Rabbimin rızasına uygun yaşamak ve o minvalde son nefesimizi vermek müslümanca yaşamanın bir gereğidir.

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizleri bu dünya hayatına hazırlamak için rabbim bizleri anne ve babalarımıza emanet olarak vermiştir. Onların gayret, merhamet ve terbiye etmeleriyle bizler ahlaklı bireyler olarak sosyal hayatta yerlerimizi alırız.

Herkes aynı oranda imkana sahip olmadığı için kimimiz edeben çok mükemmel olsakta kimimiz o kadar şanslı olmayabiliriz. Tabiki yetişme ortamı ve şartları bizi şekillendirdiği için konumlarımız farklılık arzetmektedir. Etrafımıza baktığımızda gıpta ettiğimiz mükemmel yetişmiş gençlerin yanısıra görgü kurallarından nasibini almamış insanları da görebiliriz.

Rabbimin hükmü doğrultusunda dini değerleri araştırıp iyice özümsemiş gençler toplumda güzel yerlere gelebilmek için okudukları okullarda katıldıkları faaliyetlerde de kendilerini farkettirirler. Takdir gördüklerinde tevazuyla karşılamayı bilirler. Biz aileler, öğretmenler ve bürokratlar olarak onlarla gurur duyarız. Bu gençlerimiz elbette önemli fakat asıl olan yeteri kadar eğitim alamamış, sosyalleşememiş, itilip kakılmış gençlerimizi nasıl bir yol izlersek öncelikle kendilerine, sonra da aile ve topluma daha faydalı hale getirebiliriz.

Hayatım boyunca bunun arayışı içinde oldum. Onlar bizim kanayan yaramızdır. Hayatlarına bir nebze ışık olabilir miyiz? Ülkesini seven, vatan millet aşkıyla yanan bireyler yetiştirebilir miyiz?

Onlar hayata bir adım geriden başladılar. Ellerinden tutulmazsa bataklığa sürüklenecekler.
Bir İlahiyatcı/eğitimci aynı zamanda sosyolog/aile danışmanı olarak danışanlarıma hep bu doğrultuda faydalı olmaya çalıştım ve ömrüm oldukça buna devam edeceğim. Bir adım gerimizdeki çocuklar bizim çocuklarımızdır.

Üzerinde önemle durduğum bir diğer konuda küçük yaşlarda hastalığın pencesine yakalanmış evlatlarımıza yardım elimizi uzatabilmektir. Toplumda bir farkındalık oluşturabilmek için son zamanlarda sıkça duyduğumuz tedavisi henüz ülkemizde bulunamamış bir hastalıkla mücadele eden ailelere yardımcı olabilmektir. Yurtdışında tedavisi olan fakat yüksek meblağlardan dolayı ailelerin çaresiz kaldığı DMD/SMS kas hastalarına umut olabilmek önceliğimizdir.

En-Nu'mân b. Beşîr-radıyallahu anh-'tan rivayet edildiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
"Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine merhamet etmekte ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar”
Sahih Hadis] - [Muttefekun aleyh] - [Sahih-i Müslim - 2586]

Bu hadisi şeriften de anlaşıldığı üzere Nebi sallallahu aleyhi ve sellemin çağrısına kulak vermeliyiz. Müslümanlar iyilik yapma, merhametli olma, yardımlaşma, birbirlerine destek olma ve başlarına gelen eziyetlerden etkilenmede tek bir vücut gibi olmalı ve vücudun bir uzvu hastalandığında bütün vücut buna uykusuz kalarak ve ateşli hastalığa tutularak tepki verdiği gibi biz de şu an yardıma ihtiyacı olan DMD hastaları örneğin Uygar evladımız ve diğer hasta yavrularımız için elimizden geleni yapmalıyız.

Bir yardım çağrısında bulunmuştuk vakit hızla geçiyor. Çocuklarımız için el ele verip umut olmaya devam etmeliyiz.
Ez cümle çaresiz aç kalan açıkta kalan sokaklarda yaşam mücadelesi veren evlatlarımız bir yönüyle yetim olan çocuklarımızın bir şekilde ellerinden tutmamızın boynumuzun borcu olduğunu düşünüyorum.

Bu çocuklara manevi destek olurken Uygar çocuğumuz gibi yurt dışında tedavi olması gereken evlatlarımıza da maddi yardım etmek durumundayız.