"Sana derim sana şol koca DÜLDÜL, Şekidi sehilden yaylaya bülbül, O kızın bahçesi menekşe sümbül, Kız göğsünde Gül görünür gözüme."
Haruniye'nin kuruluşu hakkında Düziçi kaymakamlığı tarafından 1990 yılında hazırlanan "ilçemiz Düziçi" isimli eserde şu ifadeler yer almaktadır.
"Bugünkü Haruniye'nin yeni ismi ile Düziçi ilçesi büyük Abbasi Halifesi Harun-Ür Reşit'in uç Beyi olan Faraç Bey tarafından 699 yılında kurulmuştur.Faraç Bey bugünkü Kurtbeyoğlu Mahallesi'nde bir Kale inşaa ettirerek burayı yerleşim merkezi olarak seçmiştir.Kaleye " Harun-Ür Reşit Kalesi" isme verilmiş ve bu yörenin adı da Haruniye olmuştur. Askeri yönden büyük önem taşıyan bu yöre ve Kaleye Horasanlı gönüllü Türk Mücahitler yerleştirilmiş ve iskan edilmiştir.Haruniye M.S.960 yılında Araplardan Bizans'lıların eline geçmiş ve kale yıktırılmıştır.Kale daha sonra Hamdaniler'den Halep Emir'i Şeyh-El Davla tarafından geri alınarak yeniden onarılmıştır."
DÜLDÜL'LERİN ORTASINDAKİ SAKLI CENNET: YEŞİLDERE
Dürdü'l-i Âli
Karacaoğlan'ın şiirlerinde Düldül, doğrudan Hazreti Ali'nin efsanevi at'ının adı olarak değil de, genellikle çukurovanın ve Toroslar yöresindeki dağlar "Düldül Dağları" olarak anılır.
Gönül aşığımız ruhundan gelen ululukla yöresine ulviyet katan, seven ve sevilenlerini koruyan,Elif zerafetiyle ululaşan,ihtişamıyla "Tevhid"i hatırlatan yüce Düldül'ün cemalini seyr ve nazar ederek huşuya gelir.Özünün derinliklerinden gelen hisleriyle O Yüceler Yücesini hatırlar Dağılmışlığın ve buluşmuşluğun huzuruyla zihninin tasavvurunun,dilinin berraklığı ve gücüyle mahsunlaşarak uludağa şöyle seslenir:
Sana derim sana şol koca DÜLDÜL,
Sekidi sehilden yaylaya bülbül, O kızın bahçesi menekşe, sümbül, Kız koynunda gül görünür gözüme.
Kısmet olur ben bu ilden gidersem
Yüce DÜLDÜL yol görünür gözüme,
Dostum çıkmış evlerinden beriye,
Top zülüfler tel görünür gözüme.
Sözün nezaketine ve güzel konuşmaya verdiği değerle bilinen Gönül insanının türkçemizle ilgili önemli vurgusu da şöyledir:
"Ağacın iyisi özünden belli olur,
Yiğidin mert olanı sözünden belli olur,
İl için ağlayan gözünden belli olur
Yiğit belli olur özlü sözünden."
Yöre halkı ve dağcılık literatüründe, Yeşildere Köyü'nün etrafında yer alan bu üç zirveden oluşan yüce dağlar şu isimlerle anılırlar:
Eğri Düldül: Kaya Düldül olarak da bilinir. Yeşildere Köyü'nün kuzeydoğusundadır. Kahramanmaraş sınırları içerisinde yer alan, estetik görüntüsü ve güzelliğiyle cana can katan bir dağdır.
Beşik Düldül: Yeşildere'nin Ağlar Mahallesi'nin ve köyün kuzeyinde bulunmakta, birçok efsaneye eşlik etmektedir. Ayrıca bu Düldül Dağı'nın yakınından Ceyhan Irmağı geçmektedir. Elbistan'ın Pınarbaşı mevkisinden çıkarak yan kollarıyla birlikte üzerinde kurulu bulunan on bir baraj, sanki selvi boylu sevgilinin gerdanlığı misali gözleri kamaştırır.Bölgelerinin yaşamını,yeşilliğini ve bitki örtülerinide etkileyerek çevrelerine uyum sağlarlar.Yeşilliğin ziynet ve zerafetləri,hayat olur,hayat sunarlar doğaya ve insanlığa...
Barajlarda biriken rahmet suları hem bölgenin bereketli topraklarına can suyu olmakta hem de toprağa bolluk katmaktadır. Yetişen ürünler ise çevresinin ve ülkemizin insanları için adeta bir besin deposu vazifesi görmektedir.
Barajlarda biriken rahmet deryaları türbinlerden geçirilerek elektrik enerjisi üretilmekte; aydınlanma ve ısınma gibi alanlarda insanlığa konfor sunmakta, hayatı kolaylaştırmaktadır. Aynı zamanda üretim tesislerine güç kaynağı olmakta ve netice itibarıyla imal edilen ürünlere katma değer kazandırarak üretim döngüsünün sürmesine, ülke ekonomisinin gelişmesine,ilerlemesine katkı sağlamaktadır.
Kahramanmaraş, Osmaniye, Adana ve Çukurova'yı sulayarak hayat veren, can katan; bölgenin adeta vücut iksiri olan ve adını Maveraünnehir/Türkistan'dan alan Ceyhan Irmağı, salına salına ve cilvesiyle geçtiği bölgelere ruh üfleyerek İskenderun Körfezi'nde denize kavuşur ve seyrüselûkunu, yani ilerleme yolculuğunu tamamlar. 509 kilometrelik kıvrımlı, engebeli, çağlayanlı, meşakkatli ve yorucu serüvenini nihayete erdirirken kemâlini bir üst noktaya taşıyarak ummanlaşır; Fenâfillâh mertebesine erişmenin mutluluğuna gark olur.
Gökçe-Kefen Düldül: Osmaniye'nin Düziçi ilçesi sınırları içerisinde bulunan, 2.448 metre yüksekliğe sahip selvi boylu sevgilidir. Düziçi Belediyesi tarafından Çotlu Köyü'nden başlayıp zirveye ulaşan teleferik sistemi kurulmuş, yetersiz de olsa tepede tesisler inşa edilmiştir. Ancak bu tesisler hizmet verememektedir.
Tesis kurmak elbette önemlidir, hizmettir. Ancak bölgelere can veren; hizmet üreten elit, nitelikli ve kültürlü nüfus yapısıdır. Turizm, dağcılık ve tanıtım faaliyetlerini yürütecek uzman ve kalifiye kişilerin bulunmaması bölgenin en önemli çıkmazlarından biridir. İnşallah yetişmiş kadrolara, dünyayı tanıyan ve çevresini tanıtma olgunluğuna sahip yöneticilere kavuşuruz.
Gönül ister ki teleferik çalışsın, misafirler tesislerde konaklasın. Emsalsiz dağlarımız ve ender bulunan bitki örtümüz görülüp incelensin. Bu bitkiler tıp literatürüne girerek ekonomimize katkı sağlasın.
Yine nadide bir orman ve bitki örtüsüne sahip bu bölgede bir "Geyik Üretim Merkezi" kurulsun; hâlen çok sayıda bulunan geyikler bölgeyi daha da güzelleştirsin, renklendirsin.
Yeşildere Köyü'nün ortasından geçerek Berke Barajı Gölü'ne dökülen Değirmen Çayı akmaktadır. Çay üzerinde, kadim zamanlarda hizmet veren beş su değirmeni bulunurdu. Zamanımızda ise bu su değirmenlerinden yalnızca biri çalışır durumdadır. Değirmeni işleten Çontu Mehmet Abi Hakk'ın rahmetine kavuşunca, o tarih kokan kadim müessese de kaderiyle baş başa kaldı.
Bölgede, henüz keşfedilmemiş; güneş görmemiş nice bâkir alanlar, efsaneler, muhteşem coğrafyalar ve şelaleler, görülmeyi ve bilinmeyi beklemektedir. Ne yazık ki kaderlerine terk edilmiş durumdadırlar.
Tarihi Mazı Ağacı: Eğrelti sırtı mahallesi Döndünün Beleği mevkiinde bulunmaktadır.Endamlarıyla köyün kadim halini hatırlatır gibi...
Gölgesinde ağaların, beylerin kahveler şerbetler içtikleri,aşıkların,ellerinde curalarla Köroğlu,Leyla ile Mecnun,Dedem Korkut hikayelerini anlattıkları,dinleyilerin anlatanları gönül gözleriyle görerek dinledikleri muhteşem yöre...
Koca mazının yaşı bilinmemekle beraber,tahmini olarak 6-7 asırlık bir ömür sürüyor gibi,gibi
Köyün girişinde bulunan Karanlık Mağara, keşfedilmeyi sabırsızlıkla beklemektedir. Sarkıtlarıyla göreni başka âlemlere götüren bir görüntüye ve mitolojik zenginliğe sahiptir. Mağarada çocukluğumuzda Hıdırellez günlerinde adaklar kesilir, dilekler tutulur; egzotik ve mistik görüntüler sergilenirdi.
Köyümüzün batısında bulunan Berke Barajı Gölü'nün muhteşem silueti ziyaretçilerini beklemektedir. Aynı bölgeden güneşin batışını seyretmek, ömrün uzamasına vesile olacak kadar muhteşem ve görülmeye değer bir görsellik arz etmektedir.
Köyümüz Yeşildere tarihi ve mitsel görüntüsünü kaybetmemiş,doğallığını koruyan ve görülmesi gereken cennetselliğini koruyan nadir bölgelerdendir.
Coğrafi olarak,yüce dağları,dik ve sarp yöresiyle mitolojik bir yapıya sahiptir.Güçlü ve cömert-Hacıfakı ve Hacıali Ağalar-ağalarının ünleri bölgeye yayılmıştır.Rivayetlere göre Hacıali Ağa;Kahramanmaraş ve Hatuniye de lokantaya gittiğinde kessedarı,para kesesini hesabın ödendiği masaya bırakar:
"Ağam şu anda lokantanızda yemek yiyecek.Biz çıkıncaya kadar yemek yiyenlerin hesabı bu keseden alınacak.Hesaplar ağamdandır." diyerek görevliye durumu açıklığıyla izah eder.Ağalık böyle bir şey olmalı.Yani ağ gömlek giymekle ağalık olmuyor.Her makamın,mevkinin bir maliyeti vardır.
Köyümüzün şehre uzak olması sebebiyle kadim dönemlerde insanlar ancak resmi işlerini halletmek için giderlermiş.Köylülerimizizin çoğonluğu da şehri görmeden Rahmana kavuşur.
Karamehmet isimli hemşerimiz ihtiyar denecek bir yaşta Maraş'a gider.Bakarki sokaklarda insanlar kalabıklar halinde gidip geliyorlar.Hayret eder.Neden insanlar bu şekilde dolaşıyorlar sokaklarda?
Bakar ki tam ayağının ucunda bir büyük dikiş iğnesi.Hemen iğneyi yerden alarak börkünün içine itina ile yerleştirir.Oradan ayrılarak şehrin arkasındaki Ahır Dağına çıkarak şöyle tebüssümle çarşıya bakarak seslenir:
"Sallan Maraş sallan.İğneyi bulan buldu." diyerek yaptığı ile öğünür.
Nice böyle tarihi anlatılar mevcuttur bölgemizde...
Yeşilliğin ve güzelliğin başkenti Yeşildere'dir.
Gel, gör, yaşa ve insanlığa anlatarak onların mutluluğuna vesile ol.
Güzellikler ve muhteşem atmosferler burada!
Sen neredesin?
Yine kadim Düziçi Kaplıcaları da kaderine terk edilmiş durumdadır. Zamanla gelişip turizm tesisleri kurulacağı yerde, bugün kırk-elli yıl önceki hâlini aratır duruma gelmiştir.
Bölge için bitmez tükenmez bir maden niteliğinde olan güzelim kaplıca ve çevresi yürekler acısı bir hâldedir.
Yıllar önce insanlar burada sıra bulamazdı. Otomobiller, minibüsler ve şehirler arası otobüsler eksik olmazdı.
Bugün ise sinekler dahi uykuya dalmış, rüya görüyor gibidir.
Çok acı bir durum değil mi?
Düşünün; para basan bir matbaayı kapatıyor, kapısına kilit vuruyor, çalışan devasa bir müesseseyi kaderine terk ederek birçok insanın iş ve ekmek kapısını kapatıyorsunuz...
Bu, aklın ve basiretin kabul edeceği bir iş gibi görünmemektedir.
Atatürk Barajı, Van Gölü ve diğer turizm bölgeleri örnek alınarak hem kaplıca hem de Berke Barajı Gölü değerlendirilirse, bölge ekonomik olarak ayağa kalkabilir; çevrenin gelir seviyesi yükselebilir ve kültürel gelişimine önemli katkılar sağlanabilir.
Bölgenin insanları laf üretmek yerine iş ve aş üretme yolculuğuna çıkmalıdır.
BERKE'DE TURİZMN GELEĞİ;YATÇILIK
Köyümüzün yetiştirdiği nadir iş insanlarından Sayın Ali Torunoğlu'nun Londra'da işletmeleri bulunmaktadır. Kendisi yıllardan beri Kahramanmaraş yakınlarındaki Sır/Kesmelitepe Baraj Gölü'nde sahibi olduğu yatıyla turizm işletmeciliği yapmakta, yetişmiş kadroları ve gönül insanlarıyla bölge turizmine hizmet sunmaktadır.
Sayın Ali Torunoğlu, turizm hizmetlerini ve yat işletmeciliğini Berke Barajı Gölü'nde de yürütmek amacıyla şirketleşme ve kooperatifleşme faaliyetlerini sürdürmektedir.
Ancak duyumlarıma göre bölgenin genel ve yerel idarecileri,y yürütülmek istenen yat işletmeciliği ile termal kaplıca faaliyetlerine çeşitli engeller çıkarmaya devam etmektedirler. Oysa Kıbrıs, Londra, Avrupa ve aynı zamanda Kahramanmaraş'ta turizm işletmeciliği yapan, tecrübeli ve başarılı bir yatırımcının bölgeye gelmesi, ekonomik anlamda adeta bir kurtuluş reçetesi olacak kadar önemli bir gelişmedir.
Bölgemize, turizm kültürüne aşina, uluslararası tecrübeye ve yetişmiş kalifiye insan gücüne sahip böyle bir iş insanının kazandıracağı değer tartışılmazdır.
Bölge yöneticilerimizin, bu gönül insanına ve gerçekleştireceği faaliyetlere hukuki çerçeve içerisinde yardımcı olmaları, bölgeye hareket ve bereket katacaktır. Bundan adım gibi eminim.
Osmaniye'nin yöneticileri...
Düziçi'nin liderleri...
İşte hizmet zamanı...
Kapıları açınız...
Ey Ali Torunoğlu! Siz de yapacağınız hizmetleri bir an önce hayata geçirerek bölgeye karşı vazifenizi yerine getiriniz. İşsize iş, aşsıza aş, açıka libas olsun.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Her malzeme hazır bekliyor...
Kimi diyeceksiniz?
Tabii ki helvacı babayı...
KARACAOĞLAN'IN HAYAT ANLAYIŞI
Karacaoğlan denince çoğu kişinin aklına sadece aşk şiirleri gelir. Oysa onun şiirlerinde dini hassasiyat,fanilik, insan sevgisi,yiğitlik, gurbet,tabiat ve Türklüğün göçebe kültürü de güçlü bir biçimde yer alır.Hayat düsturumuz diyebileceğimiz ve sizlerin gönlünü ısıtarak mutluluğa sevk edeceğine inandığımız gönül namelerinin bazı örnekler şunlardır:
Din ve maneviyat
Haktan gelen şerbeti
İçtik elhamdülillah
Kudret denizini geçtik
Geçtik elhamdülillah
Bu dizeler Allah'a teslimiyet ve şükür anlayışını yansıtan hakikat ve tasavvufun izlerini taşır.İnanç ve itikadi yönüyle gönlü bütün bir müslüman tasavvurunu gösterir.
Dünyanın Faniliği
"Üç derdim var, birbirinden seçilmez;
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm."
Karacaoğlan, insanın en büyük imtihanlarını birkaç kelimeyle özetleyerek dünyanın geçiciliğini hatırlatır.
Aşk
"Ala gözlerini sevdiğim dilber,
Seni sevmek bana devlet değil mi?"
Karacaoğlan'ın aşkı, zarif ve içten bir gönül dilidir. Sevgiyi incelikle ve ulvî bir duyuşla anlatır.
Gurbet
"İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif Elif diye.
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif Elif diye."
Bu şiirinde yalnızca aşk ve sevda değil; gurbet ve hasret de hissedilir.
Yörük Hayatı ve Türk Kültürü
"Varsam yaylasına yeşil dağların,
Açılsa önümde yolları Düldül'ün."
Bu dizelerde Toroslar, yayla kültürü, göçer hayatı ve Yörük-Türkmen ruhu bütün canlılığıyla anlatılır.
Yiğitlik
"Yiğit olan meydanlarda belli olur,
Korkak olan kaçar gider dar günde."
Karacaoğlan için yiğitlik yalnızca savaşmak değil, zor zamanda metanet gösterebilmektir. Kahramanca haklarına sahip çıkabilmektir.
Çağımıza Mesajı
Karacaoğlan'ın şiirlerinde din, hayatın merkezindeki teslimiyet; aşk, gönlün zarafeti; Türklük ise Toroslar'dan Çukurova'ya uzanan Yörük ruhu ve hür yaşama iradesidir.
Onun mısraları bize; köküne bağlı, dilini güzel kullanan, tabiatı seven, Allah'ı unutmayan ve insanı incitmeyen bir hayatın, asırlar geçse de değerini kaybetmeyeceğini hatırlatmaktadır.
Bu yönüyle Karacaoğlan, sadece bir halk şairi değil; milletimizin gönül dünyasını dile getiren büyük bir kültür ve irfan temsilcisidir.
Toprağın kokusu, aşkın türküsü ve çağları aşan bir halk bilgesidir Karacaoğlan...
"Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlâ'm seni..."
Bazı isimler vardır; doğdukları yörenin sınırlarını aşar, milletin ortak hafızasına dönüşür. Aradan yüzyıllar geçse de söyledikleri eskimez. Çünkü onlar sadece kendi zamanlarını değil, insanın değişmeyen tarafını, ruhunu anlatırlar. İşte Karacaoğlan da böyledir.
Rivayetlere göre Karacaoğlan, 17. yüzyılda bugünkü Osmaniye'nin Haruniye (Düziçi), Farsak ve Düldül Dağı çevresinde yaşamış; Toroslar'ın eteklerinde büyümüş, Çukurova'nın bereketli topraklarında sazını omzuna alarak diyar diyar dolaşmıştır.
Onun adına Kahramanmaraş'tan Adana'ya, Mersin'den Gaziantep'e kadar birçok şehir sahip çıkmıştır. Çünkü Karacaoğlan, tek bir beldenin değil, bütün Anadolu'nun gönlüne yerleşmiş bir ozandır. Mana ve anlam arayışındaki hizmet ve gönül insanıdır.
Ancak hangi rivayet doğru olursa olsun değişmeyen bir hakikat vardır: Karacaoğlan'ın gerçek memleketi Türk milletinin gönlüdür, ruhudur, hafızasıdır, düşüncesidir.
KİTAPLARDAN ÖNCE GÖNÜLLERE SESLENDİ
Karacaoğlan, medrese kürsülerinden değil, hayatın içinden gelerek konuştu. Sazını tıngırdatarak sözlerini özünün derinliklerinden haykırdı.
Onun üniversitesi Toroslar'dı.
Hocaları; rüzgâr, pınarlar,y dağlar, çiçekler ve göç yollarıydı. Doğanın güçleriydi.
Bu yüzden dili ağır değil, berraktır. Anamızın ak sütü misali duru, doyurucu ve gönüllere hitap edicidir.
Halkın konuştuğu Türkçeyi öyle ustalıkla kullandı ki yüzyıllar sonra bile mısraları hiçbir sözlüğe ihtiyaç duyulmadan anlaşılmaktadır. O, gönüller mimarıydı:
"İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif Elif diye.
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif Elif diye..."
Birkaç kelimeyle hem tabiatı hem sevgiyi hem de insan ruhunu anlatabilmek büyük bir sanatkârlığın işaretidir.
Karacaoğlan'ın şiirlerinde yapaylık yoktur; doğallık hâkimdir.
Ne hissediyorsa onu söylemiştir. Sesiyle değil, sözünün gücüyle gönüllere ilaç, sinelere umut olmuştur.
Onun samimiyeti ve vefası ölümsüzleşmiş; yörenin ruhunda güncelliğini muhafaza ederek ulviyetini korumuş ve yaşamaya devam etmiştir.
TABİATI SEVEN, YARATANI UNUTAMAZ
Karacaoğlan denildiğinde ilk akla gelen aşk olsa da onun şiirleri yalnızca sevda türküleri değildir.
O, tabiatı adeta canlı bir varlık gibi konuşturmuştur.
Toroslar'ın çamlarını, yaylalarını, pınarlarını veu göç yollarını ölümsüzleştirmiştir.
Bugün beton şehirlerde büyüyen nesiller, onun dizelerini okurken kaybettikleri tabiatı yeniden keşfetmektedir.
Çünkü Karacaoğlan, insana doğayı tüketilecek bir eşya değil, birlikte yaşanacak bir emanet olarak öğretmektedir.
AŞKI ANLATIRKEN EDEBÎ OLGUNLUK
Karacaoğlan'ın aşk anlayışı, bugünün tüketim kültüründen çok farklıdır.
Onun şiirlerinde sevgi, saygıyla iç içedir.
Sevgili bir meta değil, gönlün sultanıdır.
"Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban..."
Her ne kadar bu dize farklı bir halk ozanına ait olsa da halk hafızasında Karacaoğlan üslubuyla birlikte anılması bile onun aşk şiirlerine bıraktığı derin etkinin göstergesidir.
Karacaoğlan'ın kendi şiirlerinde ise sevgi; zarafet, özlem ve sadelik içinde anlatılır.
TÜRKÜ OLDU, DİLDEN DİLE YAŞADI
Karacaoğlan sadece okunmadı.
Söylendi.
Türkü oldu.
Saz oldu.
Düğün oldu.
Yayla göçü oldu.
Asker uğurlaması oldu.
Yörük çadırlarında yankılandı.
TRT repertuvarındaki yüzlerce türkü onun şiirlerinden beslenmiş, millî his ve duygularımızı beslemeye devam etmektedir.
Âşıklık geleneğinin en güçlü damarlarından biri hâline gelmiş, kendisinden sonra gelen sayısız halk ozanını etkilemiştir.
Bugün Anadolu'nun herhangi bir köyünde yaşlı bir nine ile büyük bir konservatuvar sanatçısı aynı Karacaoğlan türküsünü söyleyebiliyorsa, bu onun millet ruhuyla bütünleştiğinin en açıkh delilidir.
ÇAĞIMIZA SÖYLEDİĞİ EN BÜYÜK HAKİKAT
Modern insan bilgiye ulaşıyor; ama huzura ulaşamıyor.
j
Şehirler büyüyor, fakat gönüller küçülüyor.
Teknoloji gelişiyor; ama insanlar birbirini dinlemiyor.
İşte Karacaoğlan tam burada yeniden konuşuyor. O, bize şunu öğretir:
İnsan tabiattan koparsa kendinden de kopar.
Dilini kaybederse kimliğini kaybeder.
Türküsünü unutursa hafızasını da unutur.
Bugün çocuklarımız yabancı kültürlerin ezgilerini ezbere biliyor; fakat kendi halk ozanlarının birkaç dizesini bile tanımıyor. Bu yalnızca kültürel bir eksiklik değildir; aynı zamanda bir kimlik meselesidir.
Karacaoğlan'ın şiirleri, ders kitaplarında birkaç sayfaya sıkıştırılarak geçiştirilecek metinler değildir; Türk'ün ruhudur, gönlüdür, ortak hafızasıdır.
Onlar, bir medeniyetin ruhunu taşıyan canlı miraslardır.
KARACAOĞLAN NEDEN HÂLÂ YAŞIYOR?
Çünkü o, sazıyla ve sözüyle Hakk'ı, hakikati anlattı.
Çünkü o, insanı anlattı.
Çünkü o, doğayı anlattı.
Çünkü o, sevgiyi ve saygıyı anlattı.
Çünkü o, muhabbeti anlattı.
Çünkü o, Türkçeyi en duru hâliyle konuşturdu.
Ve en önemlisi, yapmacıklığa hiç düşmedi.
Bugün sosyal medyada birkaç saat içinde unutulan sözlerin aksine, Karacaoğlan'ın mısraları asırlardır yaşamaktadır.
Kalıcı olmak; gösterişli cümleler kurmakla değil, hakikati samimiyetle ve eğip bükmeden söylemekle mümkündür.
Karacaoğlan bunu başarmıştır.Milletimizin gönlünde ufuklar açarak ulviyet yerleştirmiş,muhabbeti nesilden nesile aktarılarak Müslüman Türkün benliğiyle bütünleşmiştir.
SONUÇ: TOROSLAR'DAN YÜKSELEN SES HÂLÂ BİZİ ÇAĞIRIYOR
Karacaoğlan sadece bir halk şairi değildir; o, Türk milletinin ruh haritasını çizen büyük bir gönül mimarıdır. Toroslar'ın serin yellerini, Çukurova'nın bereketini, Yörük obalarının hürriyetini ve Anadolu insanının temiz yüreğini dizelerine nakşetmiştir. Onun sazından dökülen her türkü, aslında bu toprağın özüdür, hafızasıdır.
Bugün bize düşen görev, Karacaoğlan'ı yalnızca anmak değil; anlamak, anlamlandırmak ve yeni nesillere doğru biçimde aktarmaktır. Onun diliyle Türkçemizi sevmek, tabiat sevgisini yaşatmak, samimiyeti yeniden inşa etmek ve hür ruhunu korumaktır.
Çünkü milletleri ayakta tutan sadece ekonomik güç veya teknoloji değildir. Asıl güç; kültürünü yaşatan, türküsünü unutmayan, ozanına sahip çıkan toplumların yüreğinde saklıdır.
Karacaoğlan'ın sesi hâlâ Toroslar'dan esen rüzgâra karışır. O ses bize şunu fısıldar:
"Kökünü unutma. Dilini unutma. Türkünü unutma. Yaratılış fıtratını unutma. Çünkü bunları kaybeden, yarınını da kaybeder."
Devamında ise şöyle seslenir:
"Çıktım seyreyledim Frenk ilini,
İlleri var bizim ile benzemez.
Levin tutmuş goncaları açılmış,
Gülleri var bizim güle benzemez."
Necip Türk milleti; karakteri ve seciyesi bakımından övülen, güvenilen ve güven veren, "Benim ordum." diye iltifata mazhar olmuş kutlu bir millettir. Yüce Peygamber Efendimiz'den beri insanlığa ışık ve ideal olmuştur.
Milletimiz her zaman yaşatma ülküsüyle insanlığa "hâkim" olmak için değil, "hâdim" olmak için hizmet sunmuştur. Hakk'ın, mazlumların koruyucusu ve kurtarıcısı olmuştur. Haksızların ve zalimlerin karşısında Düldül Dağı'nın heybetiyle durmuş; insanlığın nizam ve intizamını koruyarak "Gül Devri"nin, II. Sahabe Dönemi'nin ihtişamını yaşatmıştır. "Yaratılanı sev, Yaratan'dan ötürü." anlayışıyla âleme insanlık dersi vermiştir.
Karacaoğlan'ı yaşatmak; sadece bir şairi yaşatmak değil, Anadolu'nun ruhunu, Türkçenin zarafetini ve milletimizin ortak hafızasını yaşatmaktır.
Ve inanıyorum ki Karacaoğlan'ın sazından yükselen o kadim ezgi, çağlar geçse de bu topraklarda yankılanmaya devam edecektir. Çünkü hakikatin, samimiyetin ve güzel Türkçenin sesi hiçbir zaman susmaz ve susturulamaz.
Ulu Türk milleti; Yunus Emre'lerini, Karacaoğlan'larını, Nasreddin Hoca'larını, Fatih'lerini, Yavuz'larını, Kanuni'lerini ve bilhassa Allah'a ve Resûlullah Efendimiz'e olan muhabbetini gönlünün en müstesna köşesinde yaşatmaya devam edecektir.
Yaratılma gayesini unutmayan, fıtratına uygun yaşayan, Yaratan tarafından razı olunan ve O'ndan razı olan kullardan olmak duası ve niyazıyla...
Allah'ımız, Kur'an'ımız, Resûlullah'ımız, Korkut Ata'mız; millî ve manevî değerlerimiz bize yoldur, yöntemdir, rehberdir. Hakikatin potasında eriyerek kemâlâta ulaşmak için İslâm'ın nuru ve güneşi yeterlidir.
"Yol budur, bilmiyorum başka çıkar yol."
KAYNAKÇA
1. Dîvânu Lugâti't-Türk, Haz. Besim Atalay, TDK Yayınları.
2. Fuad Köprülü, Türk Saz Şairleri.
3. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar.
4. Abdülbaki Gölpınarlı, Halk Edebiyatı Antolojisi.
5. Cahit Öztelli, Karacaoğlan: Bütün Şiirleri.
6. Saim Sakaoğlu, Karacaoğlan.
7. Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük ve Halk Edebiyatı yayınları.
8. TDV İslâm Ansiklopedisi, "Karacaoğlan" maddesi.
9. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Halk Şairleri Arşivi.
10. UNESCO, Somut Olmayan Kültürel Miras: Âşıklık Geleneği.
Not: Karacaoğlan'ın doğum yeri ve yaşadığı bölge hakkında Osmaniye (Haruniye/Düziçi), Farsak, Adana, Mersin, Kahramanmaraş ve Gaziantep gibi farklı yörelere dayanan rivayetler bulunmaktadır. Bu nedenle yazıda kullanılan "rivayetlere göre" ifadesi, tarihî kaynaklarla uyumlu ve ilmî açıdan en isabetli yaklaşımdır.