"Kim kendisini,önce yok ederek paramparça etmeden yenileyerek doğabilmiş ki?"(Maria Rika)
"Merhamet,merhamet...Hayatımız cennet ile cehennem arasında geçer,bu dünyadaki hayat çarmıhı(yükü)taşıma demektir"demiş Nikola Berdyaev;"Ve ayrıca yalnızca kendi çarmıhımızı değil,milletimizin,komşularımızın çarmıhını da taşımamız gerekir."Çarmıhımızla sırtımızda taşıdığımız dünyavileşmemizin sonucunda yüklendiğimiz mutsuzluklarımız ve iztıraplarımızdır."Kemâle götüren en hızlı at ıztıraplardır."demişlerdir kadim insanlar...
Batı uygarlığının sultasından kurtulmadan,yeniden İslamın özüne ve temel kaynaklarına dönmeden,Türk'ün töre,gelenek-görenek ve örfüne vüsul etmeden yeniden uyanış ve İslam medeniyetini kurmamız ihtimal dışıdır.
Ümmileşerek,yeniden medeniyet dilini inşa ederek seyre yönelmek gerekiyor...
"ULUĞ TÜRKİSTAN" yok ediliyor."FİLİSTİN"soykırıma uğruyor.Nerede "MÜSLÜMAN"varsa kan ve göz yaşı hüküm sürüyor.
Nerede iki milyar iman ehli?
Postmodern hayat, "umutsuz" ve "ufuksuz"dur.İnsanlık alemini köklerinden ve hakikatlerinden kopararak yersiz, yurtsuzlaştırmış,benliğini kaybettirerek değersizleştirmiştir.
'Modern' hayat, sonsuzluğu;aklın sınırlı ve dar sokaklarına hapsederek izah etmeye yönelmiş.Sonsuzluğu, insan'ın kendine göre tasavvur etmesi ve açıklamaya çalışması dünya'yı dar bir çerçeveye koyarak sınırlandırmış.Fiziki ölçülerle sonsuz alemi sıgaya çekerek ruhun ufkunu devredışı bırakmış ve yok etmiş.Çevreyi duvarla kapatarak ışığın ve hava'nın dolaşımını imkansızlaştırarak kalp ve ruhu aklın karanlığında mahkum etmiş.Her olayı ve durumu aklın süzgecinden geçirerek yorumlamış ve aklı kutsayarak insanı hakikatten uzaklaştırmıştır.
İnsanı sadece fizik'e ve akla indirgeyerek metafizik'i gerçeklerden uzaklaştırılması,ruhsuzlaştırılması aklın kendisini de itibarsızlaştırmıştır.Akıl kendisini bilim putuna teslim etmiş.Batı;poztivist anlayışın ön koşulu olarak;gözle görülen elle tutulabilen,deneysellikle ölçüleni doğru kabul ederek metafizik'in hakikatını göz ardı ederek fiziki gerçeklikle sınırlı bir alem tasavvuruyla ruhsuz bir alem kurararak insanı nesnel konuma indirgemişlerdir.Bilim;etikten,ahlaktan,hakikatten uzaklaşarak Batının hegemonyasına hizmet eden bir yapıya dönüştürerek çağların görmediği zulümler uygulamaya konulmuştur.Kalbin karanlığa isyanı, bilim putunun öncelikli işi olmuş.Karanlığın ortasından bir ışık duvara yansimış.Bir anda duvarda görüntüler geçmeye başlamış.Gözler duvarlarda engin bir dünya görüntüsü ve temaşasına şahit olmuş.Hakikatte ise bu görüntü ve anlatının gerçeklikle bir ilişkisi ve bağlantısı bulunmayan, sanal bir yanılsamadır.
İki kelime — umut ve ufuk — sanal duvarlarda görüldü. İnsanlar, bunu gerçek sandılar. Aynı duvara yansıyan sanal ışıktan doğan görüntüler sahte bir "umut" aşıladı.
Görüntülerdeki uzaklar da "ufuk"ların görüntüsüyle teskin etti ihtiyaç içinde kıvranan zavallı ruhsuz gönülleri.Burası tam anlamıyla postmodern bir hayattır. Modernitenin karanlığından postmodernitenin yapay aydınlığına kavuştuklarını zannettiler. Duvarlardaki sanal ekranlara koşan insanlık "umut" ve "ufuk"lara kavuşacak yerde neye ve nasıl çarpıldıklarını bile anlayamadılar. Bir daha umuda koştular umut onlara darbe vurarak yere yıktı. Sonra kalkıp ufuklara koştular, ama olmadı kafalar kan içinde yere çöktüler.
"postmodern hayat umutsuz ve ufuksuzdur"ifadesini anlatacak en güzel metaforlardan birisi bu olabilir.
Postmodern dünya, sanal,yapay bir özgünlük ve özgürlük sunmaktadır. Ruhunu kaybetmiş olan insanlığa.Modernitenin insanlığa huzur getirmediği gibi postmodernitenin de verebileceği bir şey bulunmamakta.Aynı hamam aynı tas. Değişen bir şey yok, değişen sadece görüntü ve biçimdir.Setler ve duvarlar yine yerli yerinde duruyor.Sadece üzerine sahte ışıktan yansıyan yapay görüntüler ve karmaşık şekiller var.İnsanların bu sahte,yapay olanlara bir umut ve ufuk diye koşmaları, umut ve ufukların katledilmesidir. En kötüsü de: bunun sanal ve yapay olduğunun farkedilememesidir.Fertlerin sadece aklı kutsaması,ruhu ihmal etmesi,basiretsizleşmesi, farketmediğinin de farkına varamamasına sebep olmaktadır.
Peygamber Aleyhisselam efendimizin deccal ile ilgili hadisini hatırlatıyor bu durum.Efendimiz:
"Deccal,kıyamet kopmadan önce yer yüzünde görünerek fitne saçacak.Bir gözü kördür.İlah olduğunu söyleyecek.Deccal sihirbaz yapılıdır.İki kanadıyla gezinecek.Birinde su, diğerinde ateş olacak.Onunla karşılaştığınızda sizi bir seçim yapmaya zorlarsa ateş olanı seçerek hilesinden kurtulun." buyurmuştur(Buhari Fitne,26)
Batının devalue ettiği modernite ve postmodernite de deccal benzeri görünürde sahte umut ve ufuklar vadediyor. O aslında hem ateş hem sudur. Yapılması gereken bu sahteyi farketmek ve onlara darbe indirmek.O'nun karşısına hakikat sütununu abideleştirmek.Çünkü farkında olan bilir ki,uyduruğun karşısına asaletli hakikati bina edildiğinde yapay olan darmadağın olur gider. Gerçek ışık,hakikatin nuru göklerdedir.Güneş doğduğunda gecedeki yapay ışıklarını ne anlamı kalacak ki?
O zaman tabiatın kokusu dolacak gönlümüze, ruhumuza. Modernitede insan, karanlık ve yapay duvarlara o kadar alıştı ki, postmodern hayatta da sahte olana inanacak kadar düşünce ve zihniyet kaybına uğradı.Hafızasını kaybettiğinin farkına dahi varamıyor.
Hakikat medeniyet'inin doğmasıyla yapay uygarlıklar yok olmaya mahkumdur.Çünkü"Hak geldi,batıl yok oldu." İlahi fermanı hayat bulacaktır.Asıl mesele bu sahte ve yapay görüntü ve aldatmacaların hakikat olmadığının farkına varacak kurucu ve koruyucu kuşağın yetiştirilmesi,önder şahsiyetlerin milletimizi aydınlatacak yeterliliğe ve olgunluğa kavuşturulmasıdır.
Bundan dolayıdır ki;İnanmış,adanmış,şahsiyetli,kimlikli,yaşatma idealinde olan önder şahsiyetler halkını; "bilme-bulma-olma" yolculuğuna davet ederek hakikatin izini sürer,sürdürürler.
Nedir bu davetin anlamı? İslam medeyetiyetinin ana sü tunları insanlığa ne gibi vaatler ediyor?diyebiliriz.
Hakikat medeniyet'inin kaynağı Kur'an ve Sünnettir.İnsanlığa dünya,ahiret saadet ve mutluğunu vaat ediyor.
"Bilme" aşamasında kalmak = duvarlardakini yada sahte olanı hakikat zannetmektir.
Bulma ve olma aşamasına geçildiğinde insan anlar ki, hakikat başka yerdedir.Levhaya bakınca,filmi seyredince,sahteyi görünce anlar ki bu hakikat değil.Sadece uydurulmuş hurafalar bunlar...
"Olma" aşamasına geçmek için ancak"enfûse",ruha,içe,öze yolculukla başlar. İnsan yapacağı deruni mücahede ile kendindeki ışığın farkına vararak keşfeder.Yapay ışıklardan uzaklaşarak"ümmileşerek" duvarın ardındaki hakikate ulaşır. Bu makamda insan, ekrana sırtını döner... Kendisine döner. İşte her kesin ekranı "su" olduğunu düşünerek ona doğru koştuğu bir hengamede hakikate talib olan insan onu geri çevirir. Ateşi ve zorluğu seçer. Enfûsî yoldan,boyuttan ruhuna ulaşır. Afakî tecelliyle birleştirir. İnsanlar duvarlara tostlayarak umutsuzca tökezlediği,yıkıldığı bir anda, dışarıdan ses,gürültü gelir. İşte enfûsî ve afâkî idrakin birliğinde,vahdetinde olan bu talipler,bu dava adamları,duvarı içeriden değil dışarıdan yıkarak onlara hakikate dayalı umut ve ufuk olurlar.Hakikat rehberliğinin bayraktarlığını yaparlar.
Hak ve hakikatin gayesi isanları dar bir odadan kurtarmak değil,beşeriyeti hakikatin ışığında kurulacak dünyaya davet ve teşvik etmektir.Derdi "ben" değil, "biz" ufkudur.Amaç ferdi değil toplumu hakikatle buluşturmaktır.
"Dünya bize gebe,biz İslam'a gebeyiz" diyerek ordaki "biz" idrakinin temellerini karanlık dünyanın içinden, insanların uydurduğu sahte reçete'lerden değil,hakikat ummanından beslenerek dışarıdan arar. Çünkü yine "bu dünyada yaşayan ama bu dünyayla yaşamayan" zihinlerin bu karanlığı yıkacak olduğunu bilir. İlim sadece keşif ve hakikat pınarından içilir,öğrenilir.Aksi halde ekrandaki sanal görüntüyü ilim bilir ve yanılır insan. Hakikat ırakta ve çok ötededir.Ancak şahsı ve toplumu kurtaracak hak iksiri ilahi pınardandır.Hakikatten beslenen milletler kurtuluş erleridir.
"Köklere inmeden,göklere çıkamazsınız."
Kıymetli madenler nasıl derinliklerde saklı ise olgunluk da kemâlat da enfûsî derinliktedir."Ne kadar öze enfûse inersen, o kadar afâkî dünyaya sahip olursun",İnanan inandığını kendi özünde hissederek vüsul eder kavuşur mabuduna...
İslam medeniyeti,postmodern dünyanın sahte aydınlığına aldanmayan bir zihniyet mektebidir.İslam, hakikati karanlık duvarlarda ve sanal alemde aramayı,bulmayı reddeder. Hakikatin yolculuk esnasında bir "ihsan" olduğunun bilincindedir mü'min. İhsan; islam-iman-itikat'in canlı tutulması ve sarsılmaz inançla bağlılığın tezahurudur.Hakkın halka verdiği feyiz ve berekettir.
Mekanikleşen dünyanın ritmine "ümmileşerek" kâinat kitabının ayetleriyle "ümmetleştirir". Ümmet, sadece insan+insan birliği değildir.Aynı zamanda insan-kainat birliğidir. Bu birlikten üç kitap tevhidi aktarır hayata.3K şeklinde formüle edebiliriz:
*Kur'an-ı Kerim, *Kendin,kendi kitabın,
*Kâinat kitabı.
Bu üç kitab;Vahdetin kaynağı ve hakıkatin özüdür.Aşkın ve aşkınlığın menbağıdır.
İslam Medeniyet Tasavvurunda sana sadece bir soru sorulur ve bütün tedris bu soru üzerine kuruludur. Bu soru:
*"Sen kimsin?
*Nereden geldin?
*Niçin gönderildin?
*Dünya da ne yapacaksın?Nasıl yaşayacaksın?
*Nereye gideceksin?"
Sorulan bu soruları hayatın merkezine alarak üç kitabı bu sorular çerçevesinde anlar ve anlamlandırırsın. Bu sorulara cevap verdiğinde girdiğin hayatı şekillendiriyorsun.Hakikat deryasından besleniyorsun demektir. Yoksa sanal görüntünün,insanların uydurduğu sistemlerin sana giydirdiği yapay kimlikle kendini kaybediyorsun. Sen kimsin? Bu sorunun cevabı hakikat yolculuğunda sana "ihsan" olunur. O zaman:
"Müslüman girdiği yerin şeklini alan değil, girdiği yere şekil verendir"
cümlesini hakedersin.Müslüman kullara kulluk değil,yaratana muti olur,kullukta bulunur.
Vahdet de birleşen,yaratılışının şuuruna varanlar,birin etrafında birlik olmalıdırlar.Birlik beraberlik içinde olmak "dirlik"li olmayı sağlar.Dirlik'li olmak,kuvvetli yapar.
Müslüman dünya'ya huzur bulmak için değil aleme ve insanlığa faydalı olmak için gönderilmiş faziletli insandır.Görevleri:
*En güzel şekilde kulluğun icablarını yerine getirmektir.
*İyilikleri yaymak,
*Kötülükleri yok etmektir.
*İnsanlığa faydalı olmaktır.
Hakikat şu ki bu cümleler inançlı ve duyarlı Mü'minlerin ruhundan ve ıztırabından alıp gelen aforizmalardan süzülerek gelmiştir.Derdin,sıkıntıların eseridir.Yeniden medeniyet inşa etme görevini üstlenmek,o yolda yol almak engelleri,setleri yıkmaya talip olmaktır.Candan,canandan,maldan,evlatdan vaz geçmek,ölüme,şehadete koşmaktır.Hakikate aşık olamaktır.Fenafillaha kavuşarak beka deryasında yelken açmaktır.Tohum gibi çürümeye eyvallah diyerek dal budak salmaya,yeşil yapraklar arasında çiçekler açarak meyve vermeye yönelmek,özlem duymaktır.İman bu günü vadetmeden seni gelecekte doğurur.Bu günü kurtarmaya çalışan yarınını kaybeder.İnanç vadetmez...Yapar,yerine getirir.Aşka,hakikate taliptir...
İslam,postmodern hayatın umutsuzluk ve ufuksuzluğuna,umut ve ufuk rüzgarlarını hakikat deryasından getirerek hayat bahşeder.
Dava adamı olan müslüman şu sorularla başlar hayatını sorgulamaya:
Benim ecdadım asırlarca aleme nizam vermiş,adaletle yönetmiş insanlığı...
Ben bunca zaman sanal ve yapay görüntülere aldanarak vaktimi neden boşu boşuna geçirdim?
Niçin dünya'vileşerek hak ve hakikatten uzaklaştım?Batının ilahi iradeyle ilişkisi olmayan sahte dünyasına yönelerek niçin hakikat ummanından ıradım?Nediye Yaratanla ilişkimi keserek-"esfele sefilin/sefillerin sefili,aşağılık"-derecesine indirildim?Suallerine, vahye dayalı cevaplar vererek kendini sıgaya çekmelidir...
AZİZ AUGUSTİNE-BÜYÜK İSKENDER
"Aziz Augustine, Büyük İskender'in esir aldığı bir korsanın hikâyesini anlatır.
İskender korsana, "Hangi cesaretle denizlerde saldırganlık yapıyor,insanların malına el koyarak soyuyorsun?" diye sorar. Korsan da"Sen hangi cesaretle tüm dünyayı istila ve işgal ederek yönetmeye kalkıştın,saldırdın,öldürdün,esir ettin?" diye cevaplar. Ve konuşmasını şöyle sürdürür:
"Ben sadece çok küçük bir gemiye sahip olduğum için korsan diye adlandırılıyorum,soyguncu,diye isimlendiriliyorum.Sense aynı şeyi çok büyük bir donanmayla, binlerce askerle yaptığın için imparator olarak adlandırılıyorsun."
Büyük devletler dünyanın düzen ve intizamını bozarak insanlığa kan kusturuyorlar.Varlıklarına el koyarak sömürüyorlar.Terör estiriyorlar...Eskiler bu gibi durumlara" Hem suçlu hem güçlü" diyerek kınarlardı.
Artık dünyada kanunlar haklıyı değil güçlü olan haksızları koruyor.
Ulusal ve Uluslararası sistemlerde artık:
"Hukukun üstünlüğü değil,üstünlerin hukuku geçerli hale geldi."
Aziz Augistine korsanın cevabını "çok zekice ve mükemmel" bulduğunu söyler.
Günümüzde aynı durum bir dereceye kadar Birleşik Devletlerle uluslararası terörizmin Libya ve FKÖ gibi daha önemsiz aktörleri arasındaki ilişkilerde de geçerlidir. Daha da genelleştirecek olursak Aziz Augustine'in bu hikâyesi çağdaş batılı kullanımdaki uluslararası terörizm kavramını aydınlatmakta, fevkalade bir ikiyüzlülükle Batı'nın şiddet kullanımını örtbas etmek için terör olaylarına yönelik çifte standartlı tavrının temellerine işaret etmektedir."
(KORSANLAR VE İMPARATORLAR,Noam CHOMSKY,YENİ ZAMANLAR, İSTANBUL 1991))
🟡 RUS SİYASET BİLİM'ci ALEKSANDR DUGİN :
"➖️Epstein fenomenini anlamak için şunu bilmeliyiz: Batı modernliği hümanizm, ateizm, materyalizm ve şüphecilikle başladı.
➖️'Tanrı yok, Şeytan var...Din yok, bilim var...'dediler. Şimdi maskeler düştü. Hani Tanrı yoktu? Ama Şeytan işte burada!
➖️Elitler hâlâ geniş kitlelere (sığır, karides ve goyim) ateizmi vaaz ediyor. Ancak bilinçli olarak Şeytan kültünü, Şeytan'ın inancını benimsiyorlar.İnsanlığı Haktan uzaklaştırarak şeytanlaştırmak için ayinler,ritüeller üreterek sapıklıkta sınır tanımıyorlar.
➖️Yamyam ritüelleri, cinayetler, çocukların kurban edilmesi, tecavüzler... Bütün bunlar Batı modernliği,postmodern izmi;inançsız bilim ve ateizmin sonucudur.
➖️'Modern' Batı, Deccal'in kendisidir. Daha önce örtülüydü,gizliydi şimdi görünür,şeffaf biçimde karşımızda.Aleni olarak insanlık dışı,iffetsizliği ve hayasızlığı yaşıyorlar,yaşatıyorlar.
➖️Dolayısıyla bilimsel ve teknik ilerleme aslında hiç de ilerleme sayılmaz; üstelik bu, tarafsız bir şey de değil.
➖️Bilim-teknik, Deccal'in egemenliğini kurmak için birer araçtı. Bu nedenle genel anlamda yapay zeka da (AI) Şeytanî zihnin fiziksel tezahürüdür."
diyerek vahşilikte sınır tanımayan Batı insanı'nı çıplaklığıyla anlatıyor,ALEKSANDR DUGİN.
Batının insanlık dışı davranışlarıyla yaşanmaz hale getirdiği dünyanın halini idrak etmek her insanın görevi değil mi?Müslüman'ın vazifesi alemi mamur hale getirerek hayat sunmak mı?Yoksa emperyalizm'in uşağı olarak seviyesiz bir hayat yaşamak mı?
" Yüksel ki yerin bu yer değildir/Dünya'ya gelmek(yaşamak) hüner değildir."(Yahya Kemal)
İslam aleminin uyanması,hakikati idrak etmesi için akıl ve zihin açıklığına kavuşması umudu ve niyazıyla...