Bilmek Yetmez, Yapmak Gerekir Eylül geldiğinde şehirlerin sesi değişir. Yazın uzun ve dağınık günleri yavaş yavaş geride kalırken sokaklarda başka bir hareket başlar.

Bilmek Yetmez, Yapmak Gerekir

Eylül geldiğinde şehirlerin sesi değişir.

Yazın uzun ve dağınık günleri yavaş yavaş geride kalırken sokaklarda başka bir hareket başlar. Okul çantaları yeniden omuzlara alınır, defterlerin ilk sayfaları açılır, kitapların kokusu sınıflara ve evlere yeniden siner. Bir yaz daha geçmiş, takvim bir yaprak daha çevirmiştir.

Fakat Eylül yalnızca takvimde yeni bir ay değildir.

Eylül, insana yeniden başlama duygusunu hatırlatan aylardan biridir.

Belki de bu yüzden eğitimle Eylül arasında gizli bir akrabalık vardır. Çünkü eğitim de insanın kendisini her gün yeniden kurma çabasıdır.

Bir öğrencinin masasının başında oturduğunu düşünelim. Önünde kitaplar, defterler, kalemler… Bir yanında sınavların telaşı, diğer yanında geleceğe dair belirsiz fakat güçlü bir merak.

Kitabın sayfaları arasında Goethe’ye rastlıyor.

Ve şu cümlede duruyor:

«“Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. İstemek yetmez, yapmak gerekir.”»

Cümlenin üzerinde biraz düşünüyor.

Çünkü bu söz, yalnızca bir öğrencinin ders çalışma biçimini değil, hayatla kurduğu ilişkiyi de sorguluyor.

Ne biliyorum?
Ne istiyorum?
Ve bütün bunlarla ne yapıyorum?

Belki eğitim meselesinin en önemli soruları da bunlar.

---

ZAMANIN İÇİNDE BİR ÖĞRENCİ

Tanpınar’ın eserlerinde zaman, yalnızca saatlerin ve takvimlerin ilerleyişi değildir. Zaman, insanın hafızasında biriken; geçmişle bugün arasında görünmeyen köprüler kuran bir varlıktır.

Bir öğrenci için de zaman böyledir.

Geçmişte çözülemeyen sorular, alınan düşük notlar, ertelenen çalışmalar, kaçırılan fırsatlar insanın zihninde birikir. Bazen öğrenci bugünü yaşarken dünün başarısızlığını taşır.

“Geçen yıl yapamadım.”

“Matematiğim hiç iyi olmadı.”

“Daha önce de düzenli çalışmayı denedim ama sürdüremedim.”

“Arkadaşlarım benden çok ileride.”

İşte geçmiş, bazen insanın omzunda görünmeyen bir çanta gibi taşınır.

Oysa Eylül bize başka bir şey söyler:

Geçmiş yaşandı; fakat gelecek henüz yazılmadı.

Eğitimin en güzel taraflarından biri de budur.

İnsan kendisini değiştirebilir.

Bir öğrencinin dün çözemediği soruyu bugün çözebilmesi, yalnızca bir sorunun çözülmesi değildir. O, insanın kendisi hakkındaki düşüncesinin değişmesidir.

“Yapamıyorum” cümlesinin yerini,

“Henüz yapamıyorum ama öğrenebilirim.”

cümlesi aldığında eğitim gerçek anlamda başlamış olur.

---

BİLGİYLE EYLEM ARASINDAKİ MESAFE

Bugünün gençleri bilgiye ulaşmak konusunda tarihin belki de en avantajlı kuşağı.

Bir konu mu anlaşılmadı?

Video var.

Bir soru mu çözülemedi?

Çözüm var.

Bir kitap mı aranıyor?

Dijital kaynaklar var.

Bir kavram mı merak ediliyor?

Birkaç saniye içinde cevap bulunabiliyor.

Fakat tam da burada çağımızın ilginç bir çelişkisi ortaya çıkıyor:

Bilgi arttıkça harekete geçmek kolaylaşmıyor.

Çünkü bilmekle yapmak arasında görünmeyen bir mesafe var.

Öğrenci çalışma tekniklerini biliyor olabilir.

Pomodoro yöntemini biliyor olabilir.

Nasıl tekrar yapacağını biliyor olabilir.

Deneme analizinin önemini biliyor olabilir.

Telefonun dikkatini dağıttığını da biliyor olabilir.

Ama bütün bunları bilmek, tek başına başarı getirmiyor.

Goethe’ye atfedilen sözün asıl gücü burada ortaya çıkıyor:

“Bilmek yetmez.”

Çünkü bilgi, kullanılmadığında zihinde duran bir imkân olarak kalır.

“İstemek yetmez.”

Çünkü hedef, davranışa dönüşmediğinde yalnızca güzel bir dilektir.

Öğrencinin gerçek yolculuğu, bildiğini uyguladığı ve istediği şey için emek vermeye başladığı yerde başlar.

---

BİR ÖĞRENCİNİN EN BÜYÜK SINAVI

Sınavlar önemlidir.

TYT, AYT, LGS, okul sınavları… Her biri öğrencinin önüne farklı sorular koyar.

Fakat genç insanın hayatındaki en büyük sınav belki de başka bir yerde gerçekleşir:

Kendi iradesiyle kurduğu ilişkide.

Telefonu bırakıp kitabı açabilecek mi?

Canı istemediğinde de çalışabilecek mi?

Yanlış yaptığı soruya yeniden bakabilecek mi?

Bir hafta kötü geçtiğinde tamamen vazgeçmek yerine yeniden başlayabilecek mi?

Kendisini başkalarıyla kıyaslamak yerine kendi gelişimini takip edebilecek mi?

İşte bunlar, sınav kitaplarının doğrudan sormadığı fakat hayatın sürekli sorduğu sorulardır.

Başarı sadece bilgi yarışması değildir.

Aynı zamanda sabır, süreklilik, öz disiplin ve kendini yönetebilme meselesidir.

Bu nedenle bir öğrencinin çalışma masasında yalnızca kitapların değil, karakterinin de geliştiğini söyleyebiliriz.

Her çözülen soru biraz daha dikkat.

Her yapılan tekrar biraz daha sabır.

Her analiz biraz daha farkındalık.

Her tamamlanan görev biraz daha özgüven demektir.

---

EYLÜL VE YENİDEN BAŞLAMA CESARETİ

Eylül ayının eğitim açısından en kıymetli taraflarından biri, insana yeni bir başlangıç hissi vermesidir.

Yeni defterin ilk sayfası gibidir Eylül.

Henüz yazılmamıştır.

Bu yüzden güzeldir.

Öğrenci geçmişte ne yaşamış olursa olsun, yeni dönemin ilk sayfasına yeni bir cümle yazabilir.

Fakat burada önemli bir yanılgıdan da söz etmek gerekir.

Yeni başlangıç demek, bir anda mükemmel bir öğrenci olmak değildir.

İlk günden sekiz saat çalışmak…

Her gün yüzlerce soru çözmek…

Bütün eksikleri birkaç haftada kapatmak…

Bunlar kulağa güzel gelebilir. Fakat sürdürülebilir olmadığında öğrenciyi kısa sürede yorabilir.

Oysa eğitimde asıl mesele çok başlayıp çabuk bırakmak değil, küçük başlayıp devam edebilmektir.

Bugün bir konu.

Yarın birkaç soru daha.

Sonra bir tekrar.

Bir kitap.

Bir deneme.

Bir yanlış analizi…

Zaman böyle işler.

Büyük sonuçlar, çoğu zaman küçük davranışların sessiz birikiminden doğar.

---

GENÇLİĞE “SEN YAPARSIN” DEMEK YETMEZ

Gençlere sürekli “Başarabilirsin” diyoruz.

Güzel.

Ama bazen bu cümle tek başına yeterli değil.

Çünkü genç insanın yalnızca motivasyona değil, yola da ihtiyacı var.

Nereden başlayacağını bilmeli.

Hedefini gerçekçi biçimde tanımlayabilmeli.

Eksiklerini görebilmeli.

Çalışmasını planlayabilmeli.

Yanlışlarından öğrenebilmeli.

Ve gerektiğinde yeniden başlayabilmeli.

Eğitim kurumlarının ve rehberlik anlayışının burada önemli bir sorumluluğu bulunuyor.

Öğrencinin yerine yürümek değil…

Onunla aynı yolu yürürken önünü görmesine yardımcı olmak.

Çünkü her öğrencinin hikâyesi aynı değildir.

Kimi hızlı başlar, kimi yavaş.

Kiminin akademik temeli güçlüdür, kiminin çalışma alışkanlığı.

Kimi kendisine çok güvenir, kimi en küçük başarısızlıkta kendisinden şüphe eder.

Bu nedenle eğitim, sadece bilgi aktarmak değil; öğrencinin kendi potansiyelini fark etmesine yardımcı olmak meselesidir.

---

GOETHE’DEN TANPINAR’A: İNSANIN KENDİNİ İNŞASI

Goethe’nin düşüncesinde insan sürekli oluş hâlindedir. Öğrenmek, düşünmek, üretmek ve eyleme geçmek insanın kendisini gerçekleştirmesinin parçalarıdır.

Tanpınar’ın dünyasında ise zamanın içinde yaşayan insan vardır. Geçmişiyle, hafızasıyla, değişimiyle ve geleceğe dönük beklentileriyle…

Bu iki düşünceyi eğitim üzerinden yan yana getirdiğimizde ortaya güçlü bir sonuç çıkar:

İnsan, ne sadece geçmişidir ne de yalnızca gelecekte olmak istediği kişidir. İnsan, bugün yaptıklarıyla kendisini yeniden kurar.

Bir öğrencinin bugün verdiği karar, yarının insanını oluşturur.

Bugün okuduğu kitap…

Bugün çözdüğü soru…

Bugün yaptığı tekrar…

Bugün vazgeçmek yerine devam etmesi…

Bunların her biri gelecekteki kendisine bırakılmış küçük bir izdir.

Belki eğitim dediğimiz şey biraz da budur:

İnsanın gelecekteki kendisine bugünden mektup yazması.

---

“HENÜZ” KELİMESİNİN GÜCÜ

Gençlere bazen tek bir kelimenin gücünü hatırlatmak gerekir:

Henüz.

“Matematik yapamıyorum.”

yerine:

“Henüz matematiği istediğim seviyede yapamıyorum.”

“Kitap okuyamıyorum.”

yerine:

“Henüz düzenli okuma alışkanlığı kazanamadım.”

“Denemelerde başarılı olamıyorum.”

yerine:

“Henüz istediğim noktada değilim.”

Bu küçük kelime, başarısızlığı kader olmaktan çıkarır.

Çünkü “yapamıyorum” kapıyı kapatır.

“Henüz yapamıyorum” ise kapının hâlâ açık olduğunu söyler.

Eğitim işte o açık kapıdan içeri girebilme cesaretidir.

---

SONBAHARIN İÇİNDEN GELECEĞE

Eylül akşamları biraz serinlerken, bir öğrencinin çalışma masasındaki ışık yanmaya devam eder.

Dışarıda gün yavaş yavaş kararır.

Masada bir kitap açıktır.

Belki Goethe okunmaktadır.

Belki bir matematik sorusu çözülmektedir.

Belki bir Türkçe paragrafı üzerinde düşünülmektedir.

Belki de öğrenci sadece kendisine yeni bir yol aramaktadır.

O sırada Goethe’nin o cümlesi yeniden hatırlanır:

“Bilmek yetmez, uygulamak gerekir. İstemek yetmez, yapmak gerekir.”

Ve öğrenci kitabını kapatmaz.

Kalemini eline alır.

Çünkü artık bilir ki geleceği yalnızca hayal ederek değiştiremeyecektir.

Bir şey yapması gerekir.

Bir soru çözmesi…

Bir sayfa okuması…

Bir konuyu öğrenmesi…

Bir yanlışı düzeltmesi…

Bir alışkanlığı değiştirmesi…

Ve ertesi gün yeniden başlaması gerekir.

Eylül belki de tam olarak bunun için güzeldir.

Bize zamanın geçtiğini hatırlatırken, aynı zamanda zamanın hâlâ elimizde olduğunu da söyler.

Geçmişi değiştiremeyiz.

Fakat bugünümüzü değiştirebiliriz.

Bugünümüz değişirse yarınımız da değişmeye başlar.

Bu yüzden sevgili gençler;

Kendinizi başkalarının hikâyesiyle ölçmeyin.

Geçmişteki bir başarısızlığı geleceğinizin kararı sanmayın.

Mükemmel zamanı beklemeyin.

Motivasyonun gelmesini beklemeyin.

Küçük başlayın.

Ama başlayın.

Sonra devam edin.

Çünkü başarı bazen büyük bir hayalin gerçekleşmesi değil, her sabah yeniden kurulan küçük bir disiplinin sonucudur.

Ve belki Eylül'ün bize bıraktığı en güzel cümle şudur:

“Geçmiş bir hafızadır; gelecek bir ihtimaldir. İkisini birbirine bağlayan ise bugün yaptıklarımızdır.”

Eylül geldi.
Yeni sayfa açıldı.
Şimdi sıra, o sayfaya ne yazacağımızda.