Bazen insan, yaşadığı başarısızlığın sebebini kendinde aramak yerine hemen dışarıda bir suçlu bulmaya çalışır.

İşler yolunda gitmeyince sistem bozuk deriz, insanlar değişti deriz, zaman kötü deriz, imkânlarımız yetersiz deriz. Fakat nedense dönüp kendi “sütümüzü” kontrol etmek pek aklımıza gelmez.

Eski bir anlatıda adamın biri bir obaya gider. Peynir yapmak için maya ister. Obadakiler de yıllardır kullandıkları mayadan ona verirler.

Adam evine döner, mayayı süte katar. Bekler ama peynir tutmaz.

Bir daha dener, yine olmaz.

Öfkelenir ve mayayı aldığı obaya geri gider:

“Bana verdiğiniz maya bozuk. Peynir tutmadı!” diye çıkışır.

Obanın yaşlı ve tecrübeli reisi adamı dinler, sonra sakin bir şekilde şöyle cevap verir:

“Evlat, biz yıllardır aynı mayayı kullanıyoruz. Bütün oba bu mayayla peynir yapıyor. Bizim mayamız sağlam. Sen mayayı kattığın sütüne bir bak; galiba senin sütün bozuk.”

Aslında mesele yalnızca peynir değildir.

Bu küçük hikâyenin içinde hayatın hemen her alanına dokunan büyük bir ders vardır.

Suçu hep mayada aramak

İnsan için en kolay yol, sorumluluğu başkasına yüklemektir.

İşlerimiz iyi gitmiyorsa patron suçludur.

Ticaret kötü gidiyorsa müşteri suçludur.

Bir kurum çalışmıyorsa çalışanlar suçludur.

Bir ailede huzur kalmamışsa mutlaka karşı taraf suçludur.

Bir seçim kaybedilmişse seçmen anlamamıştır.

Bir proje başarısız olmuşsa şartlar elvermemiştir.

Çocuğumuz başarısızsa öğretmen kötüdür.

Takım kaybediyorsa hakem suçludur.

Hep bir “bozuk maya” buluruz.

Fakat bazen problem maya değildir.

Süt bozuktur.

Yani sorun kullandığımız yöntemde değil, o yöntemi uyguladığımız zemindedir. Bazen niyetimizde, hazırlığımızda, davranışımızda, çalışma disiplinimizde veya bakış açımızdadır.

Aynı maya herkeste neden aynı sonucu vermiyor?

Hayatta aynı fırsatın iki farklı insanın elinde bambaşka sonuçlar doğurduğunu sık sık görürüz.

Aynı okuldan mezun olan iki kişiden biri kendisini sürekli geliştirirken diğeri yerinde sayabilir.

Aynı sermayeyle işe başlayan iki esnaftan biri büyürken diğeri kısa sürede kepenk indirebilir.

Aynı imkânlara sahip iki kurumdan biri üretirken diğeri sürekli mazeret üretebilir.

Maya aynıdır.

Fakat süt farklıdır.

Çünkü başarı yalnızca iyi bir fikre, güçlü bir sisteme veya doğru bir yönteme sahip olmakla oluşmaz. Onu taşıyacak karakter, emek, disiplin ve hazırlık da gerekir.

Kendimizi sorgulamak zor geliyor

İnsan başkasını eleştirirken oldukça cesurdur.

Kendisine gelince aynı cesareti göstermek kolay değildir.

“Ben nerede hata yaptım?”

“Daha fazla çalışabilir miydim?”

“Yanlış insanlara mı güvendim?”

“Bilmediğim halde biliyormuş gibi mi davrandım?”

“İşimi gerektiği kadar ciddiye aldım mı?”

“Eleştirdiğim şeylerin bir kısmını ben de yapıyor muyum?”

Bu sorular rahatsız edicidir.

Çünkü cevapları insanı başkalarıyla değil, kendisiyle karşı karşıya getirir.

Fakat gerçek gelişim tam da burada başlar.

İnsan sürekli olarak dışarıdaki mayayı değiştirmekle uğraşırsa aynı sonucu tekrar tekrar yaşayabilir. Oysa bazen yapılması gereken tek şey, sütü kontrol etmektir.

Kurumlarda da böyledir

Bu hikâyeyi sadece bireysel hayat üzerinden okumamak gerekir.

Kurumlar için de aynı durum geçerlidir.

Bir kurumun yönetmeliği mükemmel olabilir. Teknolojisi güçlü, bütçesi yeterli, personeli nitelikli olabilir.

Ama kurum kültürü bozulmuşsa sonuç alınamaz.

Liyakat yoksa, sorumluluk duygusu gelişmemişse, kimse yaptığı işin hesabını vermiyorsa en iyi sistem bile çalışmaz.

O zaman her yeni yönetici gelir ve “mayayı değiştirmeye” çalışır.

Yeni yönetmelik çıkar.

Yeni sistem kurulur.

Yeni program satın alınır.

Yeni slogan bulunur.

Fakat zihniyet değişmezse peynir yine tutmaz.

Çünkü sorun maya değil, süttür.

Toplumların da mayası vardır

Toplumların mayası; değerleridir.

Adalet, dürüstlük, çalışma ahlakı, dayanışma, liyakat, merhamet ve sorumluluk duygusu…

Bu değerler sağlam kaldığı sürece toplum kendisini yeniden üretebilir.

Ancak insanlar kurallardan sürekli kaçmanın yolunu arıyorsa, hak etmeden kazanmayı başarı sayıyorsa, başkasının hakkını çiğnemeyi uyanıklık kabul ediyorsa yalnızca sistemi değiştirmek çözüm olmaz.

En güzel kanunu yazabilirsiniz.

En güçlü kurumu kurabilirsiniz.

En büyük binayı yapabilirsiniz.

Ama insan unsuru bozulmuşsa sonuç yine değişmez.

Önce kendi kabımıza bakalım

Elbette her başarısızlığın sebebi insanın kendisi değildir.

Bazen gerçekten maya bozuktur.

Bazen sistem yanlıştır.

Bazen haksızlığa uğrarız.

Bazen şartlar bütün emeğimizi boşa çıkarabilir.

Bu hikâyeden çıkarılması gereken sonuç, “Her durumda suç sende” değildir.

Asıl ders şudur:

Başkasını suçlamadan önce kendi payımızı dürüstçe sorgulayabilmeliyiz.

Çünkü insanın değiştirebileceği ilk şey kendisidir.

Belki hayatımızda bir şeyler bir türlü “tutmuyorsa” sürekli yeni maya aramadan önce bir kez de sütümüze bakmak gerekiyor.

Niyetimiz sağlam mı?

Bilgimiz yeterli mi?

Çalışmamız gerçek mi?

Sözümüzle davranışımız birbirini tutuyor mu?

Yanlışlarımızdan ders çıkarıyor muyuz?

Yoksa her başarısızlıktan sonra elimizdeki mayayı başkasının yüzüne fırlatıp “Bu bozuk!” demekle mi yetiniyoruz?

Bazen çözüm çok uzakta değildir.

Maya sağlamdır.
Kontrol edilmesi gereken süttür.

Vesselam…