"Namaz,dinin direği gözümün nurudur. Gönlümün süruru, cennetin anahtarıdır."
"Bana dünya ni'metlerinden,güzel koku ve kadın sevdirildi.Namaz ise gözümün,gönlümün nuru kılındı."(Nesai,İşretu'n-Nisa 1,(7,61)
Dinin direği,mü'minin miracı olan namaz,insan,güneş ve arş-ı âla. Bir günün bestesinin ana ritmi ve melodisi gibi... Yaşanan hayatlar,insanlar ve alemler...Muhteşem bu etkileşimin, ritmin,melodinin içinde belki de sema halinde. Sema ediyor. Dönüyor...Sema'dan alıyor,nur-i ilahiyi arza veriyorlar.Sema; Esmalardan Semi olandan alıyorlar, sema ederek aldıklarını varlık alemine sunuyorlar.
"ESMA - SEMİ - SEMA"
Esma denizi, semadan seslenerek duyuruyor,dinletiyor bizlere.Zikir ve sema ederek biz de bu besteye,eşsiz melodiye uyum sağlıyoruz. Gazzalinin tarif ettiği İlahi isimlerin ummanında ilahi edeble,ahlakla donanıyor,dönüyoruz. Sema;Semi olanı Semadan dinlemek,o ilahi nağmelerle kendinden geçerek,vuslata ermektir.Sema ile sema ederek dönerek ötelerin ötesinden alınanı yayarak kâinata ve halka dağıtmaktır.Gönül hoşnutluğu ile vermektir.
Bütünüyle bunları kendinde toplayan,birleştiren özün ve amelin adıdır Namaz...
Yaratılış fıtratımızı unutmadan,dünyavileşmeden,sema edercesine güneşten insana, insandan namaza doğru huşu ile yol almaktır. Gecemizi,bir sonra ki geceyle namaz ve taatlarla köprüler kurarak,birleştirerek,hayatımızın hakikatle fırakans ayarını yaparak yaratılışın gayesine ermektir.Yaratılışın sırrı olan büyük alemle,küçük alem olan insanın uyumlu hale gelmesidir.
GÜNEŞİN BİR GÜNLÜK SERÜVENİ = İNSAN-I KÂMİLİN ÖMRÜ=NAMAZ ÖMRÜ KAPSAYAN MUHTEŞEM NUR
Güneş bir günlük seyrini,devresini beş'e ayırarak bölebiliriz.Günlük olarak ilahi iradenin ayırdığı bir birini takib eden beş dönem ne kadar hayret uyandırıcı bir haldır ki, insan hayatının da beş önemli dönemine karşılık geliyor. Aynı zamanda güneşin bu beş vakti, Rabbimiz tarafından bize ikram edilen ve farz kılınan beş vakit namaz vakitlerine denk geliyor.
Peki bu beş vaktin bize söylediği,hatırlattığı bir şey var mı?
Yoksa bu denk geliş sadece bir tesadüf mü?
Namazla,günün evrelerinin buluşması aceba bir rastlantı mı?
Oysa ki,belirli zamanlara ayrılan beş vakit insanlara hayatın hakikatıyla ilgili çok şeyler söylüyor...Yaratılışın gayesini ve kutsiyetini şahıslara deklare ederek bildiriyor.Onu da bize gecenin karanlığı sessizliği,gündüzün berraklığı ve parlaklığı söylesin,izah etsin.Biz de geceden gündüzden, hayatın,namazın anlam ve manasını,felsefesini can kulağıyla dinleyelim... Sema edercesine hakikatin özünü anlamaya,kulluğun,ibadetin şuurunu idrak etmeye çalışarak O yüce varlığa yönelelim.
1. SABAH NAMAZI - GÜNEŞİN ŞAFAK VAKTİ - İNSANIN ANA RAHMİ DÖNEMİ
Şafak vaktinin öncesi gecenin en sıyah ve koyu zamanıdır. Bir anda ufukta yatay ve dikey belli belirsiz beyaz çizgiler görünür.Seherde görülen bu beyaz çizgiler neyin habercisidir acaba? Güneşin doğuş zamanının az kaldığı bir zaman dilimine işaret ediyor... Ufukta görülen çizgilerin,bir izahı,tefsiri,açıklaması olmalı.Tabi ki seherin derin,ilahi anlam ve manası vardır ama onu ancak basiret gözü açık olanlar idrak edebilir.Sadece gözüyle bakanlar göremezler,hissedemezler.Seherde ki hikmeti sadece gecenin o saatinde gözünü ruhunu gönlünü ufka dikenler,hakikate yönelenler farkedebilirler.
Muhammed Ali;darb-ı mesel haline gelmiş veciz sözünde:
"Görenedir görene!
Köre nedir köre ne."
Diyerek gözleri olduğu halde körlükten kurtulmak için görmek,hissetmek lazım.Bakar körlükten kurtulmanın yolu basiret gözüyle bakabilmektir.Her şey görebilen için anlam ifade eder.Görmeyen için hiçbir anlam ve mana ifade etmez buyurur.
Güneş doğmamış,ışığını aleme saçmamış ama doğacağı o çizgilerden belli.Gece gündüze gebe doğuracak...Karanlıktan sonra aydınlanacak dünya.Her can kendi beden kafesinde uykuya dalmış. Geceyi ihya edebilenler bedenen uyusalar bile, ruhen uyanıktır. Her kesin uykuya daldığı bu vakitte,bu çizgi mujdedir. O vaktin havası da sefası da can bahşeder hissedip yaşayanlara...
Gecenin bu hali insanın ana rahminde ki durumu gibi... Henüz ufukta yok doğmamış. Ama annenin halinden belli karanlıktan aydınlığa kavuşacağı.Doğumun vuku bulacağı.Nasıl ki güneş kendi vaktini bekler ufuktan çıkmak için, insan da zamanını bekler ana rahminden, yani Rahim olanın sonsuzluk ufkundan Rahman olanın dünyasına teşrif etmek,yeni bir hayata başlangıç yapmak için.
Sabah namazı öyle faziletli ki,güneş ve insanı bir noktada buluşturuyor,hayat sunuyor.Hayat oluyor.Efendimiz Aleyhisselam:
"Namaz,dinin direği,gözümüzün nurudur.Gönlümüzün süruru,cennetin anahtarıdır."
"Bana dünya nimetlerinden,güzel koku ve kadın sevdirildi.Namaz ise gözümün,gönlümün nuru kılındı."
Buyuruyor.İnsanlar kulluk ve sorumluluk bilincini namazla elde eder.Allahın rızasına sonsuz rahmet ve mağfiretine namazla ulaşır. Hem güneş hem insan karanlık içinde. Sabahın karanlık dünyasında bir nur olan secde hali öze ışık tutuyor. Karanlıklar içine dalan namazın nuru,şahsın basiret gözünü nurlandırarak parlatıyor.İçten bir ilahi hisle,aydınlanma başlatıyor.Gönülden(enfüsten)âfâka doğru. Rahimden Rahmana, ufuktan şafaka... Hepsinin başlangıç noktası, karanlık içindeki namazın bereketidir
Zaman'ın içinde secdeden yayılan nur, zamanı durduruyor... İnsanı ana rahmine döndürüyor. Ana rahminin karanlığından alemin ışığını yansıtan güneşin ufkunu buluşturuyor.
Namaz sadece eda edilmiş olmuyor. Namaz gecedeki özü ve hakikati, okunan dualarla kelama dönüştürüyor.İnsan gündüze yeniden doğuyor. Ana rahminden doğar gibi, güneş yeniden karanlık balçıktan temiz bir nefesle çıkıyor. Güneş ve insan sonsuzluğun bu zaman kesitinde namazda buluşuyor. Bu zaman dilimi, bütün zamanların vahdet noktası olan zamansızlıktaki "an" makamından bütün zamana yayılıyor. Gündüz geceden doğduğu gibi, insan da namaz içinden hayata doğuyor.Hayat buluyor.
2. ÖĞLE NAMAZI - GÜNEŞİN EN OLGUN HALİ - İNSANIN GENÇLİK DÖNEMİ
Güneş ufukta görünüyor. Nasıl da masum, nasıl da saf... Bakan gözlere huzur veriyor. Gittikçe ufuktan yükseliyor, yörüngesinde semaya doğru yol alıyor. Məsumluğun,mahmurluğun yerini parlaklığa bırakıyor. Işığı dünyayı aydınlatarak kaplıyor. Isısı artıyor. En yükseğe ulaşıyor... Öyle parlak, öyle sıcak ve öyle yakıcı ki, sanki dünyaya meydan okuyor.Alemin efendisi benim der gibi...Gölgeleri yok etmiş. Karşısında kimse duramaz halde...
İnsan... Yeni doğuyor... Hayata geliyor... Bak... Ne kadar masum ve çaresiz,bakıma muhtaç. Lakin çocukta bir güzellik bir zarafet bir sevimlilik var. Henüz dünyaya tam adapte olmamış, geldiği alemin izlerini yüzündeki masumiyetten okunuyor. Çevresindekileri huzurlu ve hoş bir hayale sevkediyor.Mutluluk saçıyor çevresine.Çocuk yavaş yavaş büyüyor, anneden uzaklaştıkça (güneşin doğduğu ufuktan uzaklaşması gibi) dünyaya açılıyor.Gelişiyor,kuvvetleniyor.Çevresini,insanları tanıyarak hayata uyum sağlıyor.Öyle bir enerjisi var ki, tüm dünyayı avucuna alacak gücü kendisinde hissediyor.
Tüm dünyevi gölgeleri,kötülükleri ilmi ve ferasetiyle yıkacak gibi.Sinelere sığmayan gençlik dönemi. Olgunluğun zirvesinde.Kabında patlamaya hazır barut gibi.Tüm yer yüzü onun enerjisinden beslenecek. Bitkilerin güneş ışıklarından beslendiği gibi. Ama aynı zamanda bu bilginin gücünde gizli bir kibir var, herşeyi yakacak gibi. Bu halinde insan geldiği ufukla gideceği ufkun en uzak mesafesinde. Sanki bu dünyadan başka bir yer yokmuş algısı var.
Burada öğle namazı devreye giriyor. Başının en dik ve yukarda olduğu zamanda bu gücü kudreti, dünyavileşmeye değil, nefsini kontrol altına almaya,edep ve ahlak sahibi olmaya yöneliyor.Nefsin belini büküyor, en yukarıda övündüğü benliğini, alnını yere tevazu ile sürüyor. Kibrini kırıyor, geriye arı duru tüm alemin besleneceği ilminin,faziletinin, faydası kalıyor...
Nasıl ki sabah namazı, insanın en zayıf zamanında özden dünyaya çıkarıyorsa, öğlen namazı da insanın dünyevi halinin olgun zamanında dünyadan öze götürüyor. Bu ilk iki namaz, bir denge yaratıyor insan hayatında. İçten dışa, dıştan yeniden içe yolculuk...Kulluk şuuruyla,hakla hakikatle devri daim üzere kemalat yolcuğu...
3. İKİNDİ NAMAZI - GÜNEŞİN ZİRVEDEN ÇÖKÜŞE BAŞLADIĞI ZAMAN - İNSANIN YAŞLILIK DÖNEM
Güneş,yörüngesinde süzülerek yavaşça akıp gidiyor. Dünya semasında zirveden çöküşe ve batışa yol alıyor. Kaydıkça yüzündeki parlaklık azalıyor, sararmaya yüz tutuyor. Isısı etkisini kaybediyor. Gücünü kuvvetini yitiriyor.Dünya üzerindeki hükümranlığını yitirdikçe, hakim olduğu dünyadan uzaklaştıkca,yerini gölgeler almaya başlıyor. Ufka doğru yol aldıkça gücünü kaybettiği oranda gölgeler ve karanlık artıyor.Yerini geceye ve aya bırakıyor.
İnsan da ömrünün zirvesi gençlik devresinden sonra yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başlıyor. Anlamaya başlıyor ki, gücün sahibi kendisi değilmiş. Bakıyor dünyaya,çevresine.Alem gençlik çağında daha gösterişliymiş.Ama şimdi gece misali hayatın karanlık ve acımasız bir yer olduğunu, aslında ona güzellik veren şeyin gençlik şevkiyle ve iman nuruyla yaptığı amellerin güzelliğiymiş.İnsanlığın gereği olarak yaptığı hayırlı ameller ona neşvünema bahşediyormuş.Ömür kilometresi uzadıkça insan farkına varamadan yaşlanıyor. Aynı yüz ama daha solgun.Gözünün gönlünün ışığı çekilmekte. Peki nereye gidiyor? Işığın büyük kısmı insanın özüne doğru akıyor. Kendine dönüyor. Kendisiyle hesaplaşıyor. Gücünü kendi içine dönük kullanıyor. Ufuk görünüyor. Ötelere yolculuk duygusu kaplıyor özünü. Düşünceleri derin hâller alarak buruklaşıyor...
İkindi namazı... Kişinin secdeye varışı. Kaybolan ışığı, öte alemden çekip alma çabası. Öteyle bu alemi birleştiren namaz. Sabah namazı, özden dışa... Öğlen namazı dıştan içe bir dengeydi. İkindi namazı, özden öze doğru uzanıyor artık. Çünkü yaşlılık hali insanın anlamının başka alemden kaynaklandığını idrak ettiği an. İkindi namazı, olgunluğun idrakine uzanan kalbi,gönlü hakikat alemiyle buluştuyor.
4. AKŞAM NAMAZI - GÜNEŞİN BATTIĞI AN - İNSANIN ÖLÜM ANI
Güneş yorgun,bitkin bir halde ufka doğru sürüklenmekte. Gözlerin göremediği bilinmez bir âleme doğru,kaybolacağı ufka akıyor. Aktıkça da ışık ve ısısı tamamen yeryüzünden çekiliyor. Güneş tamamen ufukta. Son ışık kızıllık rengiyle hüznü ve elemi çağrıştırıyor, ama çare yok, ufuk onu çekiyor içine,yutuyor.Gölgeler tamamen bu alemi kaplamış.Her yer karanlık ve sessiz sedasız.Dünyadan son ışıklarını da çekiyor. Son bir aydınlık görünüyor. Ama o da az sonra yok oluyor.
İnsan yaşlılık halinin son döneminde ve son deminde...Ölüm kapıyı her an çalabilir.Nerde o gözlerde eski parlaklık, göz aynı göz değil mi? Beden burda ama mecelsiz,nefes alıp vermekte zorlanıyor. Gözler kapanıyor görmüyor.Kulak işitmiyor.Ayaklak vücudu taşıyamaz hale gelmiş.Dünya da yaşamaktan usanmış gibi.Hayatla bağını koparmak üzere...
Akşam namazı ve zamanı... Kısa...üç rekat. Bu dünyadan geçip gitmek de o kadar kısadır.Akşam namazı, ikindi namazındaki hakikat alemiyle kurduğu irtibatı üzerine köprü kurar. Ölümü düşündüren,tefekkür ettiren namaz.Ölmezsin bu namazda,ama ölümü hissedersin,tadarsın. Bu tadış,hayatla ölümü bir birine bağlayan köprünün inşasıdır. Ölüm... Yaşlılıkla öte ki alem arasında geçilecek köprüdür.
5. YATSI NAMAZI - GÜNEŞ YOK KARANLIK VAR - AHİRET ALEMİ
Güneş tamamen ufukta kaybolmuş,gece hüküm sürüyor artık...Durduğun yerden bakarsan sanki güneş yok olmuştur. Peki yok olmuş mu gerçekten? Durduğumuz yere ve gözümüzün söylediğine bakarsak, evet yok olmuş. Ama aslında yok olmamıştır. Bizim gördüğümüz yeri terk etmiş diğer tarafa yol almıştır. Gözümüzün sınırını aşmış, göremediğimiz yerde varlığını devam ettiriyor.
İnsan da bizim aklımızın algı sınırlarını aşmıştır. Ölüm köprüsünden geçerek bir başka aleme taşmıştır. Güneşi düşün. Aslında o hep aynı parlaktıktaydı. Ancak arzdaki makamına göre bir parlak, bir solgundu. Bir ufukta masum, diğer ufukta hüzünlüydü. Aslında o hep aynıydı.
İnsan da öz olarak hep diridir. Ancak dünya hayatı içinde büründüğü beden kalıbı onu farklı gösteren amildir.Oysa öz yani ruh aynı ruhtur. Nasıl ki güneş katında zaman yoktur, ruhun ait olduğu hakikat aleminde de zaman kavramı yoktur. Hep diri berrak ve saf öz ve mana vardır.
İşte yatsı namazı... Bu vakitte kılınan namaz hakikatin kendisiyle buluşma anıdır. Artık ne sen varsın ne de seni sen gösteren bu dünya. Sadece hakikat vardır. Namaz seni gecenin en derininde hakikat nurunda yok eder ve nurla seni yeniden inşa eder...
Gece yolcusu... Geceden geceye yolculuk, yine geceden başlar gecede biter. Namaz onu ihya eder, hayat verir. Hayatın içinde namaz kavramı yok olur, namaz hayatın kendisi olur, onu kuşatır. Geceyle tüm hayatının seferine çıkarır. Bu alemle aynı dansı yapar. Ötelere uzar, ötelerden zamana yayılır. Gece yolcuları kendi miracını yapar, kendi namazıyla ihya eder ömrünü... Gecenin yolculuğu bitmez. Her gece namazın nurunda sonsuzluğun sonsuz merdivenlerinden çıkar semaya.
Bu gece biz susalım namazımız aksın zamanımıza. Rabbim namazın hakikatinde hayatımızı inşa edenlerden eylesin. Bu gece yolculuğu bir ayetin sonsuzluğundan bir damlaymış meğer:
"Onlar daim namazdadırlar" (Mearic, 23)
Efendimiz Aleyhisselâm kelamı kibarlarında:
"İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar."(Acluni, Keşfu'l-hafa, 2/312)buyurur.
SÖZÜN ÖZÜ:
İnsan kendisinin aciz ve zelil,dünyanın aldatıcı ve fani;ahiretin ise çok yakın olduğunu tam olarak ancak ölünce anlar,idrak ederler Hadis-i Şerif ile ölmeden önce uyanmamız, hayatımıza çeki düzen vermemiz ihtar edilmekte...
Ve nihayet ölümün hakikatine ermemizi tavsiye ederek Efendimiz Aleyhisselâm:
"Ölüm gelip çatmadan evvel,şehvâni ve nefsâni hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz."(Acluni,Keşfu'l-Hafa,2/29)buyurmaktadır.
Hayatta iken ölmek...Böylesi ölüm seçkin,kemalat sahibi,kalb-i selim kendisini aşmış insanlara mahsustur.
Bizlere düşen ise elden geldiğince onlara benzemeye gayret etmek güzel örnekleri model alarak uymaktır.
İlahi emri dinleyen insan, vücudunu ve onu kuşatan kâinatı birer yardımcı olarak görür.
Dünya'yı misafirhane, bedeni emanet bilir.Ruhunu ve kalbini masiva'yla doldurmaz.Gönlü daima Hak'la beraber olur.Bu halle hallenen insan"Ölmeden evvel ölmüş."demektir.
Daha da önemlisi"ölümle insan hakka rücu eder, Rabbine döner."
Ölmeden evvel ölenler,Hakka bu dünya da yönelirler;hayatlarını ilahi emirlere uyarak yaşarlar.
Mü'min'ler dünya da"garib ve yolcu"gibi yaşayarak fıtratlarını korurlar...
Dünya da aklı,ahiret'te imanı ile olanlardan olmak umudu ve dua'sıyla..