Bazı cümleler vardır; ilk duyduğunuzda inanmazsınız. İkinci kez duyduğunuzda şüphe edersiniz.
Üçüncü, beşinci, onuncu kez duyduğunuzda ise zihninizde yer etmeye başlar. Çünkü insan hafızasının bir zaafı vardır: Sürekli tekrar edilen şeyi, bir süre sonra tanıdık bulur. Tanıdık gelen şey de çoğu zaman doğruymuş gibi algılanır.
İşte tam da bu nedenle, yalanın en büyük gücü doğruluğundan değil, tekrarından gelir.
Bir yanlış bilgi, bir iftira, bir çarpıtma ya da kasıtlı bir algı çalışması sürekli yinelendiğinde toplumun bir kesiminde iz bırakabilir. Gerçek hiç değişmemiş olsa bile, sürekli tekrar edilen yanlış, zamanla gerçeğin önüne geçebilir.
Buradaki tehlike tam da budur.
Çünkü hakikat çoğu zaman “Ben zaten doğruyum, kendimi ispatlamaya ihtiyacım yok” diye düşünür. Oysa yalan böyle davranmaz. Yalan çalışır, dolaşır, yayılır, tekrar edilir, farklı cümlelerle yeniden üretilir. Bir gün sosyal medyada karşınıza çıkar, ertesi gün bir sohbet masasında, sonra bir televizyon ekranında, ardından bir siyasi tartışmada.
Sonunda insanlar, “Bu kadar kişi söylüyorsa vardır bir doğruluk payı” demeye başlar.
Oysa çoğunluğun tekrar etmesi, bir iddiayı doğru yapmaz.
Gerçeğin ölçüsü kaç kişinin söylediği değil, ne kadar sağlam delile dayandığıdır.
Bu yüzden doğruların bir kez söylenip kenara çekilmesi yetmez.
Hakikat de tekrar edilmek zorundadır.
Bir yanlış bilgi on kez dolaşıma sokuluyorsa, doğru bilgi de on bir kez anlatılmalıdır. Bir konuda toplum yanıltılıyorsa, belgeyle, bilgiyle, sabırla ve aynı kararlılıkla gerçek yeniden ortaya konmalıdır.
Çünkü susulan her yerde boşluk oluşur.
Ve o boşluğu çoğu zaman yalan doldurur.
Bugün özellikle sosyal medya çağında bu mesele çok daha önemli hale geldi. Bir bilgi saniyeler içinde binlerce kişiye ulaşabiliyor. Doğruluğu araştırılmadan paylaşılıyor, üzerine yorum yapılıyor, başka hesaplar tarafından tekrar ediliyor. Birkaç saat içinde kaynağı belirsiz bir iddia, “herkesin bildiği gerçek” haline gelebiliyor.
İşte bu yüzden gazetecinin, siyasetçinin, akademisyenin, öğretmenin, aydının ve sıradan vatandaşın sorumluluğu büyüktür.
Doğruyu bilmek yetmez.
Doğruyu anlatmak gerekir.
Doğruyu anlatmak yetmez.
Gerektiğinde tekrar tekrar anlatmak gerekir.
Burada mesele bağırmak, karşı tarafı susturmak ya da propaganda yarışına girmek değildir. Tam tersine, hakikati sakin, açık, belgeli ve tutarlı biçimde savunabilmektir.
Çünkü hakikatin en büyük gücü, sonunda dayanıklılığıdır.
Yalan hızlı yayılabilir ama kırılgandır.
Gerçek bazen geç duyulur ama sağlamdır.
Yeter ki onu savunanlar yorulmasın.
Yeter ki “Bunu zaten söyledik” deyip kenara çekilmesin.
Yeter ki toplumun hafızası yalanın insafına bırakılmasın.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de budur: Gerçeği savunma ısrarı.
Çünkü unutmayalım;
Yalan tekrar edilerek hafızaya yerleşiyorsa, hakikatin de susma lüksü yoktur.
Doğruları tekrar etmek bazen gereksiz gibi görülebilir. Ama aslında bu, toplumsal hafızayı korumanın en güçlü yollarından biridir.
Gerçek yorulmaz.
Ama gerçeği söyleyenler yorulursa, meydan yalana kalır.