Bir önceki 15 Temmuz ile ilgili yazımda izah etmeye çalıştığım gülenci terör örgütünün üstlendiği “dinler arası diyalog” göze batınca “Medeniyetler arası ittifak” nitelemesin de temelindeki argümanın “İbrahimi Dinler” olduğunu okuyucuların anladığına şüphem yok.

Bir önceki 15 Temmuz ile ilgili yazımda izah etmeye çalıştığım gülenci terör örgütünün üstlendiği “dinler arası diyalog” göze batınca “Medeniyetler arası ittifak” nitelemesin de temelindeki argümanın “İbrahimi Dinler” olduğunu okuyucuların anladığına şüphem yok.

Bununla birlikte kadrolaşma ve daha öncesinde etrafına insanları toplayabilmesinin sistemini de izah etmeye çalıştım. Genel olarak terör örgütün Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlığına ve milletin birliğine yönelik kasıt ve garezi olduğu da ispata gerek duymayacak kadar alenen apaçık.

Müslümanı, Müslümanın iman ettiği kutsalları kullanarak kandırma ve şüpheye düşürme kısaca imanını çalma görevini üstlenenlere H.Z. Muhammed Mustafa (S.A.A), Deccal olarak isimlendirmiştir. Dolayısıyla Her kim ve her hangi bir zamanda insanları şüpheye düşürecek işlerin içerisinde olursa sıfatı olan Deccal adını, Peygamber defalarca ve uzun uzun izah etmiş olmasından dolayı ayrıca bir delile ihtiyaç yoktur.

Deccal denen lanetlileri anlatan hadislerde; ümmetimin içinden ümmetimin adındandır fakat Müslüman değildir, Hak ile batılı birbirine karıştırır, helali haram-haramı helal gösterir, insanları imandan şüpheye düşürür, fakirlikle aldatır, çokça yaptığı ibadetlerle göz boyar ve son ifadelerde genellikle “o, çok güzel konuşur ve kim onun sözüne inanır kim ona uyarsa kafir olmuştur” veya “yeri ebedi cehennemdir” şeklindeki sözleri daha da fazlası tüm Müslümanların zaten malumudur. Burada deccal denen kafirin bir tek kişi ve bir kez ortaya çıkmayacağı sayılarının çokluğunu da ifade sözler yine Peygamberin sözüdür.

Bu kadar çok deccal kelimesi kullanmamın tek sebebi Peygamberin konuyla ilgili uyarılarının ve çok geniş izahlarının olması. Hadislerde temel olarak bahsedilen, aldatma özelliği, değerli hocalarımızın okuduğu dualardaki “aldatıcıların şerrinden emin eyle” niyetinin de temeli olsa gerek.

Esasen deccal bir tek kişiden ibaret olmayıp birden çok zamanda birden çok olacağını nirengi kabul edersek gülen terör örgütünün benzerlerinin de her an bir yerlerde birden fazla şekillerde zuhur edeceğine dair ayık olmak uyanık olmak ve tedbirli olmak her Müslümanın ve devletimiz kurumlarının gündeminde olması zorunluluktan başka bir şey olamaz.

Önceki yazıda izah etmeye çalıştığım fetö sistematiğinde etrafına adan toplama yöntemlerinin çok önem arz ettiğini söylemek isterim. Yerel tabirle “adam sanılan” (madi imkan veya şöhret adına ruhunu fetöye satanlar” tarafından mütedeyyin Allah ile peygamber ile vatan ile bayrak ile hiçbir sorun yaramayan milletimiz insanlarının evine iş yerine terör örgütünün propaganda neşriyatlarının nasıl ve niye sokulduğunu bir örnekle anlatmak isterim.

Eskiden köy hizmetleri diye bir kurumumuz vardı ve oraya arada bir resmi işlemler için gider birebir tanıdıklarla da karşılaşınca bazen çay içer sohbet ederdik. Fetö hareketine tamamen ve esastan karşı olduğunu bildiğim insanlardan biri ile karşılaştım çaya davet etti.

Odadan içeriye girince sehpada sızıntı dergisi ve zaman gazetesini görünce şaşırdım biraz da içerleyerek, hayırdır dedim. Cevap pek çok insandan duyduklarımla aynıydı; Falan abi var bizim oralı, okumasan da burada dursun parasını ben verecem, kırma beni, sana gel bizden ol demiyorum, diye anlattı. Kendisi sevmediği için onun geleceği zaman sehpaya koyduğunu da söyledi.

Pekala iki arada bi derede bir başkası görüp seni de fetöcü sanmazlar mı demeden duramadım.
Anlattığım olay bizzat yaşadıklarımın genel örneği tamamen gerçek kişi ve olaydan ibarettir. Odasına ben bile girdiğimde sehpada unuttuğu için gördüğümü daha kimler kimler görmüştür, kim bilir?! İşte burada ki asıl sorumlu, o “abi” sanılan melun! Çünkü fetönün örgütsel dökümanlarını diğerlerinin de masasına koymak için bir örnek olarak gösterebileceği alan oluşturmuş oldu.

Böylece fetö pandemisi dallanıp budaklandı kollanıp kanatlandı. Bir zamanlar ilan panolarında kaçak yirmi yuvark tütün mamülü kullanımını engellemek için üzerinde pkk ve benzeri bölücü terör örgütlrine destek olunduğunu betimleyen tütün mamulünün herbiri silah mermisi olarak resmedilirdi. İşte fetö örgütünün her bir propaganda neşriyatına ödenen paralar 15 Temmuz günü şehitlerimizin üzerine patladı.

Terör örgütü elebaşının vatikan papazına 3. Bin yılda Asya'nın hristiyanlaştırılması projesi olan dinler arası diyalog taşeronluğunu üstlenme mektubu benzerini yazan yine başka bir terör örgütü olan pkk kurucusu bebek katili öcalan olduğunu tekrar üstüne basa basa dile getirmek isterim.

Malum Türkiye Cumhuriyeti devletimize karşı olan bölücü terör örgütlerinin vatikana bağlılıkları ve siyonizmin koruyucusu Amerika tarafından her konuda sınırsız destekleri aynı zamanda kendi aralarındaki bağlılıkları tartışılmaz gerçektir.

Gülenin örgütlenmesindeki pek çok misyonerin pkk denen terör örgütünün evlerinde barındıklarına dair daha geniş malumatları yazan yazarların okunmasıyla bilinmedik bir şey olamadığını sanıyorum. Vatikan bir kenarda dursun, Amerika Lozan antlaşması imzalandığı günden bu yana ülkemizin sınırlarını kabul etmeyen tavrı bölücü unsurlara verdiği desteğin mesnedi olarak kendi devlet aklından çıkarmamakta.

Bu gün içinde yaşadığımız zaman diliminde sorumluk sahibi olan her bir vatandaşımızın ve vatandaşlarımızın yetkilendirdiklerinin her yönüyle bağımsız Türkiye Cumhuriyeti olarak birlik beraberlik içinde ilelebet daim kalmamızın önündeki engelleri aşacağımıza asla şüphem yok.

Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk”ün dediği “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır fakat Türkiye cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” bu inançla, esenlik dolu günler dilerim.