Edep, erkân, zikir ve ahiret düşüncesini merkezine alan eser, klasik tasavvuf kavramlarını sade bir dille buluşturuyor.
Türk tasavvuf edebiyatının yüzyıllardır devam eden şiir geleneği, Osmaniyeli şair Abdal Derviş Turabi’nin “ESER” adlı nefesiyle 21. yüzyılda yeni bir yorum kazandı.
Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye uzanan tasavvuf şiiri çizgisinin izlerini taşıdığı ifade edilen eser; edep, erkân, zikir, aşk ve ukba kavramları etrafında şekilleniyor.
Klasik tasavvuf şiirinin temel meselelerini günümüz okuyucusuna sade bir dille aktarmayı amaçlayan “ESER”, kullanılan kavramlar ve verdiği mesajlarla dikkat çekiyor.
“Aşkın Olmadığı Yerde Dervişin İşi Ne?”
Eserin öne çıkan bölümlerinden birinde şu mısralar yer alıyor:
“Aşkın olmadığı yerde, dervişin işi ne?
Dünyada çeker zahmet, ukbanın düşer peşine.
Cennette de tekke ister, halka ister, zikir ister.”
Bu dizelerde tasavvufta önemli bir yere sahip olan ilahi aşk, dervişlik, zikir ve ahiret anlayışı ön plana çıkıyor.
Şiirde ayrıca “masiva”, “halvet”, “münkir” ve “cemal” gibi klasik tasavvuf kavramlarına da yer veriliyor. Eserin dikkat çeken yönlerinden biri ise bu kavramların ağır bir anlatım yerine daha anlaşılır bir dille işlenmesi oldu.
9 Asırlık Tasavvuf Şiiri Geleneğinin İzleri
“ESER”in, Anadolu tasavvuf şiirinin yüzyıllar boyunca taşıdığı temel düşünceleri günümüz diliyle yeniden ifade ettiği belirtiliyor.
Tasavvuf araştırmacılarının eserle ilgili yaptığı değerlendirmelerde, şiirin Yunus Emre çizgisindeki şiir anlayışının günümüzdeki bir yansıması olduğu ifade edildi.
Değerlendirmelerde, “9 asırdır değişmeyen mana, Osmaniye’den bir sesle yeniden dile geldi. Dil sade, dert aynı” ifadelerine yer verildi.
Merkezde Edep ve Muhabbet Var
Abdal Derviş Turabi ise eserinin merkezinde şekilden çok muhabbet ve manevi arayışın bulunduğunu ifade etti.
Turabi, şiirinin temel gayesini “Muradımız Didar’dır” sözleriyle özetledi.
Tasavvuf geleneğinde “Didar”, ilahi güzelliğe ve Allah’ın cemaline kavuşma arzusunu ifade eden önemli kavramlardan biri olarak biliniyor.
“ESER”, bu yönüyle hem klasik tasavvuf edebiyatının kavramlarını yaşatmayı hem de bu geleneğin manevi mesajını günümüz okuyucusuna ulaştırmayı hedefleyen bir çalışma olarak değerlendiriliyor.




