Gençliği eleştirmek kolaydır. Çünkü genç, henüz kendisini savunacak kadar hayatın dilini öğrenmemiştir. Büyüklerin karşısında çoğu zaman susar; bazen öfkelenir, bazen kapısını kapatır, bazen de hiçbir şey söylemeden kendi dünyasına çekilir.
Biz ise konuşmayı biliriz.
Üstelik geçmişi de kendimize göre yeniden yazmayı…
“Bizim zamanımızda…”
Bu cümle, belki de yetişkinliğin en kolay sığınağıdır.
Bizim zamanımızda gençler daha saygılıydı.
Bizim zamanımızda telefon yoktu.
Bizim zamanımızda insanlar birbirine bağlıydı.
Bizim zamanımızda çocuklar büyüklerini dinlerdi.
Peki gerçekten öyle miydi?
Yoksa insan, yaşlandıkça kendi gençliğinin kusurlarını unutmaya mı meyillidir?
Bugünün anne babaları, amcaları, teyzeleri, dayıları, dedeleri… Hepimiz bir zamanlar gençtik.
Biz de dünyayı değiştireceğimize inanıyorduk.
Biz de bazı sözlere itiraz ediyorduk.
Biz de büyüklerimizin doğrularını sorguluyorduk.
Bizim de yanlışlarımız vardı.
Hem de az değildi.
Fakat bugün gençleri konuşurken nedense kendimizi tarihin en uslu nesli ilan ediyoruz.
İnsan hafızası tuhaf bir aynadır.
Kendisine bakarken kusurlarını buğular, başkasına bakarken camı siler.
Oysa bizi yetiştiren büyüklerimiz, bizim bugün gençlerde gördüğümüz pek çok davranışı muhtemelen bizde de gördü.
Onlar da endişelendi.
Onlar da kızdı.
Onlar da bazen “Bu çocuk ne olacak?” diye düşündü.
Ama bizi yalnızca hatalarımızla tanımlamadılar.
Çünkü insanı bir davranışından ibaret görmenin, insanı anlamamak olduğunu biliyorlardı.
BİZİ KİM YETİŞTİRDİ?
Bugünün gençlerini eleştirirken çok önemli bir soruyu çoğu zaman unutuyoruz:
Bu gençleri kim yetiştirdi?
Elbette yalnızca anne baba değil.
Aile, okul, öğretmen, arkadaş çevresi, mahalle, medya, teknoloji, toplum…
Çocuğun dünyasına dokunan her şey onun karakterinin oluşumunda bir iz bırakır.
O halde gençlerde gördüğümüz her davranışı yalnızca gencin üzerine yüklemek ne kadar adildir?
Bir çocuğa yıllarca “Sus.” denilir, sonra büyüyünce neden kendisini ifade edemediği sorulur.
Yıllarca onun yerine karar verilir, sonra neden sorumluluk alamadığına şaşılır.
Başarısı sürekli başkalarıyla karşılaştırılır, sonra neden kendisine güvenmediği sorgulanır.
Hata yaptığında aşağılanır, sonra neden hata yapmaktan korktuğu anlaşılmaz.
Çocuğa sürekli gelecek anlatılır, fakat bugününü yaşamasına izin verilmez.
Sonra dönüp sorarız:
“Bu gençlerde ne oluyor?”
Belki de önce kendimize sormalıyız:
“Biz ne yaptık?”
Bu soru suçlu aramak için değil, sorumluluk almak içindir.
SEVGİ, SINIRSIZLIK DEĞİLDİR
Gençleri anlamak, onların yaptığı her şeyi doğru kabul etmek değildir.
Tam tersine.
Gerçek sevgi bazen “Hayır.” diyebilmektir.
Sınır koyabilmektir.
Yanlışını gösterebilmektir.
Sorumluluk verebilmektir.
Fakat bütün bunları yaparken çocuğun kişiliğini hedef almamaktır.
“Bu davranışın yanlış.” başka bir şeydir.
“Sen yanlıştan ibaretsin.” başka.
Birincisi eğitir.
İkincisi yaralar.
Bugünün gençlerinin belki de en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri budur:
Davranışıyla kişiliğinin birbirinden ayrıldığını bilen yetişkinler.
Çünkü insan hata yapabilir.
Genç yanlış karar verebilir.
Ders çalışmayabilir.
Telefonla gereğinden fazla zaman geçirebilir.
Arkadaşlarının etkisinde kalabilir.
Bazen sorumluluğunu erteleyebilir.
Bunların hiçbirisi gencin bütün geleceğini tanımlamaz.
Gençlik, tamamlanmış bir şahsiyet değil; şekillenmekte olan bir hayattır.
BİZ DE KENDİ GENÇLİĞİMİZİ UNUTTUK
Bugün gençlere bakarken kendi gençliğimize dönüp bakmak zorundayız.
Bizi yetiştiren annelerimizi…
Babalarımızı…
Teyzelerimizi…
Dayılarımızı…
Amcalarımızı…
Öğretmenlerimizi…
Bize kızanları da hatırlayalım.
Bizi koruyanları da.
Bize sınır koyanları da.
Bizi yeniden ayağa kaldıranları da.
Çünkü bizi biz yapan yalnızca aldığımız öğütler değildi.
Bazen bir bakıştı.
Bazen “Ben sana güveniyorum.” diyen bir cümleydi.
Bazen hatamızdan sonra bize ikinci bir fırsat verilmesiydi.
Bazen de hiçbir şey söylemeden yanımızda duran bir büyüğümüzdü.
İnsan yalnızca nasihatle yetişmez.
İlişkiyle yetişir.
Güvenle yetişir.
Örnekle yetişir.
Ve en önemlisi, sevildiğini bilerek yetişir.
BUGÜN BİZE DÜŞEN
Bugünün gençlerini değiştirmek istiyorsak, önce onları dinlemeyi öğrenmeliyiz.
Onların dünyasını anlamaya çalışmalıyız.
Bizim gençliğimiz ile onların gençliği aynı değil.
Fakat insanın temel ihtiyaçları değişmedi:
Anlaşılmak.
Değer görmek.
Güvenilmek.
Bir yere ait olmak.
Geleceğe dair umut taşımak.
Hata yaptığında yeniden başlayabilmek.
Belki araçlar değişti.
Telefonlar değişti.
Sosyal medya değişti.
Eğitim değişti.
Meslekler değişti.
Ama insan hâlâ insandır.
Genç hâlâ kendisini anlayacak bir yetişkin arıyor.
Anne baba hâlâ çocuğunun iyi bir insan olmasını istiyor.
Öğretmen hâlâ öğrencisinin yolunu bulmasını bekliyor.
Öyleyse mesele yalnızca gençlerde değildir.
Mesele, gençlerle yetişkinler arasındaki bağın niteliğindedir.
SON SÖZ YERİNE
Belki artık “Bizim zamanımızda gençler…” diye başlayan cümleleri biraz azaltmanın zamanı gelmiştir.
Onun yerine başka bir cümle kuralım:
“Biz gençken neler yaşadık ve bizi kimler, nasıl yetiştirdi?”
Bu soruyu sorabilirsek, gençleri daha iyi anlayabiliriz.
Çünkü gençliği suçlamak kolaydır.
Onu anlamaya çalışmak zordur.
Bir gencin hatasını görmek kolaydır.
O hatanın arkasındaki ihtiyacı görmek zordur.
Bir çocuğa bağırmak kolaydır.
Onunla konuşmak zordur.
“Ben senin yaşındayken…” demek kolaydır.
“Senin yaşında olmak nasıl bir şey?” diye sormak zordur.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, gençleri değiştirmeye çalışmadan önce kendimize bakabilmektir.
Çünkü çocuklarımız yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl yaşadığımızı da öğreniyor.
Onlara saygıyı anlatırken birbirimize nasıl davrandığımıza…
Sabırlı olmayı öğretirken kendi öfkemize…
Çalışmayı söylerken kendi sorumluluklarımıza…
Sevgiyi anlatırken sevgimizi nasıl gösterdiğimize bakıyorlar.
Ve belki de bütün mesele burada düğümleniyor:
Gençleri yetiştirmek, onlara sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek değildir.
Onların yanında nasıl bir insan olduğumuzu gösterebilmektir.
Dün bizi yetiştirenlerin bıraktığı yerden bugün biz devam ediyoruz.
Yarın ise çocuklarımız, bizim bıraktığımız yerden devam edecek.
Öyleyse gençliği eleştirmeden önce bir kez daha düşünelim:
Acaba biz nasıl bir gençlik yetiştiriyoruz?
Çünkü gençlik, yalnızca geleceğimiz değildir.
Bugün yetişkinlerin elinde şekillenen yarınımızdır.