RUHUM SANA AŞIK, SANA HAYRANDIR EFENDİM BİR BEN DEĞİL ALEM SANA KURBANDIR EFENDİM.

RUHUM SANA AŞIK, SANA HAYRANDIR EFENDİM
BİR BEN DEĞİL ALEM SANA KURBANDIR EFENDİM.

Ali Ulvi Kurucu ne güzel dile getiriyor mısralarında Peygamberimiz(SAV)’e olan sevgisini. O’nun dünyaya teşrifiyle ilgili bir çok eserler yazılmıştır. Şairler, yazarlar O’na olan hayranlıklarını dile getirmeye çalışsalarda kelimeler kafi gelmez olmuştur. Ben de haddimi inşallah aşmadan birkaç cümle yazmaya çalışacağım.
Süleyman Çelebi Peygamberimiz (SAV)’in doğumunu “Vesiletü’n Necat “adını verdiği eserinde dile getirmiştir.

Ol Rebiul evvel ayı nicesi

On ikinci gice isneyn gecesi
Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer

Anesi anda neler gördü neler
Dedi gördüm ol Habibin ânesi

Bir acep nur kim güneş pervanesi

Halk arasında “ Mevlid “ diye meşhur olan bu eserinde peygamberimizin bütün hayatı bölümler halinde anlatılmıştır.
Sözlükte "doğum yeri ve zamanı" anlamına gelen mevlid kelimesi, dinimiz islam kültüründe özellikle Hz. Peygamber'in doğumu, doğum yıl dönümü vesileyle yapılan törenleri ve bu törenlerde okunmak üzere yazılan eserlerin de ortak adı olmuştur.
Mevlid Kandili, Peygamberimiz Hz.Muhammed (sav)’in dünyaya teşrif ettiği gündür. Yılın ilk kandili olan Mevlid Kandili, duaların ve ibadetlerin kabul edildiği mübarek günlerdendir. Bu gecede bol bol dua edilmesi gerekir. Biz müslümanlar olarak her sene bu geceyi Mevlid Kandili olarak kutlamaktayız. İslam'da Hz Muhammed (sav)'in doğum günü Rebiülevvel ayının Onbirinci gecesini Onikinci'ye bağlayan geceyi Mevlid Kandili olarak idrak ederiz. (Bu sene 2026 Ağustos ayının 24 pazartesi gününü 25' e bağlayan gecedir.) Mevlid Kandili insanı insan yapan bütün güzelliklerin toplandığı rahmet elçisi Hz. Peygamber (sav)'in doğumunu kutladığımız, onun bireysel ve toplumsal hayatımızı aydınlatan insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve metanetini, kerem ve cömertliğini, insanlığa sunduğu değerleri anlayıp hayatımızı onun yüce ahlâkıyla güzelleştireceğimiz bir tazelenme gecesidir.
Nitekim Kuranı Kerim'de Ahzab suresi 56. ayet'te Yüce Rabbimizin
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin.” buyruğuna uyarak peygamberimize salat ve selam getirerek (24 Ağustos) bu geceyi ihya edeceğiz.
Bu gece, Yüce Rabbimizin âlemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (sav) ‘in bir kez daha mevlidi şerifini idrak edeceğiz. Kandiller; ışıklarıyla sadece karanlık gecelerimizi değil, aynı zamanda manevî feyziylede daralan gönüllerimizi aydınlatan, zihinlerimizi berraklaştıran gecelerdir.
Kandilleri öze dönüşün bir vesilesi olarak görmeliyiz. Yüce Yaratanımıza yürekten yakarış ve yönelişin, günahlarla kirlenmeye yüz tutmuş gönüllerimizi arındırmanın, geçici olanla kalıcı olanı fark etmenin, kalp gözümüzü açıp gönül dünyamızı temizlemenin fırsatı olarak görüp nefsin yanıltıcı arzu ve isteklerinden uzaklaşmaya imkân sunan bu mübarek zaman dilimini layıkıyla geçirmeye çalışmalıyız.
Peygamberimiz (SAV) babası Abdullâh ve annesi Âmine’nin kucağında dünyâmızı şereflendirmesiyle âdeta bütün varlıklar dile gelip:
“Hoş geldin yâ Rasûlallâh!” diyerek mutluluğa gark olmuşlardır.
Merhabâ ey âlî sultân merhabâ!
Merhabâ ey kân-ı irfân merhabâ!
Merhabâ ey sırr-ı Furkân merhabâ!
Merhabâ ey derde dermân merhabâ!
Merhabâ ey Rahmeten li’l-âlemîn!
Merhabâ Sen’sin Şefîu’l-müznibîn!.. Süleyman Çelebi, cihanda bütün zerrelerin bu ulvî teşrîf karşısındaki sevinç ifâdelerini mıs­râlarında böyle dile getirmiştir.

Bu mübarek gecede bir çok olağan üstü haller meydana gelmiştir. Beni en çok etkileyen olaylardan bazılarını siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. O’nun doğumuyla Allah’ın rahmeti bu alemde coşup taştı. Her şey ayrı bir mana ve ayrı bir güzellik sunuyordu dünyamıza. Putlar sarsılarak yerle bir oldu. İran tapınaklarında binlerce yıldır hiç sönmeden yanan ateşleri söndü. Kisralar beldesi Medayin saraylarının sütunları ve kuleleri yıkıldı. O zamanlar insanların mukaddes saydığı Seva Gölü zulmün bataklığı olarak kurudu. Asil varlığın dünyaya teşrifi bir bereketti. Bu bereket bütün dünyayı kuşattı. Bu sene bolluk senesi diye anılmıştır.
Hz.Âişe (R anh)’den rivayet ettiğine göre Mekke’de ticâretle meşgul olan bir yahûdî, Rasûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem'in doğduğu gece, Allâh Rasûlü’nün dünyâyı teşrîfinin alâmeti olan yıldızın doğduğunu görmüş, Kureyş meclislerinden birine giderek:
“−Ey Kureyşliler! İçinizde bu gece çocuğu doğan var mı?” diye sormuştu.
“−Vallâhi bilmiyoruz!” denilmesi üzerine yahûdî:
“−Ey Kureyş cemaati! Size söylediğim şeyi iyi belleyiniz! Bu gece âhir zaman ümmetinin peygamberi doğmuştur. Onun iki kürek kemiği arasında, üzerinde tüyler bulunan siyah sarı karışımı bir ben vardır.” dedi. Burada belirtilen şekilde olay gerçekleşmiştir. Hz. Peygamberin dünyaya teşrif edeceği ve özellikleri hakkında diğer semavi kitaplarda da bilgi verildiği görülmektedir.
Meclistekiler, yahûdînin söylediklerine hayret ederek dağıldılar. Evlerine varınca yahûdînin sözlerini âilelerine anlattılar. Bir kısmının âilesi:
“−Abdullâh’ın bir oğlu doğdu. O’na Muhammed ismini verdiler!” dedi. Bunun üzerine onlar yahûdînin evine gidip:
“−Mekke’de bir çocuk doğmuş, haberin var mı?” dediler. Yahûdî:
“−Ben size haber verdikten sonra mı yoksa önce mi?” diye sordu.
“−Önce doğmuş, ismi de Ahmed!” dediler.
İsteği üzerine onu Hazret-i Âmine’nin evine götürdüler. Hazret-i Âmine mübârek oğlunu onlara gösterdi. Yahûdî, Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in sırtındaki nübüvvet mührünü görünce bayıldı. Ayıldığı zaman, kendisine:
“−Ne var, ne oldu?” dediler. Yahûdî:
“−Vallâhi artık İsrâîloğulları’ndan peygamberlik gitti! Ellerinden Kitap da gitti! Son peygamberin, İsrâîloğulları’nı öldüreceği ve din adamlarının îtibârını düşüreceği yazılıdır. Araplar nübüvvetle büyük bir izzet ve şerefe erecekler. Ey Kureyş cemaati! Sevininiz, vallâhi siz, haberi doğudan batıya kadar ulaşacak bir kuvvete mâlik olacaksınız!” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 162-163;)
Aşkınla yanıyoruz Ya Resulallah. İçimizdeki bu yangını Ali Ulvi Kurucunun kaleminden dökülen dizelerle noktalayalım.
Derdimendim Ya Rasulallah, deva ol derdime,

Destgir ol, yâ Habiballah, bu asi mücrime! Sen şefaat kanı varken, yalvarayım ben kime?
Ben Resul-i Kibriyânın, bülbül-ü nâlânıyım.

Mücrimim Gerçi, Muhammed Mustafa hayranıyım.......
Muhterem Okuyucularım bu vesileyle mübarek Mevlidi kandilinizi en kalbi duygularımla tebrik ediyorum.