlünde belirir.Zeyd b Harise'yi yanına alarak Sahiflileri İslam'a davet etmek için Taif'e giderek on günlük süre içerisinde tebliğ görevini yaparak aldığı vahyi onlara anlatır.Ancak onlar inanmadıkları gibi alaycı bir üslupla da:
"Tanrı,Peygamber göndermek için senden başka birisini bulamadı mı?"diyecek kadar küstahlıkta ileriye giderek,O'nun mübarek gönüllerini teessüre-teessüse boğarak hüzünlendirdiler.Taşlayarak mübarek başlarından yaralayarak kanını akıttılar.
Efendimiz'in perişan halini gören yüce Rabbimiz,Cebrail Aleyhisselamı göndererek:
" Ey Resulüm! Sana ettikleri zulüm ve hakaretlerine karşılık bu beldenin altını üstüne çevirerek cezalandırayım."dediğinde,Rahmet,mağfiret,merhamet Peygamberi olan O ulu şahsiyet,cezalandırmayı kabul etmeyerek:
" Rabbimden isteğim şu dur ki;bu müşriklerin sülbünden,Allaha hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ibadet ve kulluk yapacak inançlı bir nesil yaratmasıdır." diyerek,affedilmelerini ister ve rahmet Peygamberi olduğunu gösterir.
O günlerde çevresinde kuşatma ve boykotlar devam ederek,sıkıntılı günler geçirmesine rağmen O yüce Resul;Bir çocuğun kuşu öldüğünde...
"Aman seninki de dert mi? Beni Taif'de taşladılar,başıma taş isabet etti yaralandım.Kanlarım aktı."demedi. Allahın Resulü kuşu telef olan çocuğun evine giderek taziyede bulundu.
Mesele şu ki! Senin yüreğine dokunan,senin derdin,sıkıntın benim derdim sıkıntımdır diyebilmekte...İnsanların kam,keder ve sıkıntılı anlarında geldim,yanındayım diyebilecek kâmil,kalbi selim,gönlü zengin insanları bulmak da büyük mesele...Çamla, çırayla arasan,Mevlana gibi gece gündüz fenerlerle sokakları devr-i alem yaparak dolaşsan bile bulmak zor ve imkansız gibi...Diğergam insanlar tarih'in seyri içerisinde kalmışlar,sırlanmışlar,hakka uçmağlanmışlar...
HUZURA KAVUŞTURAN,BAŞ BAŞA KALINAN İBADET;İTİKAF
Maneviyet gülşen'lerinin açıldığı,af ve rahmet ayı Ramazan da yapılan bir mübarek ibadet de itikaftır.İtikaf'ın hükmü-sorumluluğu sünnettir.Mahalde bulunan camide bir mü'min itikafa girerse o bölgede itikaf sünneti yerine getirilmiş olur.İtikafa giren kişiye de "mutekif" denilir.Niyet ederek cami-mescid veya cami-mescid hükmündeki bir mekanda bir süreliğine durmak anlamına gelen itikaf,her ne kadar yılın başka ay ve günlerinde yapılabilse de ramazan ayı ile özdeşleşmiştir.Çünkü iki cihan güneşi Muhammed Aleyhisselam Efendimiz,Medine'ye hiçretlerinden sonra her yıl ramazan ayının son on gününü(cehennemden kurtuluş günlerinde)itikafla geçirmiş;bu uygulama da rahmet-i rahmana kavuşuncaya kadar devam etmiştir.Hatta vefat ettiği sene yirmi gün kalmışlardır ramazan itikafında.(Buhari, İtikaf, 17)
Resulullah Efendimiz tarafından bizzat başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden kurtuluş günleri olarak nitelenir ramazan mevsimi.Rahmet,mağfiret günlerini geride birakan müslüman,kalan son on gününü en verimli ve faydalı bir şekilde değerlendirerek emel ve arzusuna kavuşmak ister.Çünkü inançsızların gireceği yer olan cehennemden azat olacağı mübarek günlere kavuşmuştur artık.Namazları ile teravih namazkarını kıldığı,mukabeleyi takip ettiği camide bir süreliğine Rahman vee Rahim olan Halikı ile baş başa kalma sevdasındadır.Zira ne kadar da çok ihtiyacı vardır.Seküler değerlerin ortaya çıkardığı bunalım çağının ağlarından, bağlarından,bağlamlarından kurtularak ilahi huzurda divan durmaya,O'na iltica ederek sığınmaya.Dünyadan,dünyavileşmelerden,masivadan,insanlardan kurtularak sadece kulluk şuuruyla O'nun rızasını kazanmaya.Beytullahın şubelerinden sağlam bir kaleye sığınır, Kerim olan Ma'bud'u Hakiki'nin manevi huzurunda.Gönlüyle,kalbiyle, bütün benliğiyle Rabbine yönelir dünyavi meşkalelerinden uzaklaşarak .Zorunlu ihtiyaçlarının dışında ayrılmaz mukaddes mekandan.Boş şeyler konuşmaz,malayani şeylerle meşkul olmaz itikafa girenler.Amacı kulluğun şuuruna ererek Yaratanını memnun etmektir.Kur'an tilaveti,zikir, şükür ve dua dilinde,iman gönlünde,samimiyet ve teslimiyet her halinde... Alahın evinde,O'nun kutlu misafiridir...İhtiyaçlarından dolayı büyük bir zatın kapısında bekleyen, ihtiyaçları karşılanmadıkça ayrılmamakta idrar eden bir gariban gibidir.Muhtaç olduğunun farkındadır itikafa giren "mutekif". İhtiyaçlarından dolayı:
"Yâ Râbb!
Âciz kulun beni bağışlamadıkça huzurundan ayrılmam,beni bağışla ki kulluğun şuuruyla yaşayayım." der gibidir hâl lisanıyla.Dualarındadır,daima ana-babası,eşi, çocukları,akrabaları, dostları,ülkesi, bütün Müslüman kardeşleri ve insanlık âlemi...
Rahmet mevsimi ramazan ayında bu kadar bereketli fırsatlar bağışlanmıştır müslümanlara.Zamanın ehemmiyetinden dolayı ayağımıza gelen fırsatları ganimet bilerek,bu derğerli, kıymetli fırsatları en güzel bir biçimde değerlendirerek kurtuluşa ermek için elimizden geldiği ölçüde fıtratımıza uygun yaşamaya,kurtulmaya yönelmeliyiz.Kim bilir belkide bu ramazan son ramazan'ımızdır.Bir sonrakı Ramazan'a ulaşamayarak,daimi vatanımızın başlangıcı kabirde olabiliriz.Ahmet Remzi Dede'yle başladık sohbetimize, yine onun gönülleri okşayarak mest'eden mücevher değerindeki muhteşem beyitleriyle bitirelim İnşallah...:
İyd-ı Ekber her günü kadr-i mübarek her gece;
Ehl-i imâna ne mutlu lutf-i Sübhândır gelen.
Zulmet ü kasvetden âzâd etmeye sâimleri,
Nur-ı İslam nur-ı imân nur-ı irfandır gelen.
Hâne-i kalbi temizle hoşca istikbâl için,
Ni'meti mebzul bir mihmân-ı zi-şândır gelen.
El-hazer senden şikayet etmesin yarın amân,
Ruz-ı mahşer şâfi-i ashâb-ı isyândır gelen.
"Allah rızası için bir gün ihlâsla oruç tutan kimseyi, Allah u Teâlâ tuttuğu oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."(Buhari, Cihad, 37)
Sözün Özü;Ayet,hadis ve menkibelerden de anlaşılacağı üzere Ramazan ayı fazilet ve bereketlerle dolu bağışlanma mevsimi,kurtuluş günleridir.Ramazan ayı sadece,Kur'an,Oruç, Zekat, fıtra, mukabele, itikaf değil,İslamın özüdür.İslam medeniyetinin tâ kendisidir.
Rahmet,mağfiret ayı hayat verir, diriltir inananları.Hayat buldurur idrak eden, yaşayabilenlere.İslamın bütün kural ve kaideleri uygulanarak mü'minlere yeniden diriliş bahşeder. Bu rahmet mevsiminde Yaratan'la,Resulüllahla,imanla, itikatla,ahiretle bozulan ilişkiler yeniden kurulur,samimiyet içerisinde kul olmanın şuuruyla yaşanarak her iki alemde kazananlardan olmanın keyfiyle huzura kavuşulur...Allah kulundan razı, kul Rabb'inden razı olarak...
Razı olan ve razı olunan kullarından olmak dua ve niyazıyla...
Allah bes, bâki heves...