Dünya hayatı insanın Allah’ı ararken nasıl bir tekamül geçirmesi gerektiğini öğrendiği yerdir diyebiliriz.

Güzelliklerin yanında zorluklarda vardır. Tabiki maişetimizi kazanmak için çalışıp çabalıyacağız. Bazılarımız çok kazanarak zengin ve müreffeh bir hayat yaşarken, bazılarımız ne kadar uğraşsa da istediği kadar mala mülke sahip olamayabilir. Çünkü mal, mülk, evlatlar insanın dünyadaki imtihan vesilesidir. İnsanın aklına bir çok soru gelebilir.

Allah’a güvenme, kadere razı olma anlamlarına gelen tevekkül; insanın elinden gelen çabayı gösterdikten ve tedbirini aldıktan sonra işi Allah’a havale etmek demektir. İnançlı insanlar hayatla mücadele ederken, manevi bir güç olan tevekküle sıkça başvurur.
Tevekkül, Kur’an-ı Kerim’de birçok defa müminlerden beklenen bir tavır olarak karşımıza çıkmaktadır. İman, Allah’ın kâinat üzerindeki hükümdarlığını, otoritesini ve işleyen düzende mutlak hâkimin onun olduğunu kabullenilmesini de gerektirir. Nitekim Gazali’ye göre tevekkülün aslı imandır. Olmuş olan her ne ise Allah(CC)’ın takdiri ile olduğuna iman etmek ve buna rıza göstermektir. Tevekkülde yalnızca insanın gücü ve yeteneği değil Rabbimizin takdiri de işe katılmaktadır.
Yapılan araştırmalarda tevekkülün psikolojik sağlamlığı artırdığı, başarısızlıklara dayanma gücü verdiği, depresyondan koruduğu görülmüştür. Buradan da tevekkül konusunun sadece dini değil psikolojik ve sosyolojik boyutlarının da olduğu görülmektedir.
Ayeti Kerimede açıkça rızkı veren Allahtır. Allah dilediğine rızkı çok dilediğine az verir. Sebebide insanın imtihanıdır. Hatta bazen rızkını ayağına getirir. İşte tamda burada çok hoşuma giden bir menkıbeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Allah rızkını ayağına getiriyorsa neden çalışıp çabalayasın ki? Şakiki Belhi Hazretleri bir gün çölde yolculuk yaparken yerde kanatları kırık ve gözleri görmeyen bir kuş gördü. Hayretler içinde kalıp bu çölün ortasında bu aciz kuşun nasıl hayatta kalabildiğini, rızkının nereden geldiğini merak ederek bir kenara çekilip izlemeye başladı. Çok geçmeden gökyüzünden sağlıklı ve güçlü başka bir kuş süzüldü. Ağzında taşıdığı yiyeceği o yaralı kuşun gagasından içeri bıraktı. Onu besleyip uçup gitti. Bu mucizevi dayanışmayı gören Şakiki Belhi göz yaşları içinde, bu aciz kuşu çölün ortasında bırakmayan Ulu Allah, ben nerede olursam olayım benimde rızkımı ayağıma gönderir diyerek dünyadan el etek çekti. Daha sonra dostu İbrahim Ethem Hazretleriyle karşılaştığında rızkı Allah’ın verdiğini anlayıp nasıl bir kenara çekildiğini ona gururla anlattı. İbrahim Ethem Hazretleri dostunu sessizce dinledikten sonra ona şu unutulmaz dersi verdi. “Ey Şakik neden bekleyen sakat bir kuş olmayı seçtin de o sakat kuşu beslemek için çırpınan, ona yiyecek taşıyan sağlam kuş olmayı istemedin? Sen Peygamber (SAV)’in hadislerinde : “Veren el alan elden daha hayırlıdır.” buyurduğunu hiç duymadın mı? “dedi. Bu söz karşısında Belhi hatasını anladı. Arkadaşının elini öperek “ Ey İbrahim sen bizim üstadımızsın” dedi. Hemen köşesinden çıkıp çalışmaya ve üretmeye başladı. İnsanlara faydalı olmaya geri döndü.
Ey Yüce Allah’ım bizi rızkına güvenen, çalışan ve başkalarına fayda sağlamayı görev edinen kullarından eyle” Amin. Tevekkülün ne anlama geldiğini burada zikrederek konumuzu hitama erdirelim. Tevekkül tembellik değil; Allah’a güvenerek gayret etmek, üretmek ve elimizden geldiğince insanlara faydalı olmak olduğunu unutmayalım inşallah.