“Âmine hâtun Muhammed ânesi Ol sadefden doğdu ol dür dânesi. Geldi çün ol rahmeten li’l-âlemîn Vardı nûr, anda karar etti hemîn.” — Süleyman Çelebi, Vesîletü’n-Necât

Kandilin bereketini ve ışığını ruhlarımıza ve gönüllerimize; üsve-i hasene olan Peygamberimizin ahlâkını, merhametini ve sünnetini de hayatımıza taşıyıp yaşamadığımız müddetçe, kâmil bir mümin olma yolunda mesafe almamız mümkün değildir.

Çünkü bazı doğumlar vardır ki yalnızca bir insanın dünyaya gelişini ifade eder. Bazı doğumlar ise tarihin akışını değiştirir, insanlığın yönünü yeniden tayin eder ve karanlıkların ortasında yeni bir ufuk açar. Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya teşrifleri de işte böyle kutlu bir doğumdur.

Mevlid-i Nebî’yi yalnızca bir kandil gecesi, bir takvim yaprağı veya güzel sözlerin söylendiği mübarek bir zaman dilimi olarak görmek, onun hakikatini daraltmak olur. Çünkü Hz. Peygamber’in dünyaya teşrifleri; insanlığın vahiy ile yeniden buluşmasının, tevhidin, adaletin, merhametin, kardeşliğin ve güzel ahlâkın yeniden ayağa kalkmasının başlangıcıdır.

Kur’ân-ı Kerîm, onun risaletinin mahiyetini son derece veciz bir ifadeyle ortaya koyar:

“Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ, 21/107)

Diyanet’in Kur’an Yolu tefsirinde de bu âyet bağlamında Hz. Peygamber’in bütün insanlığa gönderildiği; getirdiği dinî ve ahlâkî prensiplerle insanları bâtıl inançların, zulmün ve insan onurunu zedeleyen uygulamaların kıskacından kurtarmayı hedeflediği ifade edilmektedir.

Öyleyse Mevlid gecesinde kendimize sormamız gereken asıl soru şudur:

Biz Hz. Peygamber’in doğumunu sadece kutluyor muyuz, yoksa onun getirdiği rahmet mesajıyla yeniden doğuyor muyuz?

KARANLIK ÇAĞLARI AYDINLATAN HİDÂYET GÜNEŞİNİN DOĞUŞU

Hz. Peygamber dünyaya geldiğinde insanlık ciddi bir ahlâkî ve mânevî bunalım içerisindeydi. Güçlünün zayıfı ezdiği, kabile asabiyetinin insanı insan olmaktan çıkardığı, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü, putların insan vicdanının önüne geçirildiği bir çağda yeni bir dönemin kapıları aralandı.

Yeniden dirilişin şafağı söktü; hidayet güneşi doğdu.

İnsan, tevhid, iman, İslâm ve ihsan ekseninde yeniden anlam kazandı. Bu bakımdan Hz. Peygamber’in gelişi, yalnızca bir dinî tebliğin başlaması değil; insanın yeniden insanlık onuruna kavuşturulmasının da başlangıcıydı.

Fakat Resûlullah’ın (s.a.v.) mücadelesi yalnızca dışarıdaki putları yıkmakla sınırlı değildi. Asıl mücadele, insanın kendi içindeki putlarla başladı.

Kibir putunu tevazu ile, zulüm putunu adaletle, düşmanlık putunu kardeşlikle, bencillik putunu infakla, cehalet putunu ilim ve irfanla, merhametsizliği ise rahmet ve mağfiretle değiştirdi.

Bu sebeple Mevlid yalnızca:

“O doğdu.”

demek değildir.

Asıl mesele:

“O’nun getirdiği ahlâk bugün benim hayatımda doğdu mu?”

sorusuna cevap verebilmektir.

Çünkü gerçek diriliş, önce insanın kendi içinde başlar. İnsan, nefsini terbiye ederek, davranışlarını vahyin ölçüleriyle sınırlandırarak, bütün benliğini kontrol altına alarak yaratılış fıtratıyla uyumlu bir kul hâline gelir.

İşte Nebevî eğitim, insanı yalnızca bilgi sahibi yapmakla yetinmez; onu ahlâklı, ölçülü, merhametli, adaletli, sorumlu ve istikamet sahibi bir şahsiyete dönüştürür.

PEYGAMBER’İ SEVMEK, O’NU ÖRNEK ALMAKTIR

Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimiz’i müminler için “üsve-i hasene”, yani en güzel örnek olarak takdim eder:

“Andolsun, Allah’ın Resûlü’nde sizin için; Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”
(Ahzâb, 33/21)

Burada dikkat çekici olan husus şudur: Kur’an, Peygamberimizi yalnızca sevmemizi istemez; onu örnek almamızı ister. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı da bu âyetten hareketle müminlerin Peygamberimizi hakkıyla tanımaları, anlamaları ve sünnetine bağlanmaları gerektiğini vurgulamaktadır.

Demek ki sevgi, sadece dilde kalan bir iddia değildir. Gerçek sevgi, davranışa dönüşmek zorundadır.

Bir insan Peygamberini sevdiğini söylüyor; fakat yalan söylüyor, kul hakkı yiyor, komşusunu incitiyor, ailesine zulmediyor, yetimin hakkını gözetmiyor, emanete riayet etmiyor ve öfkesini kontrol edemiyorsa, burada sevgisinin hayatına ne ölçüde yansıdığını yeniden düşünmesi gerekir.

Çünkü Peygamber sevgisi, insanın ahlâkında görünmelidir.

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim.”

Bu hadis, Peygamberimizin dünyaya teşriflerinin anlamını kavramamız bakımından son derece önemlidir. Diyanet kaynaklarında da bu rivayet, Hz. Peygamber’in güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildiğini ifade eden temel hadislerden biri olarak aktarılmaktadır.

Öyleyse Mevlid gecesinde kandillerimizi yakarken, önce ahlâk kandilimizi yakmalıyız.

Hakkın hükümlerini kendimize rehber edinmeli; çağımızın önemli hastalıklarından biri olan, dinin ölçülerini kendimize uydurma yanlışından şiddetle sakınmalıyız.

KUR’AN’IN HAYATA DÖNÜŞMÜŞ HÂLİ

Hz. Âişe’ye (r.a.) Peygamber Efendimiz’in ahlâkı sorulduğunda verdiği cevap son derece anlamlıdır:

“Onun ahlâkı Kur’an’dı.”
(Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 139)

Bu cümle, Peygamberimizi anlamanın en kısa ve en derin yollarından biridir.

Kur’an adalet diyorsa, o adaletti.

Kur’an merhamet diyorsa, o merhametti.

Kur’an affetmeyi öğretiyorsa, o affederdi.

Kur’an emanete riayet etmeyi emrediyorsa, o emanete en yüksek sadakatle sahip çıkardı.

Kur’an yetimi gözetmeyi öğretiyorsa, o yetimlerin başını okşar, onları sevindirirdi.

Kur’an insan onurunu koruyorsa, o insanı Allah’ın emaneti olarak görür ve ona öyle davranırdı.

Kur’an, Hz. Peygamber’i “şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin” diyerek över:

“Şüphesiz sen yüce bir ahlâk üzeresin.”
(Kalem, 68/4)

Bu sebeple Hz. Peygamber’in hayatını okumak, aslında Kur’an’ın hayata dönüşmüş hâlini okumaktır. Onun sünnetini öğrenmek, vahyin insan davranışında nasıl ete kemiğe büründüğünü anlamaktır.

Bugün Kur’an’ı çokça okuyor; fakat onun ahlâkını hayatımıza yeterince taşıyamıyorsak, burada ciddi bir muhasebeye ihtiyacımız var demektir.

RAHMETİN ÖNÜNDE DÜŞMANLIK DURAMAZ

Hz. Peygamber’in en belirgin özelliklerinden biri de merhametiydi.

Kur’an onun hakkında şöyle buyurur:

“Size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”
(Tevbe, 9/128)

O, yalnızca müminlere değil, bütün insanlığa rahmet olarak gönderilmişti.

Bugün ailelerimizde iletişim problemleri, toplumumuzda öfke, sosyal medyada hakaret, siyasette kutuplaşma, ticarette hile, komşuluk ilişkilerinde uzaklaşma ve gençlerimizde yalnızlık varsa, Peygamberimizin rahmet ahlâkına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurur:

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”
(Buhârî; Müslim)

Bu yalnızca bireysel bir nasihat değil, aynı zamanda toplumun ayakta kalması için temel bir medeniyet ilkesidir.

Çünkü merhamet yoksa adalet kuru bir kurala; bilgi kibir aracına; güç ise zulüm vasıtasına dönüşebilir.

Atalarımızın:

“Merhametten maraz doğmaz.”

sözü de merhametin insanı zayıflatmadığını; aksine insanı insan yapan temel değerlerden biri olduğunu hatırlatır.

MEVLİD: KENDİMİZİ YENİDEN DOĞURMA VE DOĞRULANMA FIRSATIDIR

Bir kandil gecesinde camiler dolar, minareler ışıklanır, Kur’an okunur, salavatlar getirilir. Bunların her biri güzeldir.

Fakat gecenin asıl bereketi, kandil söndükten sonra belli olur.

Çünkü asıl mesele kandilin ne kadar yandığı değil, gönlümüzde ne kadar ışık bıraktığıdır.

Mevlid gecesi;

Kırgın olduğumuz biriyle barışabiliyorsak,

Bir yetimin başını okşayabiliyorsak,

Anne ve babamızın gönlünü alabiliyorsak,

Eşimize daha güzel davranabiliyorsak,

Çocuğumuzu azarlamak yerine dinleyebiliyorsak,

Komşumuzun derdini kendi derdimiz sayabiliyorsak,

Kazancımızı helâlleştirebiliyorsak,

Dilimizden yalanı, gıybeti ve kötü sözü çıkarabiliyorsak,

işte o zaman Mevlid gecesi bizim için gerçekten doğmuş ve hayat bulmuş demektir.

Atalarımızın:

“İyilik eden iyilik bulur.”

ve

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

sözleri de insanı dayanışmaya, yardımlaşmaya ve birlikte iyilik üretmeye çağırır.

Peygamberimizin Medine’de inşa ettiği toplumun temelinde de dayanışma, kardeşlik, paylaşma, güven ve ümmet bilinci vardı.

BUGÜNÜN DÜNYASINDA NEBEVÎ AHLAKA İHTİYAÇ

21. yüzyıl insanı bilgi bakımından tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar büyük imkânlara sahip; fakat bilgi ile hikmeti, teknoloji ile ahlâkı aynı ölçüde buluşturabilmiş değildir.

Dünyayı küçülttük fakat gönüllerimizi büyütemedik.

İletişim araçlarını çoğalttık fakat birbirimizi anlamayı başaramadık.

Hızlandık fakat istikametimizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldık.

Çok konuştuk fakat az dinledik.

Çok tükettik fakat az şükrettik.

Çok şey öğrendik fakat öğrendiklerimizi ahlâka dönüştürmekte zorlandık.

İşte tam bu noktada Hz. Peygamber’in örnekliği yeniden önem kazanmaktadır.

Çünkü onun hayatı bize:

“Nasıl insan olunur?”

sorusunun canlı cevabını verir.

O bize yalnızca ibadeti değil, ibadetin insanı nasıl dönüştürmesi gerektiğini öğretir.

Sadece bilgiyi değil, bilginin hikmete dönüşmesini öğretir.

Sadece gücü değil, gücün adaletle sınırlandırılmasını öğretir.

Sadece sevgiyi değil, sevginin fedakârlık istediğini öğretir.

Diyanet’in Mevlid-i Nebî yayınlarında da Hz. Peygamber’in sünnetinde tebellür eden ahlâkın İslâm medeniyetinin temelini oluşturduğu ve onun söz ve davranışlarının müminler için örnek olduğu özellikle vurgulanmaktadır.

SALAVAT DİLDEN KALBE, KALPTEN HAYATA İNMELİ

Mevlid gecelerinde Peygamber Efendimiz’e bolca salât ve selâm getirmek, onun hayatını okumak ve onu anmak elbette büyük bir güzelliktir.

Kur’an şöyle buyurur:

“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.”
(Ahzâb, 33/56)

Fakat salavatın gerçek anlamı, bizi Peygamberimizin izine yaklaştırmasıdır.

Peygamber sevgisi gönülde başlayabilir; fakat orada kalamaz.

Gönülden dile, dilden hâle, hâlden ahlâka, ahlâktan hayata ve hayattan topluma taşınmalıdır.

Aksi hâlde sevgi, güzel bir sözden öteye geçemez.

NE BİLSİN DÜNYALAR SENİN KADRİNİ, KIYMETİNİ…

Ne bilsin dünyalar Senin kadrini, kıymetini?

Sen, Âmine’nin kolunda bir nur, kâinatın bağrında açan eşsiz bir gül olarak teşrif ettin.

Sen doğduğunda gece âlemleri nura büründü; karanlıklar dağıldı, gönüllerde umutlar yeşerdi. Cehaletin karanlığına karşı ilmin ve irfanın, zulmün karşısında adaletin, düşmanlığın karşısında kardeşliğin, merhametsizliğin karşısında rahmetin şafağı söktü.

Ey Rahmet Peygamberi!

Bugün de bizim içimizde sönmeye yüz tutmuş umutları, Senin getirdiğin rahmet, hidayet ve muhabbet nuruyla yeniden yak.

Gönüllerimizi imanla dirilt, ruhlarımızı Kur’an ahlâkıyla güzelleştir. Bizi karanlıklarda yolunu kaybedenlerden değil; Senin sünnetinin izinde yürüyerek insanlığa ışık ve umut taşıyanlardan eyle.

Sen doğduğunda karanlıkların yerini aydınlık, cehaletin yerini ilim, zulmün yerini adalet, düşmanlığın yerini kardeşlik aldı.

Bizim içimizde sönmüş umutları da Senin doğumunun rahmet ve hidayet nuruyla yeniden yak, yâ Resûlallah!

SONUÇ: O’NU ANMAK, O’NUNLA YENİDEN AYAĞA KALKMAKTIR

Mevlid-i Nebî, yalnızca geçmişte yaşanmış bir doğum hadisesini hatırlamak değildir.

O doğumun bugün bizim hayatımızda ne ifade ettiğini yeniden düşünmektir.

İnsanlığın bugün de Nebevî rahmete ihtiyacı vardır.

Öyleyse bu Mevlid-i Nebî’de sadece:

“Hoş geldin yâ Resûlallah!”

demeyelim.

Aynı zamanda:

“Senin getirdiğin rahmete, mağfirete muhtacız.”

“Senin ahlâkına, faziletine muhtacız.”

“Senin adaletine, merhametine, kardeşliğine ve sünnetine muhtacız.”

diyelim.

Ve kendimize şu sözü verelim:

Peygamberimizi sadece anlatmayacağız; anlamaya ve anlamlandırmaya çalışacağız.

Sadece sevmeyeceğiz; örnek alacağız.

Sadece salavat getirmeyeceğiz; onun ahlâkını kuşanmaya ve hayatımızın ölçüsü hâline getirmeye çalışacağız.

Sadece Mevlid gecesini ihya etmeyeceğiz; Mevlid’in ruhunu hayatımızda yaşayacak ve yaşatacağız.

Çünkü asıl Mevlid, insanın kendi nefsinde yeniden doğmasıdır.

Asıl kandil, gönlün Allah’ın nuru ile aydınlanmasıdır.

Asıl salavat, hayatımızın Resûlullah’ın sünnetiyle güzelleşmesidir.

Asıl kutlama ise O’nun ümmeti olmaya lâyık bir hayat yaşayabilme gayretidir.

Rabbimiz bizleri, Peygamber Efendimiz’in sevgisini gönlünde taşıyan; sünnetini hayatında yaşayan; güzel ahlâkını ailesine, çevresine ve bütün insanlığa yansıtan kullarından eylesin.

Mevlid-i Nebî’mizi; gönüllerimizin imanla, ahlâkla, merhametle ve muhabbetle yeniden dirilişine vesile eylesin.

DUAMIZ ve NİYAZIMIZ

Allah’ım!

Gönüllerimizi Peygamber sevgisiyle dirilt.

Ahlâkımızı Kur’an ahlâkıyla güzelleştir.

Bizi rahmetin temsilcileri, adaletin şahitleri, iyiliğin ve güzelliğin taşıyıcıları eyle.

Ümmet-i Muhammed’e birlik, kardeşlik, basiret, feraset, huzur ve izzet nasip eyle.

Mazlumlara yardım, mahzunlara teselli, yetimlere şefkat, gönüllerimize merhamet ve hayatımıza istikamet ihsan eyle.

Ailelerimizi muhabbet ve merhamet yuvaları eyle.

Gençlerimize iman, irfan, hikmet ve istikamet nasip eyle.

Bizi sözleriyle değil, ahlâkıyla Peygamberimizin izinden yürüyenlerden eyle.

Salât ve selâm; âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın, âlinin, ashabının ve onun izinden yürüyen bütün müminlerin üzerine olsun.

Kelâmımın nihayetinde;İkinci sahabe dönemi olarak vasıflandırılan Osmanlı;O yüce Resulün ismini-Muhammed-abdestsiz telaffuz etmemek için;Mehmet olarak değiştirmiş ve kullanmıştır.
Sizcede bu ulvi davranış sevgi ve muhabbetin en büyük misali değilmidir?
Saygı duy ki, muhabbet duyulasın...Yücelt ki,yükseltilesin...

Mübarek doğumun sene-i devriyyesinin,Ülkemize,Milletimize,İslam Âlemine ve insanlığa huzur ve mutluluk getirmesini en kalbi duygu ve düşüncelerimle temenni ederek,İslam Âleminin ve mazlumların kurtuluşuna vesile olmasını Rabbim'den niyaz ederim...

Fi Emanilleh... Vesselâm...Âmin...Âmin...Âmin'e yâ Mu'in...

KAYNAKÇA:
- Kur’ân-ı Kerîm. Enbiyâ, 21/107; Tevbe, 9/128; Ahzâb, 33/21, 33/56; Kalem, 68/4; Âl-i İmrân, 3/159.
- Buhârî, Muhammed b. İsmâil. el-Câmiʿu’s-Sahîh.
- Mâlik b. Enes. el-Muvaṭṭaʾ.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. Kur’an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir. Enbiyâ Sûresi, 21/107.
- Diyanet İşleri Başkanlığı. Hz. Peygamber. Mevlid-i Nebî yayınları.