Osmaniye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla 29 Ekim Kadınları Derneği Osmaniye Şubesi tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Programa siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşlarının üyeleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

29 Ekim Kadınları Derneği Osmaniye Şube Başkanı Fatma Ağça Keskibaş tarafından yapılan açıklamada kadın hakları, eşitlik, laiklik ve kadına yönelik şiddet konularına dikkat çekildi.

Keskinbaş Kadına Yönelik Şiddet, En Ağır Insan Hakkı Ihlallidir (1)Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“8 Mart, kadınların sürdürdüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesidir. 8 Mart 1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınların eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle başlattıkları direniş, kadınların insan hakları mücadelesinin tarihsel dönüm noktalarından biri oldu. 1910 yılında Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın uluslararası bir mücadele günü olarak kabul edilmesi, kadınların ortak direniş hafızasını büyütmüştür. Birleşmiş Milletler 1977 yılında 8 Mart’ı resmen “Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etmiştir.

8 Mart, eşitlik, özgürlük ve adalet taleplerimizi dünyanın dört bir yanındaki kadınlarla omuz omuza, sınırları aşan bir dayanışmayla ve kararlılıkla haykırdığımız; susmadığımız, geri adım atmadığımız bir mücadele günüdür. Bugün hala kadınlar hem kamusal alanda hem çalışma yaşamında sistematik eşitsizliklerle karşı karşıyadır.

Donald Trump, İran’dan sonra yeni hedefini açıkladı
Donald Trump, İran’dan sonra yeni hedefini açıkladı
İçeriği Görüntüle

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin çok gerisindedir. Çalışma çağındaki kadınların sadece yüzde 20’si kayıtlı ve tam zamanlı işlerde çalışabilmektedir. İşsizlik, güvencesiz ve kayıt dışı çalışma kadınlar açısından daha yaygındır. Aynı işi yapan kadınlar ücret eşitsizliğiyle karşı karşıya kalmaktadır. Yükselme ve yönetici pozisyonlarında ise sistematik biçimde dışlanmaktadır.

Bakım yükünün kadınların üzerinde olması çalışma yaşamına katılmanın önündeki en büyük engellerden biridir. Kadınlar günde ortalama 4 saatten fazla zamanı bakım emeğine ve ev işlerine ayırırken erkekler bunun yalnızca yaklaşık bir saatini üstlenmektedir. Bu eşitsiz iş bölümü, kadınları katmanlı yük altında bırakmakta; ekonomik bağımsızlıktan uzaklaştırmakta ve sosyal güvenlik sisteminin dışına itmektedir.

Kadına yönelik şiddet, en ağır insan hakkı ihlallerinden biridir ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucudur. Kadınlar yalnızca ekonomik eşitsizlikle değil, yaşam hakkını tehdit eden erkek şiddetiyle de karşı karşıyadır. Her yıl yüzlerce kadın, erkekler tarafından öldürülmekte; binlercesi fiziksel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete maruz bırakılmaktadır. Cezasızlık politikaları, koruma mekanizmalarının yetersizliği ve iktidarın zihniyetiyle derinleşen bir sorundur.

Kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin teminatı laikliktir; bu nedenle laikliğin savunulması kadın haklarının savunulmasının ayrılmaz bir parçasıdır. Laik ve demokratik hukuk devleti, kadınların eşit yurttaşlık haklarının güvencesidir. Laiklik; kadınların bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dinsel ya da ideolojik tahakküm kurulamayacağı anlamına gelir.

Ancak Anayasa ve kanunlardaki söz konusu güvenceler uygulamada daralmış durumdadır. Ülkemizde yaşayan bir kısım insan, kadın ve çocuklarımızın yaşam dahil bütün haklarını hiçe sayan bir yaşam kurmak gayretindedir. En son örneğini birkaç gün içinde acıyla yaşadık. Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki çocuğu Hifa ne yazık ki denetimsiz kalan hatta korunan tarikat üyeleri tarafından hayattan koparıldılar.

Bütün bu yaşananlar, kadınların eğitim hakkını, çalışma hakkını ve karar mekanizmalarında yer alma hakkını sistematik biçimde budamakta; eşit yurttaşlık ilkesini zedelemektedir. Kadınları özgür ve bağımsız bireyler olarak değil, itaatkâr ve sınırları çizilmiş roller içinde tanımlayan bu anlayış, kazanılmış haklarımızı geriye götürmeye yönelik bilinçli bir müdahaledir.

Savaşlarda asıl kaybolan kadınların, çocukların hakları ve yaşamlarıdır. Dünya genelinde devam eden savaşlar ve çatışmalar kadınları cinsel şiddet, zorla yerinden edilme, ekonomik yoksunluk ve sağlık hizmetlerine erişimde engellerle karşı karşıya bırakmaktadır. Savaş koşulları, eğitim, çalışma ve kamusal yaşama katılım hakkını büyük ölçüde kısıtlamakta; kadınları hem fiziksel hem psikolojik olarak savunmasız bırakmaktadır.

Ayrıca mülteci ve göçmen durumuna düşen kadınlar sosyal destek mekanizmalarından mahrum kalmakta ve haklarının korunmasında uluslararası sistemin yetersizliğiyle karşılaşmaktadır. Bu nedenle barışın sağlanması sadece çatışmaları sona erdirmek değil, kadınların eşit, güvenli ve onurlu bir yaşam hakkını teminat altına almak anlamına gelir.

Kadınların kamusal alandan dışlanmasına, emeğinin değersizleştirilmesine, laiklik karşıtı uygulamalarla yaşam tarzlarına müdahale edilmesine ve sendikal baskılara karşı yürütülen mücadele; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti mücadelesidir.

Bugün; işyerlerinde mobbing, ayrımcılık ve güvencesiz çalışma biçimlerine karşı; eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam ve karar mekanizmalarında eşit temsil talebimizi yükseltiyoruz. Savaşların ve çatışmaların yarattığı yıkım ve şiddete ve iklim krizinin kadınların yaşamını giderek daha da zorlaştıran etkilerine karşı sesimizi yükseltiyoruz.

Bizler; şiddetsiz bir yaşam, güvenceli bir iş, eşit ücret, eşit temsil ve eşit yurttaşlık hakkı için mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz. Yaşamlarımızdan, emeğimizden ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz.

Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın kadın dayanışması!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”

Program, katılımcıların dayanışma mesajlarıyla sona erdi.

Keskinbaş Kadına Yönelik Şiddet, En Ağır Insan Hakkı Ihlallidir (2)

Muhabir: Resul Özdil