İnsanoğlu, ömrü boyunca durmaksızın bir birikimin, bir iktidarın ve dünyevi sağlamlığın peşinde koşar.
Başını sokacak evler, yatırımlar, tapular ve mülkler biriktirir; dünyayı hiç terk etmeyecekmişçesine inşa eder.
Oysa hayatın en yalın, en kaçınılmaz gerçeği son sahnede belirir: Musalla taşı.
Musalla taşı, aslında fani hayatın baki hayata geçişindeki asıl "taht"tır. Dünyada ne kadar yüksek makamlara oturulursa oturulsun, günün sonunda herkesin eşitlendiği, dünyalık sıfatların soyunulduğu yegane kürsü orasıdır.
Yunus Emre’nin asırlar öncesinden yankılanan "Mal da yalan, mülk de yalan / Gel biraz da sen oyalan" sözü, musalla tahtında tam manasıyla tecelli eder. Biriktirilen gayrimenkuller, tapular, banka hesapları ve dünyevi tüm ziynetler geride kalır. İnsan, dünyaya nasıl çıplak ve elleri boş geldiyse; öte aleme geçerken de yanına yalnızca amelini ve imanını alabilir.
Birikimlerin ve dünyalıkların insanı sürüklediği en büyük yanılgısı, hayatın baki, malın mülkün kalıcı olduğu hissidir. Oysa geride bırakılan her şey, bir anda başkalarının faydalandığı birer "miras" haline gelir.
Derler ki, mirasa sormuşlar: "Nereye gidiyorsun?" miras cevap vermiş: "Miras olmaya..."
İşte bütün mesele bu hakikati kavrayabilmektedir. Toplanan ve biriktirilen her şey gün gelir bir başkasının mirası olur; insan ise sadece kendi ameliyle, yalnız başına o büyük hesaba doğru yola çıkar.
Bu çetin ve fani yolculukta insanı ayakta tutan, dünyalık mülkler değil; hayatına anlam katan yol arkadaşıdır. İyi bir eş, kalpten bir yoldaş, insanın dünya meşakkatleri karşısındaki sığınağıdır. Malın ve mülkün yalan olduğu bu alemde, hakiki bir yol arkadaşlığı en büyük dünyevi nimettir.
Çünkü hayırlı bir yol arkadaşı:
Huzur Kapısıdır: Dünya hırsının ve yükünün ağırlaştığı anlarda ruha dinginlik verir.
İman Yoldaşıdır: Sadece fani hayatı değil, baki hayatı da düşünerek insanı hayra, sabra ve imani hakikatlere teşvik eder.
Duaların Şahididir: Musalla tahtına varıldığında geride durup helallik dileyecek, arkadan samimi bir dua gönderecek en kıymetli mirastır.
Tek başına yürümenin zor olduğu bu dünya patikasında, aynı kıbleye bakan, aynı hakikate gönül veren bir yoldaşla yürümek; fani ömrü baki bir lezzete dönüştürür.
Akıllı insan, sonunu baştan görebilen ve yatırımı geçici olana değil, kalıcı olana yapandır. Dünyayı tamamen terk etmek değil, dünyalığı kalbe koymamak esastır. Musalladaki o ahşap tahtın bize anlattığı en büyük ders; gözümüzü geçici süslerden çekip imani hakikatlere odaklanmamız ve bu yolda yanımızdaki yoldaşımızla birlikte rızayı ilahiyi aramamız gerektiğidir.
İmani hakikatlerden ayrılmamak; yol arkadaşıyla birlikte kul hakkından, adaletsizlikten ve hırstan uzak durmayı, geride sadece bir "miras" değil, hayırla anılacak hoş bir seda ve dualar bırakmayı gerektirir.
Günün sonunda musalla tahtı herkese aynı sessiz ve derin mesajı fısıldar:
Dünya bir gölgeliktir.
Baki olana yürürken heybede bulunması gereken tek gerçek azık; iman, ihlas, güzel ameller ve o yolda omuz omuza yürünen helal bir yol arkadaşlığıdır. Akıl sahiplerine düşen; fani mülkün sarhoşluğuna kapılmadan, sevdikleriyle birlikte baki alemin hazırlığını imani hakikatlerin ışığında yapabilmektir.
Hülasayı Kelam;
"Gönlün eğlence sefada
Başın gururla havada
Yarın musalla taşında
Acz ile boyun eğersin
Be hey gafil sen neylersin"