Gavurdağı, Osmaniye’nin yaslandığı sıradağların adıdır. Osmanlı Devletinde, Tanzimat Fermanı ile başlayan batılılaşma döneminde, gavura gavur demek yasak olunca, 5 Şubat 1854 tarihli fermanla Gavurdağı “Cebelibereket” adını almıştır.

1941 yılında Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen 1. Türk Coğrafya Kongresinde, bu dağlar “Amanos Dağları” adı ile resmiyet kazanmıştır.

Gavurdağı’nda ve ovada göçebe yaşayan aşiretlerin iskânı ile 1865’te kurulan Osmaniye’ye; “Kuyuluk ve Haraz ve Kötüköy ve Hacıömerbağı ve Gökdere namlarıyla 5 mahalle” bağlanmıştır.

Kötüköy Mahallesi adını, Gebeli yamacındaki Kötükale’den almıştır. Bugünkü Karaçay Mahallesinde oturanlar Kötüköylü diye de anılmıştır.

Zomp, kereste yapılmak için kesilen çamların adıdır. Zomp işiyle uğraşanlar “zompçu” diye adlandırılmıştır.

Kötüköylüler zompçuluk ta yapmıştır.

Zompçulara dair yakası açılmamış hikâyeler anlatılmıştır.

Üniversitede okuyan Osmaniyeli öğrenciler arasında, Kötüköylülere Zompçu diye takılması bir Osmaniye mizahı halini almıştır.

Zompçuluk zor bir hayattır.

Zompçu olmak için keskin bir baltaya, yeğin bir beygire ve güçlü bir kola ihtiyaç vardır. Beygirin semerinde mutlaka bir uzun ip sarılı ve keskin bir balta asılı olmalıdır.

Meşhur türkü onları anlatır;

“Baltalar elimizde,

Uzun ip belimizde,

Biz gideriz ormana”

Zomp için kesilecek çamın toraşan olması, görenleri hayran bırakması lazımdır.

Kesilen çamlar öncelikle ikişer metre halinde boğnaklara ayrılır. Her boğnak dört kenarından düzgün bir şekilde yontulur, köşeleri kılavlanır ve yaş çamın suyunu çekmesi için bir ağaca dayanır.

Hızar olmayan yerlerde bu çamları palamut bıçkısıyla kesmek için düzenek yapılır. Üstten ve alttan birer kişi tarafından tutulan palamut bıçkısı ile çamın iple işaretlenmiş yerlerinden düzgünce kesilerek tahtalık ve salmalık kereste çıkarılır.

Osmaniye’de, portakal bahçelerini sulayan arkların üzerinde, değirmenler ve hızarlar vardı. Macıklar, Tekerekler, Mulla Mustafalar hızarcılık yapardı.

Hızarcılar, kereste yapılacak ağaçları tüccarlardan satın alırdı. Zompçuların getirdiği ağaçlar da simsarlara veya hızarlara satılırdı.

Ormandan çam kesmek kaçakçılık sayılırdı. Cezası ağırdı. Yakalanan zompçuların baltası alınır, beygiri bağlanırdı.

Zompçular, anlaştığı arkadaşlarıyla gece yarısından sonra yonttuğu çamları beygirine yükleyip yola çıkardı. Beygirin boyundan uzun olan çamların, yolda ağaçlara takılmaması için uçlarından biri birine bağlanırdı.

Fenk istikametinden gelen kaçakçılar; Küçük Gökyar, Büyük Gökyar, Aşlama, Çavuşlar, Otlugöl, Taşlıgöl dağ yolundan gelir, Çürüktaş’ta ana yola çıkardı. Kolcuların Çürüktaş’ta pusu kurduğu haber alınırsa, yakalanmamak için Taşlıgöl’den sonra Fellahınçınarı’na sapılır, Konağındüzü, Sarıseki üzerinden dolaşılırdı.

Kengerli’den gelen kaçakçılar Kabaktepe dağ yolunu kullanırdı.

Kimi zaman basılan kaçakçılarla kolcular arasında kavga çıkardı. Atını, baltasını kolculara vermek istemeyen veya kendini yenemeyen Zompçular mavzerini çeken kolculara karşı baltasını silah gibi kullanırdı.

Merhum Kaymakam Ali Arguvanlı diyor ki;

“Benim görev yaptığım 5 yıl içinde Osmaniye’de 3 adli olay yaşanmıştır.

Birinci olay kişiseldir.

İkinci olay Kanlıgeçit’te meydana gelmiştir. Bir mahkûm, gafletinden yararlandığı Jandarmayı kendi tüfeğiyle vurarak şehit etmiştir.

Üçüncü olay da orman kaçakçıları ile ilgilidir. Karaboyunlu Mahallesinde kaçakçılar ile Jandarma arasında çıkan çatışmada jandarmanın silahından çıkan bir kurşunla İsmail adında bir genç kaçakçı vurulmuştur.

Savcı ile beraber evine gittiğimiz maktulün babasına jandarmanın suçsuz olduğunu söyleyince duygulanan ve ağlayan adam ‘Takdir buymuş, ne yapalım?’ demiş, jandarmadan davacı olmayacağını ifade etmiştir.”

Zompçular, evin geçimini sağlamak, çocuklara bayramlık sırt baş, beygire arpa saman almak için çalışırdı. Kömürcülük, orman emvalini kamyonlara yükleme ve indirme işini de yaparlardı.

Yaş çamlar taşınırken veya yükleme indirme işi yapılırken mintanlarının, şalvarlarının her tarafına çamların sakızı yapışırdı. Hatta yapışan sakızlar toprakla karışınca mintanın rengi kara şalvarınkine karışırdı.

Cuma namazını kılmak veya alış veriş yapmak için çarşıya giden zompçular ele güne karşı mintanını ve şalvarını ters yüz ederek giyip evden çıkardı.

Zompçulara “omuzu sakızlı”, “dağlı”, “dağ adamı” diye bakılır, “Dağ adamı, hasta eder sağ adamı” diye de laf atılırdı.

Zompçuların konuşmaları ve davranışları azıcık kabaydı. Mektebe gitmemiş olsalar da çoğu, özellikle mahalledeki Kürt hocasından namazlık Kur’an öğrenmiş olurlardı. İmanları itikatları tamdı.

Fanizade Ali İlmî Efendi diyor ki;

“Bu halk ekseriya ve daha doğrusu umumiyetle cahil kalmış iseler de itikatta pek metin… Allah ve Peygamber deyince şaşırırlar. Hatta yemin edemezlerdi.”

Rivayet edilir ki; Zompçulardan bir aile, İstasyon Caddesi’nde oturan zengin bir adamın kızını oğullarına istemek için gider. Oğlanın anası, ablası, teyzesi, halası toplanır, hediye olarak ellerine sepet sepet yumurta, helke helke süt yoğurt alır, kızın oturduğu evin kapısını çalar. Geliş sebeplerini bilmese de evin hanımı misafirleri içeriye alır. “Kele anam, kele bacım” diye başlayan “daha daha ne var yok” diye devam eden sohbetler koyulaşır.

Bir ara oğlanın anası geliş sebeplerinin hayırlı bir iş için olduğunu anlatarak söze başlar.

Kızın annesi “Oğlunuz ne iş yapar?” diye sorunca anası “Çarşıda pırtı dükkânı var. Kimken pırtı satar, kimken zomp yonar, hophopçuluk yapar” der.

“Oğlunuzun tahsili nedir?” diye sorunca da eskilerin darbımesel haline gelen cevabını verir;

“Kürt hocasında Ebcetledi”