Güzel bir güne uyandık elhamdülillah. Rabbime şükredecek o kadar çok nimetler içindeyiz ki, bunun için tek bir şey yeter. Biz bize verilen nimetlere ne kadar şükredersek edelim tam olarak onların karşılığını veremeyiz.

Mesela aldığımız ve verebildiğimiz tek bir nefesin şükrünü eda etmek için uğraşalım. Bunun için maneviyatımızı güçlendirmeliyiz. Böylelikle geçici olan bu dünya hayatını daha rahat yaşayabilmemiz için ruh ve beden sağlığımıza dikkat etmeliyiz. Manevi hayatımız bizim ruh sağlığımızın bir parçasıdır.

İnanç sistemimiz devreye girdiğinde rutin hayatımız da daha sağlıklı olacaktır. Herhangi yüksek bir güce sığınabilenlerin yalnızlık ve korku duygusunu kontrol edebildikleri görülmektedir. Eğer öyle bir duygumuz yoksa eksi birle hayata başlıyoruz. Maneviyat psikolojik sağlamlığın bir parçasıdır.

Kişilerin inanç sistemleri bağışıklık sistemlerini etkilemektedir. Bu konu üzerinde bir çok çalışma yapılmaktadır. Otonom sinir sistemi, tamamen beynimizdeki kimyasallarla, komutlarla ve kimyasal mesajlarla çalışmaktadır. Bir kimse devamlı kötü bir şey olacak korkusuyla yaşıyorsa, her an kendini tehlikede hissediyorsa, bir hastalık yaşadığında, “ beni kim yarattı, hangi maddeden yarattı, inorganik maddeden mi yarattı?

Bunlar karbon, hidrojen, azot bana hesap sormuyorki, o halde öldükten sonra yok olup gidecek miyim? diye düşünüyorsa beyni devamlı stres hormonları salgılıyor ve sinir sistemi devreye sokulamıyor.

Böylece vücudumuz gevşeyemiyor ve rahatlayamıyor. Manevi yönden kendimizi geliştirebilirsek kontrolü sağlamakta zorlanmayız. Olayları tahlil ederken “Bu hayat tesadüfi değil, bu olaylar kendi başına olmuyor” diye düşünürüz. Yani inanç duygusu ruh sağlığına olumlu etki yapmaktadır.

Kişi önlem aldıktan sonra teslimiyet duygusu önemli. Mesela otobüse bindik kaptana güvenmek zorundayız kaptana güvenmezsek uyuyamayız. Hayatta da insan evrenin sahibine güven hissettiği zaman kişi orada kendini rahatlayabiliyor. Bizler “ Her şeyi bilen ve kontrol eden bir güç var.

O bize yardım edecektir”şeklindeki düşünmek çok önemlidir.“ Böylelikle en zor anlarımızda bile yüce yaratıcının varlığına sığınmak, O’ndan yardım istemek inanan insanlar olarak sonucun bizim hayrımıza olacağını bilmek, ruhumuzda rahatlama yaratacaktır. Boşluğa düşmekten bizi koruyacaktır.

Yüce bir güce inanıldığı zaman üç şeyin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “ Teselli değeri var, anlam katma değeri var, bir de kişi O yaratıcıyla bütünleştiği zaman iç huzuru değeri” var. Budist rahipler üzerinde yapılmış deneyler var. Biz bunu Mevlevi dervişler üzerinde yaptık. 90’lı yıllarda Kudüslü rahipler meditasyona sokuluyor. Rahiplerin beyin hareketleri inceleniyor.

Meditasyonda bütün istekleri karşılanmış, bütün ihtiyaçları giderilmiş tamamen rahatlamış oluyorlar. Evrenle bütünleşme duygusunu yakaladığı an beyninde müthiş bir mutluluk hormonu salgılanıyor. Bu sırada beynin hangi bölgesinin çalıştığına bakılıyor.

O bölgeye Tanrı bölgesi diyorlar. Aslında Tanrı bölgesi değil, o kişinin Tanrıya inanma eğilim bölgesidir. Tanrıyla bütünleştiğini hissettiği an müthiş bir rahatlama oluyor. Ama kişide Tanrı kompleksi varsa kendisini rahatlatamıyor. Bu kişilerde kaygı devamlı oluyor” dedi.

İslam’ın Rahman ve Rahim olarak takdim ettiği, her yerde ilim ve kudretiyle hazır olduğu, rahmetinin her şeyi kuşattığı, ilminin her şeyi ihata ettiği, kudretinin her şeyin üstesinden geldiği, bütün kâinatın emrine itaat ettiği, her şeyin anahtarı yanında, her şeyin dizgininin elinde bulunduğu,
“ Bana dua edin, size cevap vereyim…” (Mü’min, 40/60) mealindeki ayetle her dertlinin yanında olduğu, her kulunun imdadına koşacağı, öldükten sonra da insanın en büyük derdi olan yeniden bir hayata kavuşturacağı, ebedi bir mutluluğa ulaştıracağı çok delillerle hatta Kur’an’ın neredeyse üçte birini ölümden sonraki hayatın ispat etmeğe tahsis ettiğine iman eden bir müslümanın diğerlerinde farkı yerle gök arası kadardır.

Rûhun en önemli gıdası sağlam inançtır. Allah’a inanan ve güvenen bir insan manevî gıdasını almış, büyük bir güç kazanmış olur. Çünkü insan, her zaman Allah’ın yardımına muhtaçtır. Muhtaç olduğumuz o yüce Varlığa inanıp bağlanmak huzur ve güven kaynağıdır.
Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Onlar, iman eden ve kalpleri de daima Allah’ı hatırlayıp anmakla dolgunluk ve huzura eren kimselerdir. Haberiniz olsun ki, kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla doygunluk ve huzura erer.” (Ra’d Suresi,28)

Konuya genel bir bakış açısıyla bakarsak; imanın insanı yalnızlıktan, boşlukta kalmaktan kurtardığı, rûhumuzun gıdası, kalbimizin ışığı olduğu anlaşılmaktadır. İmansız bir insanın rûhu gıdasız, kalbi karanlık ve en büyük dayanaktan yoksundur.
Hayatta insan, çeşitli sıkıntılarla karşılaşır. Böyle zamanlarda kalpleri Allah’a bağlı olan inanç sahipleri ümitsizliğe düşmezler. Allah’a sığınırlar. O’na güvenerek sabırla sonucu beklerler. Böyle güçlü bir dosta sevgi ve saygı ile bağlanmak insana büyük bir mutluluk vermektedir.
İmandan yoksun olan insanlar ise ümitsizliğe düşmekte. Huzursuzluk içinde kıvranmaktadırlar. Sıkıntıdan kurtulmak düşüncesi ile huzuru içkide, uyuşturucu madde kullanmakta aramakta ve daha büyük felaketlere sürüklenmektedirler. Böylece hem dünya, hem de ahiret mutluluklarını kaybetmiş olurlar. Rabbim kalplerimizi iman nuru ile doldursun. Amin.