Son dönemlerde toplumu ve aileleri rahatsız eden meselelerden bir tanesinde Ekran Bağımlılığı olduğu bir gerçektir.

Bu problem üzerinde araştırma yapan bir çok kurum ve kuruluş vardır. Elde edilen veriler gerçekten hem aile hem de toplum açısından korkutucu düzeydedir.

Bildiğim kadarıyla devlet olarak Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İç İşleri Bakanlığı koordineli olarak bu konu hakkında çalışmalar yapmaktadır. Günümüzde giderek artış gösteren ekran bağımlılığının halk sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Dünya genelinde günlük ortalama ekran bağımlılığı süresinin 6 saat 37 dakika olduğu araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir. Türkiye’de bir insanın günlük toplam ekran süresi 7 saat 26 dakikayı( ve üzerini ) bulmaktadır.

Teknolojinin hızla ilerlemesi sosyal yaşamı ve iletişim kurma biçimlerimizi değiştirmiştir. Ekranlar hayatımızın baş köşesine yerleşmiştir. Elbette bu artış durup dururken olmamıştır. Ekranlar bireyin bilgiye, ürün ve hizmetlere, sosyal ortamlara ve oyunlara kolayca ulaşmasına imkan sağlamıştır.

Bu dijital dönüşüm, zaman içinde bireylerin televizyon, akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi herhangi bir elektronik cihazı izleyerek veya kullanarak geçirdiği toplam süreyi önemli ölçüde artırmıştır. Ancak teknolojinin sunduğu imkânlardan en üst düzeyde faydalanırken normal yaşamımızı da sürdürebilmemiz gerekmektedir. Zira kontrolsüz ekran kullanımı, özellikle son yıllarda "ekran bağımlılığı" olarak kendini göstermekte, birçok sağlık sorununa yol açabilen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Benim bir aile danışmanı olarak danışanlarımdan sıkça duyduğum sorunları burada ele almak istiyorum. Bunları sağlık, sosyal ve psikolojik sorunlar olarak sınıflandırabiliriz. Ruhsal hastalıklar olarak karşımıza çıkan içselleşmiş (depresyon, anksiyete) veya dışsallaşmış (dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu) diye kategorize edebiliriz.
Bu bağlamda yapılan incelemelerde günlük 3 saatten fazla ekran süresinin ergenlerde ve genç yetişkinlerde daha yüksek depresyon ve anksiyete olasılığına yol açtığı görülmektedir. Dil becerilerinde yetersizlikler, obezite ve kronik hastalıklar gibi olumsuz etkileri de olabilmektedir. Bireyler özelliklede gençler ortamlarını sanal alemde oluşturdukları için fiziksel dünyadan kopuk bir hayat yaşamaya başlamışlardır. Gençler veya yetişkinler kendilerini toplumdan soyutlayarak gerçek dünyadaki sosyal ilişkilerden uzaklaşırlar. Bu da sosyal izolasyona sebep olabilmektedir. Yüz yüze iletişim becerilerinin ve empati yeteneğinin azalmasına sebep olduğundan insanlarla etkileşimde güçlük çekmektedirler.

Teknolojik bağımlılığının artmaması için aile ve devlet olarak yapılması elzem manevi danışmanlık noktasında özümüze, sözümüze yaraşır bir desteğe ihtiyaç vardır. Psikolojik hasta dediğimiz bu insanları tedavi etmek için pansuman ile kalıcı tedavi yapmış olamayız. O hastalığın teşhisini doğru koyabilmemiz lazımdır. Her psiko sosyal hastalık için kişinin çocukluğuna inmemize gerek yok. Fıtratta olması gereken manevi yazılımına dokunabilmeliyiz. Asıl teşhis burada saklıdır. O kişi sevgiye mi aç, saygıya mı muhtaç, yoksa girdaba kapılmış bir birey midir? Hülasa asıl yarayı tesbit etmeden ruhundaki boşluğu görmeden ne yaparsak yapalım gerçek bir tedavi mümkün olmaz. Hatta yanlış yapılan pansuman vari müdahaleler sebebiyle daha da yarayı azdırmış olabiliriz. Bu yaranın kangrene çevrilmemesi için geçmişimizde yapılan tedavi örneklerine başvurmalıyız.
Biz bize yeteriz demeden bu işi başaramayız. Psikolojide ve Sosyolojide baş ucu kitabı olarak kimin kitabını kullanmalıyız? Dersek; tarihimizde köşe taşları olarak iz bırakan değerli alimlerimizden birkaçını örnek vermek istiyorum.

1- İbni Sina’nın el Kanun fi’Tıbb adlı eseri Avrupa ve dünyanın bütün üniversitelerinde tıp alanında ders kitabı olarak asırlar boyunca okutulmuştur.
- Dânişnâme-i Alâî (Alâî Bilgi Kitabı): Farsça olarak kaleme aldığı mantık,psikoloji, metafizik ve doğa bilimleri konulu felsefe kitabıdır.

2- Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig Kitabı
3- Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendinin “İnsaniye “ adlı eseri insan psikolojisi ve yaratılışı üzerinedir.
Yukarıda verdiğimiz örneklerden de anlaşılacağı üzere biz insanlar olarak ilahi yaratılışımıza uygun fıtratımızda var olan yazılımımız ile uyumlu tabiri caiz ise hard diskimizi hayat felsefesi olarak yeniden ihya etmemiz gerekmektedir.

Ez cümle olarak ailelerde karşımıza çıkan bu tip ruhsal psikolojik hastalıkları tedavi yoluna giderken özümüze yönelip aile yapımızdaki boşlukları gözden geçirmeliyiz. İlk olarak anne, baba ve çocuklar arasında olması gereken iletişimi sağlamalıyız. Psikolojik yardımla beraber bireylerin inanç dünyasına da dokunmalıyız. Bu bizim daha iyi elle tutulur sonuçlar almamızı sağlayacaktır.