Gelir, ayın başında hesaba yatan bir rakam. Kredi kartı limiti ise ay boyunca hayatın idamesini sağlayan, görünmez ama etkili bir “ikinci maaş” gibi işliyor. Bu tablo, “Kredi kartı limitleri yeni asgari ücret mi oldu?” sorusunu gündeme taşıyor.
GELİR YETMEYİNCE DEVREYE LİMİTLER GİRİYOR
Artık hayatın tamamı resmî gelirle taşınamıyor. Kira, gıda, ulaşım, eğitim gibi temel harcamalar giderek daha fazla kredi kartı üzerinden karşılanıyor. Maaş, çoğu zaman sadece asgari ödeme tutarını karşılamaya yetiyor; esas borç ise geleceğe erteleniyor.
Bu durum, bir tercihten çok zorunluluğa işaret ediyor. Gelir ile gider arasındaki makas açıldıkça kredi kartı, bir ödeme aracından çıkıp gelir ikamesine dönüşüyor. Çalışanlar “Ne kadar kazanıyorum?” sorusundan çok, “Ne kadar harcayabiliyorum?” sorusuyla hesap yapıyor. Bu da harcama sınırını, bankaların tanımladığı limitlere bağlı hâle getiriyor.
LİMİT ARTIŞI, ZAM GİBİ ALGILANIYOR
Bir çalışanın kredi kartı limitinin artması, çoğu zaman maaş zammına benzer bir psikolojik etki yaratıyor. Nakit artmıyor, refah yükselmiyor ancak harcama alanı genişliyor. Bu da geçici bir rahatlama hissi sağlıyor.
Ancak bu rahatlama borcun azalmasından değil, borcun ödenmesinin ertelenebilmesinden kaynaklanıyor. Ekonomide bu duruma “tüketimin borçla finanse edilmesi” deniliyor. Günlük hayatta ise daha basit bir karşılığı var: Ay sonunu getirebilmek.
YENİ KIRMIZI ÇİZGİ: ASGARİ ÖDEME
Eskiden kırmızı çizgi eksi bakiyeydi. Bugün ise birçok hane için kırmızı çizgi asgari ödeme tutarı. Finansal planlama borcu kapatmak üzerine değil, kartı açık tutmak üzerine kuruluyor. Asgari ödendiği sürece sistem çalışıyor; kart kapanmıyor, hayat akıyor. Ancak borç da küçülmüyor, aksine katmanlaşıyor.
Bu yapı sürdürülebilir değil. Ancak şimdilik idare edilebilir olduğu için devam ediyor. İşte tam da bu nedenle kredi kartı limitleri, fiilen maaşın yerini almış durumda.
BORÇ ARTIŞI NE ANLAMA GELİYOR?
Kredi kartı borçlarındaki hızlı artış, çoğu zaman yanlış biçimde “harcama çılgınlığı” olarak yorumlanıyor. Oysa tablo, gelirin hayatı karşılamadığının en net göstergelerinden biri.
İnsanlar keyiften değil, zorunluluktan borçlanıyor. Gıda, fatura ve yakıt gibi temel ihtiyaçlar kredi kartına yükleniyor. Bu durum; gelirlerin giderlere yetişemediğini, nakit akışının zayıfladığını ve orta sınıfın aşağı doğru esnemeye başladığını gösteriyor.
Ekonomilerde bu tür göstergeler sessizdir. Manşetlerde sık görülmez. Ancak krizlerin ayak sesleri çoğu zaman ekstrelerde duyulur.
ERKEN UYARI NEREDE?
Kredi kartı limitlerinin yeni asgari ücret hâline gelmesi, sistem için ciddi bir uyarıdır. Borçla dönen tüketim, bir noktada mutlaka tıkanır. Faiz yükselir, ödeme gücü düşer ve zincir kırılır. O aşamada sorun bireysel olmaktan çıkar, toplumsal bir hâl alır.
Eğer bir ülkede insanlar maaş gününü değil, ekstre kesim tarihini bekliyorsa;
Gelir konuşulurken ilk sorulardan biri kart limitiyse;
Zamlar borcu azaltmıyor, sadece yeni borç alanı açıyorsa…
Burada sorun yalnızca harcama alışkanlığı mı, yoksa geçim dengesi mi?
Asıl soru tam da bu noktada başlıyor.


