Milli Ekonomi Modeli Bir İktisat Teorisi Değil, Bir İtirazdır Tarih, her büyük dönüşümünü bir “itiraz” cümlesiyle başlatır.

Sokrates’in “sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” sözü nasıl Atina’yı huzursuz ettiyse, bugün Milli Ekonomi Modeli (MEM) de küresel iktisat düzenini aynı yerinden sarsıyor: kabul edilmiş yalanlar noktasından.
Çünkü artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanıdır:
Savaşlar gerçekten kader mi, yoksa matematiksel olarak tasarlanmış ekonomik araçlar mı?
Hüseyin Baş’ın Viyana’da dile getirdiği şu cümle, tam da bu yüzden bir slogandan ibaret değildir:
“Savaşlar bir talihsizlik değil; rezerv para saltanatı sürsün diye çıkarılan planlı cinayetlerdir.”
Bu cümle, Clausewitz’in “Savaş politikanın başka araçlarla devamıdır” tezini güncelleyen modern bir okuma sunar. Bugün savaş, artık politikanın değil; paranın devamıdır.
Rezerv Paranın Gölgesinde İnsanlık (4)Kıtlık Mitolojisi: Kapitalizmin En Kanlı Masalı
Kapitalist iktisat, Thomas Malthus’tan bu yana tek bir masal anlatır:
Kaynaklar sınırlıdır, ihtiyaçlar sınırsızdır.
Oysa bu iddia, Karl Polanyi’nin de işaret ettiği gibi, doğal bir yasa değil; ideolojik bir kurgudur.
İnsan ihtiyaçları sınırlıdır. Yiyeceğin, barınağın, güvenliğin, onurun bir üst limiti vardır.
Sınırsız olan tek şey, sistemin kâr iştahıdır.
Jean Baudrillard bu noktada uyarır:
“Modern toplum, ihtiyaç üretmez; arzuyu kışkırtır.”
İşte MEM tam olarak bu noktada kapitalizmin ipliğini pazara çıkarır.
Çünkü ihtiyaçlar sınırsız değilse, kıtlık da doğal değildir.
Ve kıtlık doğal değilse, savaşlar kaçınılmaz değildir.
Bu nedenle Hüseyin Baş’ın şu çıkışı tesadüf değildir:
“İhtiyaçlar sınırsızdır tezi, insanlık tarihinin en büyük ve en kanlı yalanıdır.”
Bu bir iktisadi tespit olduğu kadar ahlaki bir hükümdür.
Rezerv Para: Modern Çağın Görünmez Silahı
Bugün dünyada bombalardan önce dolar düşer.
Önce kredi notu kırılır, sonra şehirler.
Frantz Fanon’un dediği gibi:
“Sömürgecilik yalnızca askerle değil, muhasebe defterleriyle de yapılır.”
Rezerv para sistemi, işte bu muhasebe defteridir.
Rezerv Paranın Gölgesinde İnsanlık (2)Bir ülkenin karşılıksız bastığı para, diğer ülkelerin gerçek emeğini emer.
350 trilyon dolarlık küresel borç stoğu, bir ekonomik veri değil; ahlaki bir iflastır.
Milli Ekonomi Modeli’nin “Milli Paralarla Ticaret” tezi bu yüzden teknik bir tercih değil, politik bir başkaldırıdır.
BRICS ülkelerinin doları dışlayan adımları, MEM’in teorik değil pratik bir tehdit olduğunu göstermektedir.
Rusya’nın dış borcunu dramatik biçimde azaltması ya da Çin’in ticaretinin büyük bölümünü milli para ile yapması, Adam Smith’in “görünmez el” masalının iflas belgesidir.
İnsan Bir Üretim Aracı Değil, Ekonominin Öznesidir
Mevcut sistem insanı şöyle tanımlar:
“Üretiyorsan varsın.”
MEM ise radikal bir cümle kurar:
“Var olduğun için değerlisin, tükettiğin için ekonomiye katkı sağlıyorsun.”
Bu yaklaşım, Hannah Arendt’in “insanı yalnızca emek gücüne indirgemek totaliter bir refleksdir” uyarısıyla birebir örtüşür.
İnsan yalnızca çalışan bir varlık değil; yaşayan, tüketen, düşünen ve onur sahibi bir öznedir.
Batı’nın bugün “Evrensel Temel Gelir” diye pazarladığı fikir, MEM’in yıllar önce sistematik hale getirdiği gerçeğin gecikmiş itirafıdır.
Ama arada hayati bir fark vardır:
Batı, mülksüz ve bağımlı bir insan ister.
MEM ise mülk sahibi, işi olan, aşı olan ve onurlu bir insan.
Teknofeodalizm Çağında Bir Kurtuluş Algoritması
Bugün yapay zekâ çağındayız.
Üretim insansızlaşıyor, sermaye merkezileşiyor, insan ise “gereksiz maliyet” olarak görülüyor.
Yuval Noah Harari’nin karamsar öngörülerinin aksine MEM şunu söyler:
Sorun teknoloji değil, onu kimin yönettiğidir.
Rezerv Paranın Gölgesinde İnsanlık (1)Hüseyin Baş’ın şu vurgusu bu yüzden kritiktir:
“Bu model matematiksel bir zorunluluktur; üretken yapay zekâ çağında insanlığın sosyal algoritmasıdır.”
Bu cümle, iktisadı yeniden insanileştirme çağrısıdır.
Sonuç Yerine: Bir Model Değil, Bir Vicdan
Milli Ekonomi Modeli bir ekonomi kitabı değildir.
Bir itiraz metnidir.
Bir ahlaki duruştur.
Ve en önemlisi, insanlığı “tüketim nesnesi” olmaktan çıkaran fikrî bir kurtuluş haritasıdır.
Karanlık ne kadar koyu olursa olsun, bir mum yeter.
Bugün o mum, Viyana’dan yakılmıştır.
Ve belli ki bazıları bu ışıktan çok rahatsızdır.
Bu da doğru yolda olunduğunun en net göstergesidir.