3 Kasım 2002'den Günümüze (14 Ağustos 2026) Bana göre siyasi tarihimize 3 Kasım 2002 öncesi ve sonrası diye bakmak lazım. O 3 Kasım 2002 öncesindeki anarşi, enflasyon, vahşet, istikrarsızlık, ümitsizlik, kâbus ve korku dolu günleri asla unutmamak ve unutturmamak gerekir.

SELAMÜNALEYKÜM DOSTLAR
İKTİDARDA GEÇEN GÜNLER
3 Kasım 2002'den Günümüze (14 Ağustos 2026)
Bana göre siyasi tarihimize 3 Kasım 2002 öncesi ve sonrası diye bakmak lazım. O 3 Kasım 2002 öncesindeki anarşi, enflasyon, vahşet, istikrarsızlık, ümitsizlik, kâbus ve korku dolu günleri asla unutmamak ve unutturmamak gerekir.
O kâbus dolu, ümitsizce yaşanan günleri yaşayan birisi olarak, hatırlamak bile insanın tüylerini diken diken ediyor. 3 Kasım 2002'den önceki siyasileri, iktidarları ortalama bir buçuk yıl bile sürmeyen hükümetleri, başbakanları ve onlara çektirilenleri çok iyi hatırlamak lazım.
İlk başta Başbakan, rahmetli Adnan Menderes Beyefendi'yi —17 Eylül 1961'de Yassıada'da idam edilen— ve sonra idam edilen Dışişleri Bakanı Sayın Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Sayın Hasan Polatkan Beyefendi'yi asla unutmak mümkün mü?
Bu üç insana “demokrasi şehidi” diyorlar! Bu üç yiğit Müslümandı. Görevleri başında görevlerini yaparlarken, vesayet güçleri tarafından görevlerinden alınarak idam edilmiş ve İslam şehidi olmuşlardır. Bu vesayet güçlerinin adı; bir kısım vesayetçi uşağı siyasetçi ile şanlı ve şerefli askerimizin kutsal kıyafetlerine bürünmüş vesayetçilerdir.
Her ne kadar TBMM'nin çıkardığı kanunla itibarları iade edilmiş olsa da zaten bu şehitler, yüce Türk milletinin büyük bir ekseriyetle defalarca güvenip seçerek görev verdiği itibarlı kişiler değil miydi?
Ne demek itibar iadesi?
Olsa olsa “yargılama” denilen dramın ve zulmün geçersizliğini onaylamaktır. Öyleyse şehitlerimizin ailelerine ve yüce milletimize sürülmeye çalışılan iftiralarla çektirilmiş bu zulümlerin hesabı; bu utanç dolu zulme ortak olan siyasi, askerî, basın ve yargı mensuplarından sorulmayacak mı?
Çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştığım rahmetli İslam şehidi Adnan Menderes ve arkadaşlarının, taraftarlarının başına gelenlerden sonra; “Millî Şef”, 25 Mart 1925'ten 1 Kasım 1937'ye kadar yaklaşık 13 yıl —12 yıl 212 gün— başbakanlık yapan, ikinci Cumhurbaşkanımız ve tek partili rejimden çok partili rejime geçişin fedakâr mimarı rahmetli İsmet İnönü'nün başına gelenleri de bilmek lazım.
Rahmetli İsmet İnönü, o kahredici ve “devrim” diye yutturulmaya çalışılan 27 Mayıs 1960 katliamından sonra —27 Mayıs 1960'ta yüce Türk milletinin iradesi katledilmekle kalmamış; milletimizin inancı, gururu, haysiyeti, şerefi ve umudu da yok edilmek istenmiştir— 1961'de yapılan ilk seçimlerin ardından koalisyon hükümetlerini kurarak 20 Kasım 1961'de başbakan olmuş ve bu başbakanlığı 20 Şubat 1965 tarihine kadar, yaklaşık dört yıl sürmüştür. Başbakanlıktan düşürülmesi de çok acıdır.
Kısa kısa notlarla anlatmaya çalıştığım, unutulmaması gereken bu tarihî anlar artık tarih olmuştur ve tarihçilerin konusudur. Benim bu konuları kısmen de olsa hatırlatmamın sebebi, 3 Kasım 2002 sonrasını daha iyi anlayabilmemiz içindir.
Siyasetçilerimizin içinde en çok zulme maruz kalan rahmetli Adnan Menderes ve arkadaşları ile rahmetli İsmet İnönü'den sonra; defalarca gidip gelen, altı defa gidip yedi defa başbakanlığa gelen, “Barajlar Kralı” ve namıdiğer “Çoban Sülü” olarak bilinen, 16 Mayıs 1993'ten 16 Mayıs 2000'e kadar görev yapan dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel Beyefendi'dir.
Ya silahlı saldırıya bile uğrayarak yaralanan, uğramadığı siyasi zulüm kalmayan Başbakanımız ve sekizinci Cumhurbaşkanımız Turgut Özal Beyefendi!
Sonra Kıbrıs fatihlerimizden, büyük insan, halkımızın “Karaoğlan” dediği; dürüstlüğü ve yiğitliği dillere destan, mütevazı ve hoşgörülü, 3 Kasım 2002 öncesindeki son koalisyon hükümetinin Başbakanı, defalarca hayatıyla oynanan rahmetli Bülent Ecevit Beyefendi…
Gelelim rahmetli Profesör Doktor Necmettin Erbakan Hoca'ya…
Ben “hoca” kimliğini kullandım ama onun o kadar çok kimliği var ki seçerken çok zorlandım. Millî, siyasi, insani, bilimsel ve teknolojik alanlardaki çok yönlü çalışmalarıyla bilinir.
Kısaca; Millî Görüş Hareketi'nin lideri, Millî Nizam Partisi (MNP), Millî Selamet Partisi (MSP), Refah Partisi (RP) ve Saadet Partisi (SP) gibi partilerin genel başkanlığını yapmış çok yönlü bir siyasetçidir.
Pancar Motor ve Gümüş Motor'un kuruluşundaki öncülüğü; 1974-1977 yıllarındaki Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı ile 1996-1997 yıllarında 54. Hükümetteki Başbakanlığı çok iyi bilinen Erbakan Hoca, öncülük ettiği teknolojik çalışmalar ve kurduğu ekonomik sistemle ülkenin görüşünü ve yönünü değiştirmiştir.
Tabii ki ülkesi ve inancı için çalışanların başına ne gelmişse Erbakan Hoca'nın ve dava arkadaşlarının başına da fazlasıyla o gelmiştir. Bunlar o kadar fazla ki saymakla bitmez.
On bir yıl Türk siyasetinde bulunan; 1991'de siyasete giren ve İstanbul Milletvekili olan, 49. Hükümette ekonomiden sorumlu Devlet Bakanlığı yapan, Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanlığı görevini üstlenen ve 50. Hükümette, Birinci Çiller Hükümeti'nde Türkiye'nin ilk kadın başbakanı olan Sayın Tansu Çiller Hanımefendi…
Daha sonra çeşitli koalisyon ve azınlık hükümetlerinde Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunan Tansu Çiller'in genel başkanlığı ve siyasi hayatı 2002 yılında sona erdi.
Çok kısa bir şekilde özetlemeye çalıştığımız ilk kadın Başbakanımız Sayın Tansu Çiller Hanımefendi, Türk siyasi tarihine; terörle mücadelede gösterdiği başarı ve Genelkurmay Başkanımız Sayın Doğan Güreş Paşa'ya sorduğu soruya aldığı cevapla Türk'ün bitmediğini bütün dünyaya gösteren ikinci Tomris Han olarak geçmiştir.
Yazıyı çok uzattım. Bu cümledeki soru ve cevabı daha sonra yazacağım.
Yunanistan ile yaşanan Kardak Adaları krizini bir gecede, tereyağından kıl çeker gibi çözmesi ve Erbakan Hoca'yla hükümet kurması dâhil olmak üzere çeşitli sebepler nedeniyle başına gelmeyen kalmamıştır.
Kısacası, başına gelenler içte ve dışta “fincancı katırlarını ürkütmesi”ndendir. Tansu Hanım'ı siyasete kazandıran da siyasetten silen de dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'dir.
Mesut Yılmaz, Türkiye'nin 21. Başbakanı'dır. Mesut Yılmaz'ın siyasi ve özel hayatı çok farklıdır. Bu konuyu daha geniş bir zamanda yazmak istiyorum.
Bu yazıdaki amaç, 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasının değerlendirmesini geçmişin ışığında yapabilmektir.
Hiçbir şeyi unutmuş değilim ama ben bir tarihçi de değilim. Bazı şeyleri tarihçilere bırakmak lazım. Ben sadece çok önemli gördüğüm noktalara değinmeye çalıştım.
BUGÜNÜ DOĞRU ANLAYABİLMEK İÇİN GEÇMİŞİN İYİ ANLAŞILMASI LAZIM.