Şehirlerin doğusu ve batısı başka başkadır. Bu başkalık yön göstergesi dışında ülkenin gelişmişlik göstergesidir de. Ülke genelinde olduğu gibi illerin genelinde de sonradan başlayacak bir atılımla batının gelişmişliğine karşı, doğunun geri kalmışlığı söz konusudur. Osmaniye'nin doğusunu ve batısını hep bu gözle izledim.
Osmaniye'ye çocukluk yıllarımda, genellikle doğudan giriş-çıkış yapardım; Kahramanmaraş, Hasanbeyli istikametinden. Hatta bu yıllarda doğusunda ikamet ediyorduk. 1980'lerin askeriyesi, eski hastanesi, bölge trafiği, DSİ'si… hâlâ capcanlı hayalimdedir. O yıllar, 80 ile 90'lı yıllar arası, Osmaniye'nin doğusu batısına oranla daha gelişmişti.
Osmaniye'de doğunun gelişmişliğine paralel bu yıllarda, doğulu bir anlayış da hâkimdi ve dahi daha muhafazakârdı. Adana'ya bağlı bir ilçe için bu hâl, biraz da tuhaftı belki. Ne ki bu da çok uzun sürmedi. Batı etkisi geç ulaştı, pir ulaştı. Batısı zamana yakışır hamleler yapmaya başladı; yüksekokulun o istikamette kurulmuş olması, yeni sanayi siteleri… değişim habercisi oldular. İlk çok katlılık örneği 'Metin Tamer Sitesi'ydi ki bununla ilk kez bir modern görüntü verilmiş, kentleşme adımı atılmıştı. Bu kentleşme kıpırtıları il olmasıyla birlikte batıyı kanatlandırdı; Fidanlık'a temeli atılan valilik, yenileşen petrol istasyonları… Batı istikametinin parlamasıydı. Derken batının bahtı ülke genelinde olduğu gibi, Osmaniye'de de aydınlandı. Çok değil, bir on yıl içinde duruma tamamen batı hâkim oldu.
Ülkenin gelişmişlik göstergesi, çiçeği burnunda il olan Osmaniye'ye yön olarak sirayet etmişti.
Ülkenin batısı gibi, Osmaniye'nin batısı da doğusuna göre katbekat gelişti. Batı, bununla da kalmayıp doğunun elindeki en önemli zenginliği devlet hastanesini de aldı. Doğuya teselli olarak askeriyenin yanına il jandarma komutanlığı ve askerlik şubesi inşa edilmişti. Bunlar ne kadar teselli edebilirdi ki doğuyu? Fen Lisesi, Anadolu Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Halk Eğitim Merkezi, Bilim ve Sanat Merkezi ve derken Spor Lisesi… Hep batıya inşa edildi. Görkemli bir eğitim kampüsü batıyı ihya etti. Bitti mi, hayır! Batı son bir hamle daha yapıp üniversiteyi de yüksekokulun yerine kurdurunca hâkimiyetini kayıtsız şartsız ilan ettirmiş oldu.
Doğu, kara bahtının karalığına yansın. Eski devlet hastanesinin olduğu şaşaalı günlerini ansın. Karayollarının kaldırılmasına, DSİ'nin sakinliğine ağlasın. Ne eylese boş, karalar bağlasın. Şevketli günlerini, Türk tarihinde olduğu gibi, saysın; Naharyolu sızlansın… Çünkü maziye karıştı doğunun azameti! Teselli ümidi olarak İbn-i Sina Hastanesiyle oyalansın.
Sonra eski hastanenin Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi olarak tekrar açılmasını bahtının bir nebze olsun aydınlanacağını düşleyip avunsun. Hem bu umut gittikçe güçleniyor artık, çok yataklı yeni yapılan bir hastane var… Felek ne zaman ne eyler bilinmez ki! Doğu, yeni hastane rüyasıyla eski günlerin umudunu parlatsın. Fakat emrihak vakidir ve dahi "ahir zamanda güneş batıdan doğacaktır" diyerek bu umudu baskılayalım biz. İlginçtir elbette, ülkenin yön göstergesinin bir ilde de aynı biçimde tezahür etmesi! Türkiye'yi, il Osmaniye'yle karşılaştırmak; parçada bütünü görmek olmalıdır Osmaniye'nin bu yön eksenli gelişmişliği diğer birçok ilde de görülebilir sanırım.
Yazımın başında da dediğim gibi gençlik yıllarımda doğudan giriş-çıkış yaptım. Hasanbeyli, Düziçi, Bahçe ve K. Maraş ki bu çıkışlar Maraş'ı geçmemiştir.
“Ay doğar aşar gider / Kızlar Maraş'a gider” türküsüne, 'Erkekler de peşinden / Kim ayrılır eşinden” diye ekleme yapardım. K. Maraş'tan Osmaniye'ye geldikten sonra bir ayağımız hep Adana'ya kaydı, bir gözümüz de… Hatta üniversiteye başlayınca, 97 yılına kadar, 'Adanalıyık, Allah'ın adamıyık' naraları da attık.
Adana'yı aşıp batının uzak illere gittim. Liseli olunca Osmaniye'ye hep batıdan giriş-çıkış yapmaya başladım; tılsım bozuldu. Doğunun görkemi söndü, batı kendini bana göstermeye başladı. Isparta dönüşlerinde bunu hissettim. Düziçi'ne gelince bir nebze yine doğunun tılsımını aradım. Fakat üniversiteli olunca yine batıya mahkûm olduk.
Osmaniye'nin gürbüz yoksulluğunun yanında Çanakkale ve Ankara dönüşlerinde batısında cılız bir yenileşmenin, güzelleşmenin olduğunu görüyordum. Bununla beraber içime bir ateş de hep düştü. Bu ateş, geldiğim yerlere göre gariban kalan Osmaniye'nin içler acıtan hal-i pür-melaliydi ki bu görünüm bir nebze değişse de hâlâ canlılığını koruyor.
Doğunun şevketli günlerinde yazları Hasanbeyli'ye, okul döneminde Düziçi'ye giderdim. Askeriyenin yeşilliği, eski devlet hastanesinin bakımlılığı, karayolları, DSİ, hastane etrafına o yıllarda yapılan yeni ve güzel boyalı evler bana: “Git, ama çabuk gel! Osmaniye ne güzel!” derlerdi sanki. Minibüslerle gider ve gelirken hayran hayran bunlara bakardım. Hele Osmaniye'yi geçtikten sonra yol kıyısındaki yapılar ki özellikle Seç Dinlenme Tesisi'nin inşası bana ne büyük heyecanlar yaşatmıştı. 'Osmaniyeli olmak' diye de bir şey yoktu o yıllarda, 'Adanalıydık' elbette. Sadece Osmaniye'de yaşamak vardı ve doğusunda portakal bahçeli bir evde yaşıyorduk. “Ey şevketli doğu günleri, niçin çocukluğumla beraber terk eylediniz Osmaniye'yi, beni?” gibi bir tirada başlamamak mümkün mü? Her geçen gün yükselen yeni binalar, kesilen portakal ağaçlarının ve yıkılan sarı pembe boyalı müstakil eski Osmaniye evlerinin iç acıtan haberini veriyordu. Her geçen gün yeşilden sıyrılan hızla betonlaşan bir Osmaniye'yi müjdeliyordu bizlere artık!

Önceleri Osmaniye'nin batısıyla ilgili duygusal bir bağım yoktu, o da oldu. Ne zaman ki hayırlı işe kalkıştık, o vakit kaydı gözümüz batıya. Ne güzelmiş stat, itfaiye, fidanlık… dedik. Böyle de oluyor yani, insan bazen sonradan da sevebiliyor. Epey bir vakit Raufbey mahallesinde ikamet ettiğimiz düşünülürse son bakışta da aşka inanmak lazım.
Son söz olarak ortayı bulmak adına şöyle demeliyim: Aslında şimdi ben ne batılı, ne doğuluyum. Tam ortada, Nasrettin Hoca hesabı, bahardan yanayım. Bana kalırsa, kuzey daha güzel; Salı Pazarı, İstasyon, Yeni Mahalle diyorduk ki deprem buraları alt üst etti.
Deprem sonrası güneyin bahtı açıldı, deprem görmemiş gibi evler orada. Artık ne batının ne doğunun ne de kuzeyin lafı olur. Osmaniye'nin güneyi şehrin yeni cazibe merkezi durumunda.