Bugün biraz insanın doğru olarak bildiği yanlışlardan bahsedeyim istiyorum.İnsan bazen hayatında olan her şeyi herkese anlatır.

Her acısını, her kırgınlığını, her planını, her sevincini, her niyetini, her yeni başlangıcını yanındakilere anlatır. Bu sanıldığı kadar doğru bir hareket değildir. Çünkü kalbin herkesin rahatlıkla girip çıkacağı bir pazar yeri değildir. Kalbin Cenabı hakkın nazar ettiği yerdir. Oraya her kulağın uğultusunu, her dilin yorumunu, her gözün kıskançlığını, her nefsin gölgesini doldurursan bir süre sonra kendi iç sesini bile duyamaz hale gelirsin. Dil insanın en büyük imtihanlarından biridir. Dil küçük görünür fakat açtığı kapılar büyüktür.

Bir söz insanı Allah’a yaklaştırır. Bir söz insanı kul hakkına sokar. Bir söz dostluğu onarır. Bir söz yıllarca kapanmayacak yaralar açar. Bir söz sadaka olur. Bir söz gıybet olur. Bir söz dua olur. Bir söz nefsin gösterisi olur. Bu yüzden insan konuşmadan önce sadece cümlesini değil, niyetini de tartmalıdır. Kendine sor ben bunları neden anlatıyorum. İçimi hafifletmek için mi? Yoksa kendimi haklı göstermek için mi? Bir hikmeti paylaşmak için mi? Yoksa insanların beni onaylamasını istediğim için mi? Yardım istemek için mi yoksa dikkat çekmek için mi? Bir meseleyi çözmek için mi? Yoksa kırgınlığımı büyütmek için mi? Bu sorular kalbe ağır gelebilir.

Lakin insanı uyandırır. Nice insan vardır ki derdini anlattığını sanır halbuki nefsini besler. Nice insan vardır ki; haksızlığa uğradığını anlatırken dilini haksızlığa sürükler. Yine nice insanlar vardır ki; başına gelenleri paylaşırken gıybetin, şikayetin, öfkenin, gösterişin kapısını açar. Sonra kalbinin neden huzur bulmadığını anlayamaz.

İmam-ı Gazali’nin kalp terbiyesinde önemli bir ölçüsü vardır. “Her şeyin içi olduğu gibi bir de dışı vardır”. Amelin dışı hareket içi niyettir. Sözün dışı kelime içi kalptir. Susmanın dışı sessizlik içi hikmettir. Konuşmanın dışı açıklama içi kibir olabilir. O halde sadece ne söylediğine değil, o sözü hangi kalple söylediğimize bakmalıyız. Hayatımızı anlatmayı çoğalttıkça hayatımız üzerindeki bereket azalabilir.

Her planımızı anlatırsak planımız nefsimizin vitrinine dönüşebilir. Her sevincimizi anlatırsak. Sevincimiz insanların bakışına hedef olabilir. Her derdimizi anlatırsak, derdimiz insanların yorumlarıyla daha da ağırlaşabilir. Her niyetimizi anlatırsak niyetimiz ihlasını kaybedebilir. İnsan bazen başlamadan anlattığı şeyi yaşamış gibi hissedebilir. Nefsimiz alkışı önceden alınca amelimiz zayıflayabilir. Bu yüzden Gazali’nin dikkatimizi çektiği ; ihlas gizliliği sever. İhlas insanın Rabbine en mahrem emanetidir. İşte biz her şeyi anlatırsak kalbimizin mahremiyetini kaybetmiş oluruz. Mahremiyetini kaybetmiş kalp bir süre sonra başkalarının sesiyle yaşamaya başlar.

Kimseye bir şey anlatmayalım demiyorum elbette insan bazen ehil birine danışabilir. Bazen güvenilir bir dostumuzdan destek alabiliriz. Bazen de bir alime, bir büyüğe, bir uzmana, bir kardeşimize derdimizi açabiliriz. Bu konuda dikkatli olmalıyız her dinleyen ehil değildir , basiret sahibi değildir. Her “anlat rahatla “ diyen bizim kalbimizi taşıyabilecek olgunlukta olmayabilir. O zaman ne yapmalıyız? Derdimizi taşıyabilecek kalp aramalıyız. Vesselam.