Gazeteci Ersin Şimşek, BYD Seal U EV ile çıktığı 2800 kilometrelik Karadeniz ve Batum yolculuğunda şehirleri, insanları, yolları, lezzetleri ve şehir planlamasına dair gözlemlerini kaleme aldı.
18 Temmuz 2026 Cumartesi gecesi arkadaşlarımla birlikte uzun bir Karadeniz yolculuğuna çıktık.
Tokat, Ordu, Trabzon, Rize, Batum, Artvin ve Erzurum derken toplamda 2800 kilometrelik bir rota bizi bekliyordu.
Benim yolculuklarımda amaç hiçbir zaman sadece bir yere varmak olmuyor. Gittiğim şehirde kimle karşılaşırım, nerede ne yerim, hangi yol beni şaşırtır, hangi insanın cümlesi aklımda kalır; biraz da bunlara bakıyorum.

Tokat Üzerinden Ordu’ya
Gece yolculuğunun ayrı bir havası var. Bir yandan yollar sakin, bir yandan insanın uykusuyla mücadelesi başlıyor.
Tokat’a vardığımızda bir arkadaşımın yeni doğan bebeğini hayırladık. Oradan direkt Ordu’ya geçecek şarjımız vardı ama riske etmek istemedik. “Arabayı biraz daha dolduralım, kafamız rahat etsin” dedik.
Tokat’ta bazı şarj uygulamalarında internet problemi yaşadık. En sonunda Dedeman Otel’in önündeki Neva Şarj’da aracı doldurduk. Bu sırada otelde kahvaltı yaptık. Dört kişi için toplam 2300 TL ödedik.

Arabayı yol boyunca dönüşümlü kullandık. Uzun yolda bu önemli. İnsan bazen kendini iyi hissediyor ama direksiyonun yorgunluğu başka oluyor.
Tokat’tan sonra hava serindi. Arkadaşların tüm ısrarına rağmen klimayı açmadım. Temiz havadan istifade etmek istedim. Sonra onlar da alıştı. Pencere açık şekilde Ordu’nun Fatsa ilçesine kadar geldik.
Dağ yollarının yeşilliği bizi bizden aldı diyebilirim.
Kilometre olarak kısa gibi görünse de yol virajlı ve yer yer hafif bozuktu. 150 kilometrelik yol yaklaşık 3 saat sürdü. Korgan ilçesinde içecek bir şeyler aldık. Sonra Bolaman sahiline doğru devam ettik.
Bolaman’da Komutanımla Buluşma
Bolaman sahilinde Süleyman Güleç komutanımla buluştuk.

Süleyman komutanım Kıbrıs’ta komutanımdı.
Yıllar sonra farklı bir şehirde, deniz kenarında oturup sohbet etmek insana ayrı bir duygu veriyor. Bazı insanlar vardır, aradan yıllar geçse de görüşünce kaldığınız yerden devam edersiniz.
Bolaman’da Yosun Pide’ye uğradık. Pidesi gerçekten harikaydı. Fiyatlar da bölgeye göre uygundu. Duvarlarda birçok ünlünün fotoğrafı vardı. Belli ki yolu düşenlerin uğradığı bir yerdi.
Uzunca sohbet ettikten sonra Ordu’daki otelimize doğru hareket ettik. Normal yol daha kısa olmasına rağmen biz sahil yolunu tercih ettik. Çünkü derdimiz sadece varmak değil, geze geze gitmekti.
Otele yerleştikten sonra biraz dinlendik. Ardından sahil boyunca yürüdük ve teleferiğe bindik. Teleferik 350 TL idi. Açıkçası bana biraz pahalı geldi. Artık eskisi kadar ilgimi çekmediğini de söyleyebilirim.
Boztepe’ye çıktık. Orada dağ kızağı, paraşüt atlama gibi etkinlikler var. Büyük boy demlik çay aldık, 370 TL ödedik. Akşamı burada sohbet ederek geçirdik.

Ordu’da Fenerbahçe Gecesi ve Şehir Üzerine Bir Not
19 Temmuz 2026’da kaldığımız otelde Dünya Fenerbahçeliler Günü etkinliği vardı. Maalesef tüm biletler tükenmişti.
Gündüz sohbet ettiğimizde önce yemekli organizasyon, ardından eğlence olacağını söylediler. “Sonrasında katılabilirsiniz” dediler.
Akşam olduğunda Fenerbahçe marşları eşliğinde güzel bir akşam geçirdik. Fenerbahçelilerle maç dışında bir araya gelmek de güzel.
Neyse, holiganlık yanımı bir kenara bırakıp yolumuza devam edelim.

Ordu’da bulunduğum süre içerisinde Karadeniz Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı, Basın İlan Kurumu Genel Kurulu Üyesi ve Ordu 19 Eylül Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erdoğan Erişen’i de ziyaret ettim.

Erdoğan Başkan, Ordu’nun geçmişi, şehirleşme süreci ve belediye başkanlarının şehir üzerindeki etkisiyle ilgili önemli bilgiler verdi.

Ordu’da dikkatimi çeken konulardan biri de şehir planlaması oldu.

Bazen bir şehri kurtaran, o şehre dokunan belediye başkanlarıdır.

Erdoğan Başkan’ın anlattığına göre Kazım Türkmen döneminde sahildeki evlerin yıkılması, denizin ve sahilin şehirle yeniden buluşturulması Ordu için önemli bir dönüm noktası olmuş. Bu tür kararlar kolay alınmaz. Karşınıza insanlar çıkar, menfaatler çıkar, alışkanlıklar çıkar. Ama şehir adına doğru karar alınırsa yıllar sonra o kararın değeri daha iyi anlaşılır.

Ordu’nun sahil düzeni, yürüyüş alanları ve denizle ilişkisi insana bunu düşündürüyor.

Sahilde gezerken hem voleybol hem de futbol oynandığını gördük. Sanırım bir turnuva vardı. Kızlar futbol maçı yapıyordu ve ciddi bir seyirci kitlesi vardı. Bu beni açıkçası mutlu etti. Çünkü bir sahil sadece yürümek için değil, insanların bir araya geldiği, spor yaptığı, şehre karıştığı bir alan olmalı.

Bir şehir denize sahipse ama halk denize ulaşamıyorsa, orada bir eksiklik vardır.

Trabzon’a Doğru
Sonra Trabzon’a doğru yola çıktık.

Akçaabat’ta Komaroğlu Köfte’ye uğradık. Park yeri bulmak zor oldu. Köftenin lezzeti gerçekten güzeldi.
Trabzon’da reklamcı arkadaşım Ersin Rizeli’yi ziyaret ettik. Bize şehirle ilgili tavsiyelerde bulundu. Ardından Ayasofya Camii tarafına gittik.

Hemen yakınında Hamsiköy sütlacı yedik. Servis hızlıydı, tadı da gerçekten güzeldi. Hatta iki kez yedik.


KTÜ Sahil Sosyal Tesislerinde kaldık. Temiz ve güzel bir yerdi.
Akşam Numan kardeşimle buluştuk. Yemek için Terminal tarafındaki Meşhur Uçaklı Pideci’ye gittik. Kuşbaşılı pide söyledik ama beklediğim gibi gelmedi. İçindeki et kıyma gibi geldi, hamuru kalındı ve kesilmemişti. Çatalla yemek zorunda kaldık. Bir baktık, herkes aynı şekilde yiyor.

Açık konuşayım, yemeği çok beğenmedik.
Oradan Boztepe’ye çıktık. Zirveden Trabzon’u izledik. Bazı şehirleri yukarıdan izlemek başka oluyor. İnsan hem şehri görüyor hem de biraz kendi içindeki kalabalığı dinliyor.

Numan kardeşim orada bana bir şey söyledi.
“Sen bir şeyi elde etmek için çok uğraşıyorsun. Başkaları kolayca ulaşırken sen hep dolambaçlı bir süreç yaşıyorsun” dedi.
Doğru söyledi.
Bazen gerçekten öyle oluyor. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşıyorum, çok dönüyorum, çok bekliyorum, çok kapı çalıyorum. Yine de yürümeye devam ediyorum.
Hâlâ da öyle devam ediyorum.
Trabzon’da Kısa Notlar
Sabah Trabzon İl Emniyet Müdürü Ali Loğoğlu'nu ziyaret ettik.

Ardından Atatürk Köşkü’ne gittik. Burada ziyaretler kafileler halinde yapılıyor.
Sonrasında Uzungöl tarafına geçtik. Açık konuşmak gerekirse Uzungöl’de yoğun turistik hava içinde biraz zorlandım. Bu yüzden orada yemek yemeyi ya da uzun süre kalmayı tercih etmedim. Sadece otoparka 200 TL verdim.
Arkadaşların ısrarıyla Koçari Konağı’na gittik. Bana göre gidip görülecek çok özel bir şey yoktu. Biraz zaman kaybı gibi geldi.
Dağ pantolonuna ihtiyacım olduğu için Forum Trabzon AVM’ye uğradık. Columbia ve Discovery Expedition mağazalarına baktım. Columbia çok pahalı geldiği için yine almaktan vazgeçtim. Aslında insan her şeye para harcıyor ama günün sonunda kendine alacağı şeyde “biraz bütçeyi toparlamak lazım” diyor. O da garip bir durum.
Akşam şehir meydanında gezdik.
Sonra Rize yolunu tuttuk.
Rize’de Rafting ve Ayder Yolu
Rize’de çok geç kalmamak için önce rafting etkinliğine katılmak istedik.

Dağ Raft işletmesine gittik. Uzun parkur normalde 2000 TL idi. Bize yerli turist olduğumuz için kişi başı 1500 TL yaptılar. İşletme sahibi Yusuf Bey güzel bir çay ikram etti. Bütün kıyafetleri onlar karşıladı; ayakkabı dahil. Yani buraya gidecek olanlar kıyafet konusunu çok düşünmesin.
Araca bindik. Araçta güzel bir şarkı çalıyordu: Davut Güloğlu’ndan “Tanıdın mı Gözlerim.”
İnmeden önce kaptana şarkının adını sordum. “Abi dönüşte yine çalarız” dedi.
Sonra rafting alanına geçtik.
Açık konuşmak gerekirse Muğla’da yaptığım raftingten daha çok keyif almıştım. Burada su seviyesi biraz düşüktü. Kaptanımız Ali yardımcı oldu ama sanki zaman zaman rafting değil de doğanın içinde geziyormuşuz gibi hissettim. Çok az kürek çektik. Muğla’da ise sağ taraf, sol taraf sürekli kürek çekiyor, engellerle mücadele ediyor, daha hareketli bir parkur yaşıyorduk.
Yine de güzeldi, eğlendik.
Etkinlik sonunda fotoğraf ve video meselesi oldu. Normalde yüksek bir ücret söylediler. Sonra indirim yaptılar ama yine de içime sinmediği için fotoğrafları almayı tercih etmedim.
Bunu da ayrıca belirtmek isterim.
Zil Kale, Palovit ve Ayder
Rafting sonrası Zil Kale’ye çıktık.

Doğası gerçekten çok güzel. Yeşilin içinde, suyun sesiyle birlikte insanı etkileyen bir yer. Ama kale olarak düşündüğümde Harun Reşit Kalesi bana daha geniş ve daha etkileyici geliyor. Zil Kale’nin en büyük özelliği bence bulunduğu doğa.
Merdivenlerden inerken küçük bir Rus aileyle kısa bir an yaşadık. Çocuk aşağı doğru koşmaya çalışıyordu. Ben de refleksle “rusça (uymis) sakin ol” der gibi uyardım. Babası gülümsedi, küçük bir sohbet oldu.
İnsan anlaşabildiğinde mutlu oluyor.
Bazen aynı dili konuşsak da anlaşamıyoruz. Bazen de aynı dili konuşmadan bir bakışla, bir gülümsemeyle anlaşabiliyoruz.
Bence önemli olan sadece sevmek değil, anlaşabilmek.
Bu çok kıymetli bir şey.
Oradan Palovit Şelalesi’ne doğru gittik ama yolda aşırı trafik vardı. “Burada çok beklemeye gerek yok, geri dönelim” dedim. Ayder Yaylası’na geç kalıyorduk.
Ayder’e vardığımızda benim gazeteye göndermem gereken işler vardı. Türkiye’nin neresinde olursam olayım, dünyanın neresine gidersem gideyim çalışmam gerekiyor.
Laptopu aldım, arkadaşlara “Siz gezin” dedim. Ben Kapı Önü Kahvesi’ne geçtim. Yasemin Hanım vardı. Çay söyledim. Güzel bir çay geldi. İki bardak çay içtim, gazetemi hazırladım, son düzeltmeleri yaptım.
Sonra “Laptopun burada kalmasında sakınca var mı?” dedim. “Elbette yok” dediler.
Laptopu bırakıp tekrar gezmeye çıktım.
Daha sonra gelip aldım. Ailesi de oradaydı. Bana biraz eski matbaamızın havasını hatırlattı. Bizim matbaa da evimizin altındaydı. İşle ev iç içeydi. Orada da benzer bir hava vardı. Kendi evlerinin içinde güzel bir kahve ortamı oluşturmuşlar.
Doğal tatlıları da varmış ama onları deneyimleyemedim. Yine de Ayder’e gidenlerin buraya uğramasını tavsiye ederim.
Dağ Evi ve Doğal Kalan Yollar
Ayder’den çıktıktan sonra şarjımız vardı ama yine de “Bir dolduralım, kafamız rahat etsin” dedik. Shell petrol tarafında elektriğimizi doldurduk.


Sonra Elağza Dağ Evi’ne çıktık.
Yollar yer yer bozuktu. Sonradan öğrendik ki bölge halkı yolların fazla yapılmasını istemiyormuş. Doğal kalmasını istiyorlarmış. Belediye yol yapmayı, beton dökmeyi düşünmüş ama halk sıcak bakmamış.
Bunu duyunca insan bir daha düşünüyor.
Biz çoğu zaman “yol yapılsın, beton dökülsün, kolay ulaşalım” diyoruz. Ama bazı yerlerin güzelliği de biraz zor ulaşılmasında saklı. Her yeri asfalt yapınca doğallığı da kaybediyoruz.
Orada Miraç vardı, sağ olsun çok yardımcı oldu.
Bazı insanların iyi niyetini hemen anlıyorsunuz. Davranışından, konuşmasından, yardımcı olma şeklinden belli oluyor.
Bungalov evlerde kaldık. İki ayrı bungalov vardı. Suyu içilebiliyordu. Hazır suya ihtiyaç yoktu. Buranın doğası ve havası güzeldi.
Sarp Sınır Kapısı ve Batum
Rize’den sonra Gürcistan’a geçmek için Sarp Sınır Kapısı’na gittik.






Araçla geçmememizi söylediler. Biz de aracı günlük 600 TL’ye otoparka bıraktık.
Kapıda uzun kuyruklar vardı. Tura denk geldik. Bence buradan geçilecekse ya çok erken saatte ya da gece geçmek daha mantıklı.
Sigorta şart gibi yazıyor ama aslında zorunlu değilmiş. Biz yine de yaptırdık. Ayrıca yurt dışı çıkış harcı olarak 1250 TL ödedik.
Daha önce Gürcistan’ın Tiflis şehrine gittiğim için bazı konulara hâkimdim. Sınırdan geçer geçmez taksiciler etrafınızı sarıyor. Orbi City otele götürmek için 50 lari gibi yüksek fiyat istediler.
Ben daha önce Bolt uygulamasını kullandığım için hemen açtım. Uygulamada 30 lari gösterdi. Araç 5 dakika gibi kısa sürede geldi. 24 dakikaya ise otele ulaştık.
Batum’a gidecek olanlara tavsiyem net: Bolt kullanın.
Yerel halk da kullanıyor. Taksiler pahalı olabiliyor ve sizi kandırmaya çalışabilirler. Uygulamada gideceğiniz yeri seçiyorsunuz, şoföre bir şey anlatmak zorunda kalmıyorsunuz. Gerekirse adres değişikliği de uygulama üzerinden yapılabiliyor. Gayet kullanışlı.
Batum’da Şehir Planlaması
Orbi City otelde kaldık. Güzel bir oteldi. 51 katlı. Ben 30. katta kalıyordum. Asansörleri ömrünüzde görebileceğiniz en hızlı asansörlerden olabilir. Sanki uçakla yukarı çıkıyormuş gibi.
Otelin tek kötü yanı havluları değiştirmemeleriydi.
Batum’da en çok dikkatimi çeken şey şehir planlaması oldu.
Bir belediye başkanı şehir inşa edecekse, bence Batum’u incelemeli.
Sahil geniş.

Yanında yürüyüş yolu var.
Onun yanında bisiklet yolu var.
Ağaçlı yollar gölge oluşturuyor.


Arada karayolu, onun arkasında oteller var.
Sahil boyunca futbol, voleybol alanları ve spor aletleri dikkat çekiyor. Çok fazla spor alanı var. Üstelik bizde bazı yerlerde gördüğümüz gibi paslanmış, eskimiş, bakımsız bir görüntü yok. Her şey yeni, düzenli ve göze hitap ediyor.
Trafik düzeni de oldukça iyi.

Bir şehir denizle bu kadar düzgün ilişki kurabiliyorsa, orada planlama açısından bakılacak çok şey vardır.

Orada sim kart almak şart. Arkadaşım pahalı bir sim kart aldı. Ben daha uygun fiyata 15 günlük sınırsız internet aldım. Markası Silknet’ti. Aklınızda olsun, hemen almayın, araştırın.
İlk gün otelin etrafında Türk dönercisinde yemek yedik. Sonra McDonald’s ve KFC gibi yerlerdeki sipariş ekranları dikkatimi çekti. Ekrandan siparişinizi veriyorsunuz, ister paket alıyorsunuz ister masadaki numarayı giriyorsunuz. Masa numaranıza göre siparişiniz hazırlanıp geliyor. Basit ama güzel bir sistem.
Kahvaltı için Freeduchio Cafe’ye gittik. Türk kahvaltısı, İsrail kahvaltısı ve birçok çeşit vardı. Çok çay içmeme rağmen kahvaltım 25 lari tuttu.

Şehirdeki meydanları gezdik. Alfabetik Kule, Ali ve Nino heykelleri, Avrupa Meydanı, Neptün Meydanı, Boulevard yolu, müze ve birçok noktayı gördük.
Şehir dışında uyku problemim olmadığı için dört saat uyku bana yetiyor. Arkadaşlar gece 04.00 gibi yorulduk deyince otele geçtik. Sabah 08.00’de kalkıp sahile indim. Biraz denizi izledikten sonra koşuya başladım. 09.30 gibi kahvaltıya geçtik.
Bilmediğim şehirlerde fazla uyumamaya çalışıyorum. Daha fazla gezmek istiyorum.

Bir günde 35 bin adım, yaklaşık 25 kilometre yürümüşüm. Diğer günler de ona yakın geçti diyebilirim.
Ben kefir içmeye Tiflis’te başlamıştım. Gürcistan’da güzel kefirleri var. İnsanlar yanında alkol götürür, ben kefir aldım.
Sonra dönüş başladı.
Yusufeli, Artvin ve Erzurum Dönüşü
Dönüşte Yusufeli-Artvin tarafını kullandık. Yolda çalışma olduğu için bazı noktalarda trafiği kapattılar. Yaklaşık bir saat kadar beklediğimizi söyleyebilirim.
Sonra Erzurum’a geçtik.

Gelgör Çağ Kebap evine gittik. Şişi 200 TL idi. Harika bir lezzeti vardı. Ayranı da çok güzeldi. İkişer şiş yedik.
İbrahim Erkal’dan şarkılar dinleyerek Palandöken’e çıktık. Biraz gezdik, çay içtik ve dönüşe geçtik.
Toplamda 2800 kilometre yol yaptık.
Elektrik maliyeti yaklaşık 8000 TL tuttu.
Yolun Bana Bıraktığı
İlber Ortaylı’nın sevdiğim bir sözü var:
“Bir şehri ilk defa görüyorsanız, bir dakika bile dinlenmeyeceksiniz.”
Ben de biraz böyle yaşıyorum.
Gittiğim yerde uyumayı değil, gezmeyi tercih ediyorum.
Çünkü bir şehir size kendini sadece meydanıyla göstermez. Bazen sahilinde, bazen bir kahvecide, bazen bir rafting yolunda, bazen bir sınır kapısında, bazen de bir taksi uygulamasında gösterir.
Ordu’da komutanımla sohbet ettim.
Trabzon’da şehirden, yemekten ve insanlardan not aldım.
Rize’de doğanın içinde gezdim, Ayder’de laptopumu açıp gazetemi hazırladım.
Batum’da şehir planlamasına baktım.
Erzurum’da çağ kebabı yiyip İbrahim Erkal dinledim.
Yol uzun sürdü ama insanın aklında kalan sadece kilometre olmuyor.
Kimi zaman bir şarkı kalıyor.
Kimi zaman bir yemek.
Kimi zaman bir insanın söylediği söz.
Kimi zaman da dostun sana tuttuğu ayna.
Yol belliydi ama yolun bana ne göstereceğini yine bilmiyordum.
Sağlıcakla kalın.
Ben Gazeteci Ersin Şimşek.
BYD Seal U EV ile yoldaydım.
Bir sonraki yol hikâyesinde buluşmak üzere.