"Ölüme dikkatini yitirmiş bir medeniyet içerisinde yaşıyoruz.Ölümün yeter bir vâiz olduğunu unutmuş bir medeniyet.

Çağımızda hakikat medeniyeti ağır sanayi ile korunabilecektir. İnançsızlığın örgütlenişi demek olan süper devletlere ve güçlere karşı Müslümanlar,zayıf olduğu zamanlarda, metaryalistler ya da o bir inanç ve görüşlerdeki toplumlarca(emperyalistlerce)insafsızca ezilmiş olduğunu,sömürüldüğünü bilmek için yeteri kadar tarihi tecrübeye sahiptir.Hala bunu bilmiyorlar,idrakine varamıyorlarsa yazıklar olsun o müslümanlara."(Sezai Karakoç)

İSLAM MEDENİYETİNİN YENİDEN İNŞASI VE DİRİLİŞ DÜŞÜNCESİ

İslam medeniyeti ağacının güçlü kökleri, maziye dair her türlü hikmeti çağımız açısından yeniden üretebildiği ölçüde kalıcı olacaktır. Sezai Karakoç, medeniyet problemini bir alışkanlık hâline getiren, sürekli maziyi özleyerek yaşayan nesillerin talihsizliğinden sıyrılarak bakabilen, zamanın ruhuna uygun bir medeniyet tasavvuru geliştiren bir mütefekkir ve düşünürdür. Diriliş olarak adlandırdığı yeniden kurucu düşünce, asırları aşıp gelen bir kutsalın çağı yeniden ayağa kaldırma teklifini ve şartlarını ihtiva eder. Diriliş, Karakoç'ta idealizmin düşünsel kaideleriyle çoğaltılmış, metafizik bir endişeyi ve salih bir dünya görüşünü temsil eder. Fikir ve düşüncelerinde kurmayı denediği bu dünya görüşünü; uygarlığın temelleri, kimlik kurucu ve yenilikçi fikirleri, kadim mirasın mukayesesi bakımından kökenler, vahiy-bilgi ilişkisi, peygamberler tarihi, sahabenin yaşantısı ve İslam medeniyetinin retoriğinin temel prensipleriyle birlikte ele alır.

Karakoç'un “Diriliş eriyim ben. Bu sebeple de ne tekliğim ne çokluğum benzer batılının tekliğine çokluğuna. Tekliğim Batı insanının hedef aldığı gibi anonimlik değildir. Yani bir istatistik unsurdan ibaret olmak olmaz tek insanın alın yazısı benim düşüncemde. Tek insan İslam insan ideasında tek insan bir şahsiyettir. Kendini tarihî sosyal dinamiğin içinde bir şahsiyet olarak örecektir Müslüman.” ifadesi, insan kavramının geçiciliği ve ontolojik anlamdaki zayıflığına rağmen direnen ve direndiği için dirilen insan algısıyla örtüşür.

Nitekim bu anlayış, tıpkı şu ayetin ifade ettiği hakikatle örtüşür:

“Şüphe yok ki İbrahim tek başına bir ümmetti; Allah'a itaat ederdi, daima doğruydu. Allah'tan başkalarına ortak koşan kimselerden de değildi.” (Nahl Suresi, 16/120)

Bu ayetin ortaya koyduğu hakikat, cesaretini “Hanif dini” gibi ilahî bir kaynaktan alan, tesadüfe ve belirsizliğe yer vermeyen, yaratılıştan gelen özelliklerini bir zihniyette toplamanın kuvvetli ve dayanıklı yönünü teşkil eden bir insan anlayışına işaret eder. Zira Hz. İbrahim'in tek başına bir ümmet olmayı hatırlatan duruşunu anımsatan bu durum için Karakoç, “haberci” metaforunu kullanır ve şöyle der:

“Her insan bir haberdir. Her doğan çocuk bir haber getirir. Hafızasını kaybetmiş, bir köşeye üzülerek, zavallı zavallı oturan bir kişinin yüzünde bile bir haber vardır. En büyük haber, benim varlığımın sebebi, benim varlığımı bir saçma olmaktan çıkaracak haber, Allah'ın var olduğu haberidir. Elbette bu haberi verecek bütün insanlar ve şartlar olacaktır.”

Sezai Karakoç, Diriliş düşüncesinin merkezinde güçlü bir gelenek vurgusuyla sanatı metafizik ve epistemolojik bir çerçevede ele alan tutumunu şöyle ifade eder:

“İsim ne olursa olsun, önemli olan İslam ruhuna dönüş ve oradan alınacak yeni hızla İslam uygarlığını somut olarak gerçekleştirme savaşına girmektir. İşte bizim Diriliş dediğimiz de bundan ibarettir: İslam ruhuna dönüş, İslam'ı yeniden somut olarak yaşama geçirme,İslami yaşantıyı gerçekleştirme. Her şeyden önce bir inanç meselesidir. İslam'a ve İslam medeniyetine inanma ile başlar Diriliş.”

Bu düşünce, İslam medeniyetinin yeniden inşasında yalnızca geçmişe duyulan özlemin yeterli olmayacağını; inancın, düşüncenin, sanatın ve eylemin birlikte hareket etmesi gerektiğini ortaya koyar. Diriliş, geçmişin hatıraları arasında yaşamak değil, geçmişten alınan ruhu çağın şartları içerisinde yeniden hayata geçirmektir. Bu yönüyle gelenek, donmuş bir kalıp değil, yenilenmeyi mümkün kılan canlı bir kaynaktır.

VAHİY, BİLGİ VE TOPLUMSAL YENİDEN İNŞA

Zihniyet benzerliği ve ideolojik arka plandaki bilgi örgütlenmesinin hangi kaynaktan, hangi zeminden ve hangi güçten besleneceği meselesi de önemlidir. Karakoç'un Diriliş düşüncesi etrafında şekillenen bu arayışa ilişkin olarak, yine Diriliş dergisinde Seyyid Kutub'un şu ifadeleri yer alır:

“İslam'ın toplumunu sağlam, diri ve esen tutmak konusunda bir gücü daha var. O da İslam şeriatının tabiatı, insanın onunla ilgisi ve kendini ona göre ayarlamasıdır. Şurası inkâr edilemez ki her zaman olduğu gibi bugün de insan durumuyla ilgilenecek, onu yönetecek, derli toplu, birbirine kenetlenmiş, ekonomik manada güçlü bir milleti, bir kadroyu ve bu kütleyi hazırlayacak, kudretlendirecek bir ana kanuna, ilahi vahye mutlak bir şekilde ihtiyaç vardır.”

Bu ifade de ideolojik formasyonun şekilleneceği bir metot sorununu ele almayı amaçlar. Çünkü bir medeniyetin yeniden inşası, yalnızca bireysel inançların varlığıyla sınırlı değildir. Bu inançların toplumsal hayata nasıl taşınacağı, insanın hangi ilkeler doğrultusunda yetiştirileceği ve toplumun hangi ortak değerler etrafında bütünleşeceği de belirleyicidir. Dolayısıyla Diriliş düşüncesi, şahsiyetin inşasıyla toplumsal düzenin kuruluşunu birbirinden bağımsız meseleler olarak değerlendirmez.

Rasim Özdenören ise çağcıl bir metafizik evrilmeyi şu sözlerle dile getirir:

“Ama zaman, insanın subjektif iradesinin de ötesinde, kendi hükmünü yürütmektedir. 1950'lerden sonraki edebiyat ortamında metafiziğe doğru umutlu açılımlar olmuştur. Halkla barışık, halkçı bir edebiyatçı nesil ortaya çıkmış, ilk eserlerini vermeye başlamıştır.”

Özdenören'in bu değerlendirmesi, edebiyatın yalnızca estetik kaygılarla sınırlı olmadığını; insanın varoluşunu, inancını, anlam arayışını ve metafizik yönelişini de yeniden gündeme taşıdığını göstermektedir. Böylece edebiyat, insanın kendi varlığıyla ve medeniyetinin temel değerleriyle yeniden ilişki kurmasına imkân veren bir düşünce alanına dönüşür.

Şairimiz Erdem Bayazıt ise Türk düşünce ve sanat hayatının geleceğine ilişkin umudunu şu sözlerle ifade eder:

“Türk düşünce ve sanat hayatı çok verimli ve hızlı bir döneme gebedir. İslam-Türk medeniyetine mensup insanın kulağı, kelimesini diriltecek kahramanın sesine ayarlanmıştır. Bu kahraman konuşmaya başlamıştır. O kahraman nesli, ismini zamana ‘Diriliş Nesli’ olarak kazıyacaktır.”

Bayazıt'ın bu ifadeleri, yeni bir medeniyet iddiasının yalnızca düşünce düzeyinde kalmayacağını, onu hayata taşıyacak bir neslin yetişmesi gerektiğini vurgular. Bu nesil, kendi medeniyetinin dilini, kültürünü, sanatını ve düşüncesini yeniden canlandırarak zamanın ihtiyaçlarına cevap verecektir. Böylece Diriliş düşüncesi, maziyle bağını koparmadan geleceğe yönelen; inancı düşünceyle, düşünceyi sanatla, sanatı da hayatla buluşturan bir medeniyet tasavvuru olarak anlam kazanacaktır.

MEKÂN, ŞEHİR VE DİRİLİŞ SİTESİ

Karakoç’un Diriliş düşüncesini temellendirmek istediği belki de en son zihinsel argümanlardan biri, mekân ihtiyacıdır. Bu mekân, faniliğin hikmet bilgisinden hız alan yoğun metafizik farkındalığın, yani bir bilinç kipinin tezahürüdür. Karakoç, bu düşüncesini temellendirirken Fârâbî’nin el-Medînetü’l-Fâzıla adlı eserinden ilham alır. Ancak bu ilham alış, Batı düşüncesinin metinlerinde organik bir devamlılık gösteren korku merkezli insan eskatolojisini içermez.

Karakoç, düşüncesini şöyle sürdürür:

“Bir site kurmalıyım. İslam sitesini yeniden kurmalıyım, canlandırmalıyım, diriltmeliyim onu. Çağ içinde varoluş hikmetim budur.

Kentler, kentler… Her yönüyle mü'min hâle gelmelidir elimde. Çünkü şehirlerinde inanmışı, inkârcısı, nihilisti, ateisti vardır. Toplam anlamıyla kent, ya imanı ya isyanı haykırır.

Ben, imanı haykıran, sessizliğinde iman çınlayan şehirlerin mimarı olmalıyım. Müslüman olmak bana bu görevi yüklüyor.

İnsan-kent-anlam-tarih dörtlüsü; siteyi ortaya koyan veya ayakta tutan dört temel sütunun birleşimidir. Diriliş insanı, anlamını İslam’dan alan ve tarihini İslamlaştırdığı kentin; kent+toplum olan sitenin kurucusu olacaktır yeniden. Yeni sitenin kurucusu olacaktır Diriliş kuşağı. Yeniden doğacak Diriliş sitesi. Antik siteler gibi etrafını maddi surların çevrelediği bir site değil; İslam’ın koruyucu ülkelerinin çevrelediği ve İslam aşkının ve hakikatinin kucakladığı bir site olacaktır yeni İslam sitesi.”

Denilebilir ki Diriliş düşüncesinin üzerine yükseltilecek olan “insan-kent-anlam-tarih” unsurları, medeniyetin kutsal değerler manzumesi olan inanç önceliğinin Rahmânî boyutunu gözler önüne serer. Turgut Cansever’in “İslam bir şehir dinidir.” ifadesinden hareketle, Fârâbî’ye özgün bir yönelişin aslında İslam medeniyetinin değerler manzumesi içerisinde kaybettiği yitik mirası yeniden arama çabası olduğu söylenebilir. Bu mirasın Diriliş düşüncesi bakımından yeniden merkezîleştirilmek istenmesi, bir model ihtiyacına dönüşür. Karakoç'un modern çağa sunduğu teklifin her bakımdan sistemleşme çabasıyla ortaya çıktığını gösteren de bu arayıştır. O hâlde tarihin ve insanın İslamlaştırıldığı bu tasavvurun temel amacına yönelik imkân ve kabiliyeti, Batı ile ilişkilendirilen insan eskatolojisinin ve tarihsellik anlayışının uzağında özgün bir analitik yaklaşım geliştirme çabası taşır. Böylelikle nedenler ve sonuçlar arasında kopukluk bulunmayan, kendi tarihsel ve düşünsel sürekliliğini yeniden kurmayı hedefleyen bir medeniyet düşüncesine kapı aralar ve dirilişi yeniden mümkün kılmayı amaçlar.

HİKMET, HAKİKAT VE BİLGİ ANLAYIŞI

İslam düşüncesinin Diriliş merkezinde, fikrin inşa edileceği mekân tasavvuru kadar, fikrin hangi bilgi anlayışı üzerine temellendirileceği de önemlidir. Zira bir medeniyet tasavvurunu meydana getiren yalnızca mekânlar, kurumlar ve maddi yapılar değildir; bunların arkasında duran hakikat anlayışı, bilgiye yaklaşım biçimi ve insanı anlamlandırma çabası da en az bunlar kadar belirleyicidir. Mekân fikre zemin hazırlarken bilgi fikrin yönünü tayin eder; hikmet ise bu yönelişi hakikatin ölçüsüyle buluşturur.

Hikmeti, hakikate yaklaşmanın temel ilkesi olarak yorumladığımızda, karşımıza Diriliş düşüncesinin epistemolojik boyutu çıkar. Bu boyut, Sezai Karakoç’un düşünce dünyasında bilginin yalnızca zihinsel bir birikim olarak görülmediğini; varlığı anlamlandıran, insanın idrakini derinleştiren ve ahlaki bir sorumluluk bilinci kazandıran hikmet merkezli bir anlayışla ele alındığını gösterir. Diriliş düşüncesinin bilinç kökünde yer alan hikmet, yalnızca bilinen şeylerin mahiyetini kavramaya değil, bilginin hangi hakikate hizmet ettiğini ve insanı nasıl bir varoluşa yönelttiğini anlamaya da imkân verir.

Allah tasavvurundan peygamberler tarihine, oradan sahabe neslinin hayatına uzanan düşünsel çizgide olayları ele alış biçimi, hikmetin varlıkla, bilgiyle ve ahlaklar kurduğu bütünlüklü ilişki üzerinden şekillenir. Burada hikmet, ontolojik sorunlara sonradan eklenen bir yorumlama aracı değildir; varlığı anlama çabasının merkezinde yer alan temel bir ilkedir. Peygamberlerin örnekliğinde somutlaşan ahlaki düzen, bu anlayışın hem bilgi kaynağını hem de hayata yansıyan ölçüsünü oluşturur. Dolayısıyla hakikati bilmek, yalnızca onun hakkında doğru önermeler kurmak değil, aynı zamanda o hakikatin gerektirdiği bir ahlaki tutum geliştirmektir.

Çünkü hakikat, bilgiyi insanın egosuna, çıkarlarına ve iktidar arzusuna tâbi kılan bir araç olarak kabul etmez. Bilginin hikmetle buluşması, insanın kendi benliğini mutlaklaştırmaktan vazgeçerek varlığı daha geniş bir anlam ufku içinde kavramasını gerektirir. Hikmet, aklın hakikate yönelmesi; ahlakın bilgiye istikamet vermesi; bilginin de insanı kendi sınırlarıyla yüzleştirerek hakikate yaklaştırmasıdır. Bu bakımdan Diriliş düşüncesi, yalnızca yeni bir fikir üretme çabası değil, düşüncenin kaynağını, yöntemini ve gayesini yeniden sorgulayan bir medeniyet iddiasıdır.

HAKİKAT İDEASI VE İDEOLOJİLERİN SINIRLARI

Hakikatin bir hikmet ve güzellik ilkesi varsa, bu ilke insanın düşünce dünyasını da biçimlendirir. Nitekim Sezai Karakoç’un ideolojilerle hakikat ideası arasında kurduğu ayrım, bu noktada dikkatle üzerinde durulması gereken bir düşünce kapısı aralar. Karakoç’un ifadesiyle:

“Hakikat ideası ideolojilerden şu farkla da ayrılır: O, kendisine aykırı bu hususların gölgesiyle bile uzlaşamaz. Oysa insan egosunu temel almış ideolojiler, sütun sütun bu maddi şartların gücüyle yükselmek ister.”

Bu yaklaşımda belirleyici olan, düşüncenin hangi maddi güçler üzerine yükseldiğinden çok, hangi hakikat ölçüsüne dayandığıdır. İdeoloji, insanın egosunu merkeze alarak dünyayı kendi kabullerine göre biçimlendirmeye çalışabilir; hakikat ise insanı kendi sınırlarını aşmaya, benliğini sorgulamaya ve varlığın anlamını daha derin bir idrakle kavramaya çağırır. Diriliş düşüncesinin hikmet merkezli bilgi anlayışı da tam bu noktada anlam kazanır: Mesele, hakikati kendi düşüncemize uydurmak değil, düşüncemizi hakikatin ölçüsüne göre yeniden inşa etmektir.

SONUÇ: DİRİLİŞ, İNSANIN VE MEDENİYETİN YENİDEN İNŞASIDIR

Sezai Karakoç’un Diriliş düşüncesi, İslam medeniyetini yalnızca geçmişte kalmış ihtişamlı bir tarih olarak ele almaz; onu inanç, hikmet, şahsiyet, sanat, şehir ve toplumsal hayat arasında kurulan bütünlüklü bir anlam dünyası olarak yeniden düşünmeye çağırır. Bu çağrı, maziye duyulan özlemi aşarak geçmişin kurucu ilkelerini çağın şartları içerisinde yeniden yorumlamayı ve hayata geçirmeyi amaçlar. Dolayısıyla Diriliş, geçmişin tekrarı değil, medeniyetin ruhunu koruyarak yeni bir tarihî ve düşünsel hamle gerçekleştirme iradesidir.

Bu iradenin merkezinde insan vardır. Ancak burada söz konusu olan insan, yalnızca istatistiklerin bir unsuru, ideolojilerin aracı veya maddi düzenin edilgen bir parçası değildir. O, imanıyla şahsiyet kazanan, hikmetle idrakini derinleştiren, ahlakla sorumluluk üstlenen ve içinde yaşadığı toplumu dönüştürme iradesi taşıyan insandır. Hz. İbrahim’in tek başına bir ümmet olmayı hatırlatan duruşu, bu şahsiyet anlayışının güçlü bir örneğini sunar. Diriliş insanı, hakikati yalnızca dile getiren değil, onu yaşayarak temsil eden insandır.

Mekân ve şehir tasavvuru ise bu şahsiyetin toplumsal hayata yansıdığı zemini oluşturur. İnsan, kent, anlam ve tarih arasındaki ilişki, medeniyetin yalnızca fiziksel yapılarla kurulamayacağını gösterir. Şehirlerin ruhu; orada yaşayan insanların inançları, ahlakları, ilişkileri, sanatları ve ortak hayatı biçimlendiren değerleriyle oluşur. Bu nedenle Diriliş sitesinin yeniden kurulması, sadece yeni şehirler inşa etmek değil, insanın yaşadığı mekânla kurduğu ilişkiyi anlam, sorumluluk ve hakikat ekseninde yeniden düzenlemektir.Çünkü insan mekanı inşa ettiği gibi,mekanda insanı yeniden inşa ederek değiştirir,dönüştürür.İnsanla mekan arasında diyalektik ilişki her zaman mevcuttur.

Bütün bunların bilgi zeminini ise hikmet oluşturur. Hikmet, bilginin hakikatten kopmasını önleyen, akla istikamet veren ve insanı ahlaki sorumluluğa çağıran temel ilkedir. Bilgi hikmetten, düşünce ahlaktan, şehir anlamdan ve medeniyet inançtan koparıldığında, geriye kendi varlık sebebini sorgulamayan biçimler ve kurumlar kalabilir. Diriliş düşüncesinin temel iddiası, bu parçalanmayı aşarak insanı, bilgiyi, mekânı ve tarihi yeniden anlamlı bir bütünlük içerisinde buluşturmaktır.

Sonuç olarak Diriliş, bir nostalji hareketi değil; insanın kendisini, toplumun kendi değerlerini, medeniyetin de kendi hakikat ölçüsünü yeniden keşfetme çabasıdır. Bu çaba, vahiyden beslenen bir inancı düşünceyle, düşünceyi hikmetle, hikmeti ahlakla, ahlakı da toplumsal hayatla buluşturmayı gerektirir. İslam medeniyetinin geleceği, geçmişin hatıralarını muhafaza etmek kadar, o geçmişin hikmetini bugünün meselelerine cevap verecek biçimde yeniden üretebilmesine bağlıdır.

Diriliş’in asıl meselesi de burada düğümlenir: İnsan yeniden şahsiyet kazanacak, bilgi yeniden hikmetle buluşacak, şehir yeniden anlam taşıyacak ve tarih yeniden sorumluluk bilinciyle okunacaktır. Böyle bir medeniyet tasavvuru, ancak hakikati kendi arzularına uydurmaya çalışmayan; kendi düşüncesini hakikatin ölçüsüne göre yeniden inşa etmeyi göze alan insanlarla hayat bulabilir.

İslam âlemi'nin"Diriliş Şuuruna" kavuşarak,dilde,fikirde,işte birlik ve beraberlik içerisinde olması için dua ve niyazlarımızla...

Fi Emanilleh...
Vesselâm...

KAYNAKÇA:
Kur’ân-ı Kerîm. Nahl Suresi, 16/120.

Karakoç, Sezai, Diriliş Neslinin Amentüsü. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Karakoç, Sezai. İslam’ın Dirilişi. İstanbul: Diriliş Yayınları.

Fârâbî,el-Medînetü’l-Fâzıla (İdeal Devlet). Çeşitli Türkçe çevirileri.