Eğitim koçluğunda en sık karşılaştığım yanılgılardan biri, zamanın sadece masa başında, açık bir kitap ve tükenmez bir kalemle geçirilen saatlerden ibaret sanılmasıdır.
Eğitim koçluğunda en sık karşılaştığım yanılgılardan biri, zamanın sadece masa başında, açık bir kitap ve tükenmez bir kalemle geçirilen saatlerden ibaret sanılmasıdır.Öğrenciler genellikle ellerindeki kronometreyi yalnızca odaklanabildikleri "mükemmel" anlarda çalıştırır; yolda geçen zamanları, bekleyişleri, yorgunluk demlerini veya zihinsel dağınıklık anlarını ise "kayıp zaman" olarak defterden silerler.
Oysa başarı, yalnızca ideal şartlarda üretilen verimle değil, kriz anlarını ve yönetilemeyen boşlukları aktif bir zihinle dönüştürme becerisiyle şekillenir. Aşağıdaki diyalog, bu "zaman simyası"nın mekanizmasını gözler önüne seriyor.
Koç ile Öğrenci Arasındaki Diyalog
Koç: Günaydın, Kerem. Bu hafta çalışma programını incelerken dikkatimi çeken bir detay oldu. Deneme analizlerinde ve soru çözüm sayılarında ciddi bir istikrar yakalamışsın ama günlük loglarında "boş geçen zamanlar" başlığı altında tam yedi saatlik bir kayıp var. Şehir içi minibüs yolculukların, okulda ders aralarındaki onar dakikalık tenefüsler, hocanın derse gelmesini beklediğin beş dakikalar... Bunları tamamen "ölü zaman" olarak kenara koymuşsun.
Kerem: Hocam, ne yapabilirim ki? Minibüste sallana sallana kitap okumaya çalışsam midem bulanıyor, odaklanamıyorum. Tenefüslerde ise kafa dağıtmak zorundayım, aksi takdirde sonraki derste kafam tamamen duruyor. Yani o anlarda elimden bir şey gelmiyor ki; yapacak bir şey yok, zaman akıp gidiyor.
Koç: "Elimden bir şey gelmiyor" cümlesi, zihnin konfor alanına çekilmek için ürettiği en zarif bahanedir Kerem. Zaman akar gider evet, ama içine ne koyduğun tamamen senin tasarrufundadır. Fiziksel olarak masa başında olmamak, zihinsel olarak pasif kalmayı gerektirmez. Bilakis, büyük başarılar o "aralık" dediğimiz, kimsenin kıymet vermediği boşluklarda kazanılır.
Kerem: Nasıl yani hocam? Minibüste otururken matematik sorusu mu çözeceğim? Zaten sallanan otobüste odaklanmak imkansız dedim ya...
Koç: Matematik çözmeni kim söyledi? Çalışma sadece kağıt üstünde karalama yapmak değildir. Aktif zihin dediğimiz mekanizma, kaleme mühür vurulmadığı anlarda bile çalışmaya devam edebilir. Örneğin, gün içinde çözemediğin ve zihninin bir köşesinde çengel gibi asılı kalan o zor geometri sorusunu hatırla. Otobüse bindiğinde o sorunun görselini gözünün önüne getirebiliyor musun?
Kerem: Şey... Zorlasam belki. Çizimi hatırlamaya çalışırım sanırım.
Koç: İşte bu! Zihinsel canlandırma (visualization), üst düzey öğrenmenin en keskin silahıdır. Elinde kağıt kalem olmadan, gözlerini kapatıp ya da camdan dışarı bakarak o sorunun çözüm adımlarını zihninde simüle etmek, masa başında yirmi dakika harcamaktan daha derin bir nörolojik iz bırakır. Çünkü beyin, eksik bilgiyi tamamlamak için ekstra bir efor sarf eder. Buna "aktif hatırlama" diyoruz.
Kerem: Anlıyorum ama bu sadece zor sorular için geçerli sanırım. Ya o an zihnim tamamen yorgunsa? Hani şu ders aralarındaki "beyin yanması" dediğimiz durum... O zaman da mı zorlayacağım kendimi?
Koç: Hayır, tam aksine! Zihinsel dinlenme de bir stratejidir, ancak bilinçsiz yapılan bir "boş verme" ile stratejik bir mola arasında dağlar kadar fark var. Teneffüste hiçbir şey düşünmeden boş boş duvara bakmak zihni dinlendirmez; aksine beyni kararsız bir rölantiye sokar ve yorar. Fakat beş dakikalık bir zihin molasını, öğrendiğin bir kavramın "özet film ruhuyla" özetini geçmek için kullanırsan, bilgi kısa süreli hafızadan kalıcı belleğe transfer olur.
Kerem: Yani kahve alıp koridorda yürürken bile aslında beynin arka planında bir şeyler çalışmaya devam edebilir diyorsunuz.
Koç: Kesinlikle. İnsan zihni, sen farkında olmasan bile arka planda verileri işlemeye programlıdır. Sen ona doğru komutu vermezsen, o rastgele endişelerle veya sosyal medya akışlarıyla dolar. Yönetilemeyen zaman yoktur; yönetilmeyen zihin vardır. Otobüsteki sarsıntı senin fiziksel olarak yazı yazmanı engelleyebilir ama zihninin sınırlarını çizemez. Sınırları sadece sen çizersin.
Kerem: Haklısınız hocam. Ben o zamanları "yapılacaklar listesi"nin dışına ittiğim için aslında zihnime de "şimdi dinlenebilirsin, hatta biraz tembelleşebilirsin" mesajı veriyormuşum. Oysa o on beşer dakikalar günün toplamında neredeyse bir buçuk saate denk geliyor. Haftalık hesapladığımızda koca bir deneme sınavı süresi ediyor.
Koç: Tam da oraya parmak bastın. Başarı, devasa bloklar halinde harcanan saatlerde değil; bu küçük, parçalanmış, "değersiz" zannedilen dakikaların ne kadar ustalıkla yönetildiğinde saklıdır. Şimdi sana sormak istiyorum: Yarın sabahtan itibaren otobüse bindiğinde veya ders aralarında boşluğa bakarken, zihnini serbest düşüşe mi bırakacaksın, yoksa direksiyonu yine sen mi tutacaksın?
Zamanın Ötesinde Bir Soru
Her gün hayatımızın ortasından akıp giden o denetlenemez boşluklar, aslında bizim kimliğimizi ve kapasitemizi belirleyen gizli maraton pistleridir. Zihnimizi dış etkenlerin rahmetine terk ettiğimizde, hayatın akışına direnmeyen bir yaprak gibi savruluruz.
Peki, şu an bu yazıyı okurken dahi zihninin arkasında "nasıl olsa daha çok vaktim var" diyerek ertelediğin, hayatının en kritik hangi anını, dışsal bahanelerin arkasına saklanarak ziyan ediyorsun?