"Tarih kitap'larımız Haçlıların en büyük zafer'idir."(Cemil Meriç).

"Tarih kitap'larımız Haçlıların en büyük zafer'idir."(Cemil Meriç).

diyen Rahmetli mütefekkir'imiz;Cephelerde Türk Milletini yenemiyen Batı,epistemolojik köle yapabilmek için eğitim ve öğretim sistemini ele geçirerek milli haslet ve değerlerimizi yok ederek özümüzü köleleştirmişlerdir.

"Bizim kuşağımıza Osmanlı İmparator'luğunun haşmeti ve değerleri öğretilmedi.Dolayısı ile Osmanlı'yı anlatmadılar, anlamadık,anlayamadık. Koskoca İmparatorluğun başarılarını görmezden gelerek hissiz kaldık.İyiliklerini görmedik.Sadece kötü yanlarını abarttık ve yalan yanlış konuştuk,kötüledik.
Beni rüyadan uyandıran,gerçeklerle tanıştıran insan Vahidettin'in torunu Hümeyra Özkan oldu.
Aldatıldığımızı ve millet olarak yanlış yola sürüklenerek ecdadımıza ihanet ettiğimizi anladığımda iş işten geçmişti.Olayın farkına çok geç kalarak fark ettim."
(Mehmet Ali BİRAND-Milliyet Gazetesi,2005)

Osmanlı toplumu,bir "sevgi ve yardım toplumu"ydu.Osmanlı devleti"hayat ve Hayrat devleti",insanı"hayarat ve hasenat insanı"ydı.

Türk Osmanlı milletinde hayat ahirete dönüktü.Ahirete dönük bir hayat sürdükleri için Fuzuli(masiva-boş ve faydasız işler)şeylere yer yoktu.O insanlar"kıble yürekli"ydi. Adeletliydi faziletliydi.Dürüsttü,çevreciydi,medeniydi,nezaketliydi;insanlığa örnekti.Haya ve hayrat sahibiydi.Yardım severdi,cömertti,fakir vi yoksulu ayrım yapmadan korur kollardı.İhtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilir,açlar doyurulur,çıplaklar giydirilir,dul ve yetimlere kol kanat gerilirdi.

Yetmiş üç halk'tan oluşan Osmanlı milleti, devlet yetkilileri tarafından ayrım yapılmadan adaletle yönetilirdi.Hiç bir kimse kayrılmaz,hiç bir şahıs da yerilmezdi.II.Mahmut bir hitabında:

"Ben tebaamın Müslüman olanını Cami'de,Hırıstıyan olanını Kilise'de,Müsavi olanını da Havrada farkederim.Aralarında ondan başka bir fark yoktur."

Şeklindeki fermanı, Osmanlıcılık kavramının ana ilkesini teşkil eder.İnanç ayrımı yapmadan devlet imkan ve hizmetlerinden milletin fertleri eşit şekilde yararlanırlardı.

Osmanlı'da,insan hakları gözetilirdi.Herkes ibadetinde,kıyafetinde,ticaretinde hür ve özgürdü.Ecdadımız zamanında"güçlü olan haklı"değil,"haklı olan güçlü"ydü.Adalet duygusu,hayatın her safhasınıi kuşatmıştı.Milletin fertleri bir birleriyle ve devlet milletleriyle birlik bütünlük içindeydi.Farklı milletler ve kültürler asırlarca huzur ve barış içerisinde,bir arada yaşamıştı.Osmanlı milleti yetiştirdiği"gönül insanları"yla cihana nam salmıştı.

Tarih gerçek bir ibret aynası ve tamamıyla bir tecrübe sahasıdır.Boşu boşuna yaşanmış tecrübeler yığını değildir.Bugün,geçmişimizden ders almanın ve yeniden Osmanlı olmanın tam zamanıdır.

BİZİ NEDEN BIRAKIP GİTTİN EY OSMANLI

Kuzey Afrika da kalan Osmanlı torunları;aradan geçen iki arsa rağmen, " terk edilmişlik"hissinden kurtulamamışlar.Bugünkü Türkleri,Osmanlı'nın bir uzantısı görüyor ve hesap soruyorlar:Bizi neden bırakıp gittiniz?

Neden bizleri
öksüz-yetim bıraktınız?
Niçin bizleri zalimlerin zulmüne bıraktınız?
Siz gittiniz!Gülmeyi unuttuk.Soframızda yemeğimiz,sırtımızda esvabımız,tasımızda suyumuz dahi yok.Sefiller olarak yaşıyoruz...Halimiz perişan...

Osmanlı'nın idare ettiği ve 1.Cihan harbiyle terk etmek zorunda kaldığı Afrika ve Arap coğrafyasında,Balkanlar ve diğer diyarlarda o günden beri kan göz yaşı dinmiyor.Zulüm işkence kol geziyor...

_Kıbrıs'da soydaşlarımız neredeyse soy kırıma uğrayacaklardı.Ana vatan'ın yiğit evlatları yetişti imdatlarına.Korudular,kurtadılar.Yavru vatanı vermediler düşmana.

_Balkanlar'da ve Bosnahersek'te yıllarca süren savaşta Evlad-ı Fatıhan'ların torunları dünyanın gözü önünde katliama uğradılar Srebrenitsa'da.Batının vicdansız askerleri silahsız müslümanları Sırp katillerine teslim ederek bir gecede yaklaşık on bin kişinin katline sebep oldular.

_Doğu Türkistan'da Çin zulmü devam ediyor.Çin'lileşmeyi kabul etmiyenler,toplama kamplarında süründürülerek hayat hakkı tanınmıyor.Aile hayatları tarumar edilmiş,dini hayatlarını yaşayamaz hale getirilmişler.Mal-mülklerine el konulmuş.İsimleri değiştirilmiş ve cocuklarına Türk-Müslüman ismi koymak dahi yasaklanmış.Dünyanın gözleri önünde bir millet yok ediliyor.Duyan yok,gören yok,hisseden yok...Kendi hallerine terkedilmişler...

_Batı Trakya'da durumlar içler acısı...Camiler yıkılıyor,müslümanlar inanç ve ibadetlerini özgürce yaşayamıyorlar.Okulları kapatılarak eğitim-öğretim'den mahrum bırakılıyorlar.İnançlarını, kültürlerini,gelenek ve göreneklerini yaşamaktan mahrum bırakılmışlar.Yunan mezalimi tarafından her an göz altındalar...İnim inim inliyor soydaşlarımız...

_Filistin insanlığın gözü önünde soy kırıma,etnik temizliğe tabi tutuluyor.İnsanlık ölmüş,bir millet yok ediliyor,kimsenin ruhu duymuyor.Aile hayatı bitirilmiş,inanç ve kültür hayatları sonlandırılmış,bir yudum su,bir kaşık yemek,başlarını sokacak bir mekandan yoksunlar.Hayvanlara dahi reva görülmeyecek bir hayatın içine itilmişler...İmkansızlar...Çaresizler...Sefalet içinde kıvranıyorlar...

Myanmar'da(Burma),Keşmirde,Kafkas'larda,nerede müslüman varsa orada dindaşlarımıza,huzur yok,sükun yok...Kan göz yaşı hakim...Dünya'nında dengesi bozulmuş,hak hukuk kaybolmuş.Güçlünün hükmü geçerli hale gelmiş. Zalimlerin zulmü altında kıvrananları duyan,gören,acıyan,merhamet eden yok...İnsanlık bu dünyadan göç etmiş...Rahmet-i Rahmana kavuşmuş gibi...

"EZAN ROMANI"nı YAZAN HIRVAT 'İVANA SOJAT';OSMANLI'YI ANLATIYOR

Mükemmel,adilane,tarafsız bir şekilde Osmanlı'yı anlatıyor...
Hemde överek,ulvileştirerek...
Ne garip değil mi?
Bizde ise durum içler acısı...
Ülkemizin insanın bir kısmı ise Osmanlı'ya kin kusarak demediğini bırakmıyor.Hakaretlerin bini bir paraya. Ecdadı olmayan insan olurmu?
Oysa ki hem Atamızı,hemde torunumuzu sevebileceğimiz gibi Osmanlı'yı da,yeni devletimiz Türkiye Cumhuriyet'ine de gönülden bağlana biliriz.Muhabbet duyabiliriz.Türkiye'yi sevmek,ecdadımız Osmanlı'yı saymamıza engel olmasa gerek.
Geleceğimizin teminatı olan neslimizi, kindar,düşman olarak yetişiyor,yetiştiriyoruz.
Ata'sına küfreden,aşağılayan bir şerefli insandan bahsetmek sizce mümkün mü? Mümkün olmasa gerek...

Değerli okuyucularım sizlere şahit olduğum bir vakıayı anlatmak istiyorum.

Bir "sokak röportajında" seyrettim...
Uzun saçları,arkadan bağlanmış bir genç,avazı çıktığı kadar bağırıyor.
"Ben Osmanlı değilim işte Osmanlılar şöyle kötü,böyle kötü...ila ahir...Röportajın sonunda" Ben fılancanın torunuyum"diyor.Videosunuda paylaşabilirdim lakin değmez.Biz bu gençlerimizi nasıl bu şekilde altı buçuk asır yaşamış,dört asır dünyayı intizamla,adaletle yönetmiş ecdadımıza, kindar ve düşman olarak yetiştirmesini becerdik?Yürekler acısı değil mi?
Gerçekten çok üzüldüm,kahroldum...
Yeni nesilleri örf-adet,gelenek-görenek,milli değerlerle yetiştiremez isek istikbal'imizin tehlike çanları çalıyor,yok oluşta yol alıyoruz demek değil mi?

Milli Eğitim Bakanlığı doğru bir kararla"Eğitim Akademi"sini faaliyete geçirdi.Geleceğimizin garantisi olan gençlerimizi yetiştirecek öğretmenlerimiz bilgili, edebli,ahlaklı ve her yönüyle dünyayı tanıyan,ağlarından bağlarından,bağlamlarından kurtulmuş mazimizi ,tarihimizi özümsemiş gönülden inanmış dava insanları olarak yetiştirecektir.Sonrasında da bu işinin uzmanları öğretmenlerimiz; nesillerimizi irfanlı, ihlâslı,erdemli,şuurlu biçimde donanımlı bir şekilde hayata hazırlayacaklar.Hayat sunacaklar.Gençlerimizi ülkemize hizmet Alp erenleri olarak yetiştirerek vatanımıza yeni kan ve güç katacaklar...

Bu girizgahtan(girişten) sonra "Ezan Romanı"nı anladığım kadarıyla anlatmaya çalışacağım:

"Ezan" isimli bu romanının konusu; Yeniçeri'liğin asker kaynağı olan"Devşirme" sistemi üzerine kurulu..Biliyorsunuz,devşirme Osmanlı'da gayrimüslim(16.Asırdan sonra Müslüman çocuklarıda devşirilmiştir.)çocukların;ailesinden alınarak altı sene milli şuur ve islamlaştırılarak hayata hazırlama sürecinin birinci aşamasıdır.Dini ve milli eğitimden sonra yetenekli olanlarını Enderun'a(eğitim-öğretimden geçirildikten sonra bürokraside görevlendilenler)diğerlerinide asker olarak yetiştirilen sistemin ismidir.
Geçmişine ve tarihine yabancı,millilikten nasibi olmayan kişilerin: "Hristiyan çocukların Osmanlılar tarafından zorla alıkonulduklarını, korkunç ve acımasız olarak yetiştirildiklerini, iddia etmelerine karşı bu Hırvat bayan tam tersini iddia ederek diyor ki: Hristiyan aileler çocuklarının Osmanlı'lar tarafından devşirilmelerini kendileri için bir şeref ve onur kabul ediyorlardı.Evlatlarının hayatlarının kurtulduğunu,gelecekte kendilerinede yardımda bulunacaklarına seviniyorlardı.

Avrupa'da katı bir şekilde uygulanan Federalizm'den kaçış ancak bu şekilde mümkün oluyordu dedikten sonra devamında;
Hristiyan ailelerin çocukları doğuştan serf olmaya mahkumdu. Yetenekleri ve zekaları göz ardı ediliyordu. Eğitim görüp gelişmelerine imkan tanınmıyordu.

Devşirme sistemiyle Payitaht ve yakınlarına götürülen çocuklar ise eğitilip yüksek mevkilere ulaşma fırsatı buluyordu. Bu bölge Osmanlılara birçok vezir ve Sadrazam ve Ordu Komutanı vermiştir." Sözüne devamla Batılı ön yargılı tarihçilerin Osmanlıları sürekli yakıp yıkmaya gelen bir topluluk olarak göstermeye çalıştırdıklarını söyledikten sonra da; "Osmanlılar fethettikleri yerleri yakıp yıkmadı, aksine inşa ve ihya etti. Osmanlılar bu bölgeye gelmeden önce şehirlerimiz,köylerimiz haraptı.Yollarımız,köprülerimiz yoktu.Ahali per perişandı.Onlar geldiler.Şehirlerimizi geliştirdiler,ihyan ettiler.Halka hizmetlerde nulundular.Yollar yaptılar.Okullar ve hizmet binaları inşa yaparak bölgemizi kalkındırdılar.Fakir,yoksul,mağdurları koruyup kolladılar.Onlar, Romalıların bıraktığı yerden başlayarak imar ve ihya etmeye devam etmişlerdir." diyor.

Sojat'ın bu ifadeleri ile konuyu kapatıyorum;
Derki; 16. yüzyılın kanlı bir dönem olduğunu iddia ederler, evet kanlı dönem var ki onuda kana bulayanlar Osmanlılar değil, Hristiyan'ların ta kendileridir.. Bilakis kendi araların da katliamlara neden olan ihtilal ve ihtilal karşıtı hareketler'dir dedikten sonra mesela kazığa oturtarak öldürme olayları Osmanlıların değil Hırıstıyan ve Ulah'ların uygulamasıdır.." diyerek gerçekleri insanlığa haykırıyor.

Son söz yine İvana Hanım'ın olsun...

Hırvatistan'ın Slavonya bölgesinde Osmanlı döneminde inşa edilmiş beş cami olduğuna işaret ettkten sonra, "Bu camilerden hiçbiri günümüze ulaşmadı.Yakıldı,yıkıldı,yok edildi.Bu da bizim hoşgörü seviyemizin göstergesidir.Osmalı hizmet etmiş,bizde yaptığımız kötülükleri onların üzerine atarak ihanet etmişiz "diyerek taşı gediğine koyarak Osmanlı'nın hakkını teslim eder...

Sonuç olarak;Batı uygarlığının yaşanmaz hale getirdiği âleme huzur ve sükunu ancak İslam getirebilir.
İslam alemi yeniden ümmileşerek dinin özüne dönerek "İslam medeniyeti"ni ihya edebilirse insanlığa saadet gelecektir.Hem İslam alemi,bununla birlikte küfür alemide yaşanabilir dünya'ya kavuşarak yaşayabileceklerdir.
Yoksa Akif'in; Mimsiz medeniyet dediği Batı uygarlığı islanlığın sonunu getirecektir.

Medeniyet kelimesinin Osmanlıca Türkçesiyle yazılışında ilk harfi "Mim"dir.Mimi kaldırdığımızda geriye"deniyet"kalır.
DENİYET:"Alçaklık, aşağılık, seviyesizlik"manalarına gelmektedir.
Bu payelere sahip olan Batı:"Medeniyetperverlik maskesi altında dünyayı kan gölüne çevirmiş,yaşanmaz hale getirmiştir."
Batıdan medet uman,çaresiz kalır.
"Eslim,teslim/Teslim ol kurtul."
Kurtulanlardan olmak umuduyla...
Fi Emanilleh...