Sermaye piyasası, fon ve borsadaki spekülasyon üzerine son bir haftada çok yazı okudum haberleri açık oturumları takip ettim, sosyal medyada paylaşımlara baktım.

Siz değerli okurlarımls ile bir iki kelamda ben edeyim dedim.
Grafiklerin yeşile döndüğü, rakamların rekor kırdığı günlerde kimse işin ahlaki boyutunu konuşmak istemez. Çarklar dönüyor, birileri kazanıyor, piyasa hacmi büyüyordur çünkü. Oysa toplumlar da ekonomiler de finansal bilançoların veya borsa endekslerinin şaşaasıyla değil, ilkesel ve ahlaki duruşlarıyla ayakta kalır.
​Rakamlar yalan söylemeyebilir ama ahlakın olmadığı bir yerde rakamların hiçbir anlamı yoktur. İslam iktisadının temel önermesi de tam olarak burada başlar: Mülk Allah’ındır; insan ise o mülkün üzerindeki bir emin (emanetçi) ve adaletle hükmetmekle mükellef bir kuldur.

​Finansal piyasalardaki en büyük tehlike, sadece manipülasyon yapanlar veya parayla oynayanlar değildir. En büyük tehlike; yanlışı yapan sırf "bizim tarafta", bizim mahallede ya da gücü elinde tutan grupta diye başımızı öte tarafa çevirmemizdir.
​İslam iktisat ahlakında ticaret ve sermaye hareketleri, sadece hukuki kalıplara (şekil şartlarına) indirgenemez. Kur’an-ı Kerim’deki "Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın" (En’âm, 152) ilkesi, sadece pazardaki terazi için değil; borsadaki derinlik tablosu, emtia fiyatlamaları ve bilgi akışı için de geçerlidir.
​Bunun da ötesinde İslam hukukunda suç ve cezalar değerlendirilirken belirleyici ilkelerden biri had sınırlarıdır. Allah’ın koyduğu kesin sınırları ve bu sınırların aşılması durumunda toplum düzenini ve adaleti korumak adına belirlenmiş yaptırımları ifade eder. İslami anlayışta kulun en büyük sorumluluğu, Rabbine ve topluma karşı "haddini bilmek" ve belirlenen adalet sınırlarını ihlal etmemektir.

​Borsada manipülasyon yapana, bilgi sızdırana, hileli satışlara veya gücünü usulsüzce kullanarak piyasa dengelerini bozanlara "Ama o bizden" anlayışıyla göz yumduğumuz sürece; ihlal edilen şey sadece finansal kurallar değil, bizzat Allah’ın koyduğu adalet ve dürüstlük sınırlarıdır (hudûdullâh). Kur’an-ı Kerim bu konuda son derece nettir: "Kim Allah’ın sınırlarını (hudûdunu) aşarsa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir" (Bakara, 229).

​Eleştirmek kolaydır; asıl cesaret, aynayı kendimize tutabilmektedir. Öz eleştiri bir sitem değil, adil bir piyasa ve ahlaklı bir toplum inşa etmek isteyen herkes için kaçınılmaz bir samimiyet sınavıdır.
​İslam adalet anlayışı, tarafgirliği kesin bir dille reddeder: "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin" (Mâide, 8) ayeti uyarınca; adalet ve dürüstlük dostumuza da düşmanımıza da eşit uygulanmalıdır. Yanlışa kimden gelirse gelsin "yanlış" diyemiyorsak; adalet söylemimiz samimiyetsiz bir slogandan, "helal finans" vurgularımız ise kılıfına uydurulmuş bir şekilcilikten ibaret kalır. Had sınırlarını çiğneyen aktör korundukça, haksız kazanç metot edinilir; dürüst davranan ise sistemin mağduru olur.

​Borsadaki kayıplar telafi edilir, dalgalanan kurlar durulur, krizler bir şekilde atlatılır. Ancak bir toplumda adalet duygusu, ilkesel duruş ve Allah’ın koyduğu sınırlara hürmet zedelendiğinde, o güveni yeniden inşa etmek onlarca yıl alır.
​Finansal manipülasyon, hileli piyasa hareketleri ve kul hakkı gaspı; sadece bireylerin değil, binlerce yatırımcının ve tüm toplumun rızkına müdahale etmektir. İslam iktisadında kazancın meşruiyeti (halaliyet), sadece aracı kurumun veya ürünün etiketiyle değil, o kazancın elde ediliş biçimindeki dürüstlükle ve helal/haram sınırlarına (hudûd) gösterilen riayetle ölçülür.

​Sürdürülebilir ve bereketli bir gelecek istiyorsak; rakamların arkasına saklanmayı bırakıp, her şartta adaleti, ilkeselliği ve İlahi sınırları savunmak zorundayız. Çünkü vicdanın hisse senedi yoktur; bir kere battı mı, hiçbir spekülasyon veya dini kılıf onu kurtaramaz.

Türkiye’nin büyük düşünürlerinden, bilge yazar Alev Alatlı 79 yaşında hayatını kaybetti. Geriye sayısız eser ve ders niteliğindeki öğütleri kaldı. Onlardan biri de 2014’te Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri'nde yaptığı “Helal-Yasal” konuşmasıydı. Her yasal olan şeyin helal olmayacağını şu sözlerle ifade etmişti: “Aslolan helalleşmek olmalıdır. Helalleşmek mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıdır. Çünkü her yasal olan hak helal değildir ve olamaz. İflas eden kardeşinizin haraç meraç satışa çıkan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir ama helal değildir. Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin içine kanserojen madde koyan fırıncının yaptığı, formülü ambalajın üzerine koyduğu sürece yasal dolayısıyla suçsuz ama helal değildir. Yasaların tanıdığı haklardan insanlık ya da Allah adına feragat etmenin garipsenmediği bir yeni düzen getirmek zorundayız.”