Eğitim-İş Osmaniye İl Başkanı Adem Yücel, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla “Emperyalist Yıkıma Karşı ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!’” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı.
Yücel, 1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan İkinci Dünya Savaşı’nın insanlık tarihinin en kanlı ve yıkıcı dönemlerinden biri olduğunu belirterek, Dünya Barış Günü’nün savaşların yıkımına karşı barış talebini güçlü biçimde gündeme getirdiğini ifade etti.
“BARIŞ ERTELENEMEZ BİR GEREKLİLİKTİR”
Dünyada ve bölgede yükselen şovenizm, ırkçılık ve aşırı sağ politikalara dikkat çeken Yücel, barışı savunmanın faşizm ve emperyalizme karşı verilen tarihsel mücadelenin mirasına sahip çıkmak anlamına geldiğini belirtti.
Emperyalist savaşların ekonomik ve toplumsal maliyetlerinin halklara yüklendiğini savunan Yücel, silahlanma ve savaş bütçelerine ayrılan kaynakların yoksulluk, yüksek enflasyon ve kamusal harcamalardaki kısıntılarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Yücel, bu nedenle barış talebinin aynı zamanda ekonomik adalet ve emek mücadelesi olduğunu kaydetti.
“EN AĞIR BEDELİ ÇOCUKLAR ÖDÜYOR”
Savaşların özellikle çocuklar üzerindeki etkisine değinen Yücel, çatışma bölgelerinde okulların ve hastanelerin hedef alınmasının yaşam ve eğitim hakkını doğrudan etkilediğini belirtti.
Açıklamasında Gazze ve İran başta olmak üzere çatışma bölgelerine dikkat çeken Yücel, “Okulların ve çocukların hedef alındığı bir dünyada barış mücadelesi, doğrudan yaşam ve eğitim hakkı savunusudur.” ifadelerini kullandı.
EĞİTİMİN BARIŞTAKİ ROLÜNE VURGU
Eğitim-İş Osmaniye İl Başkanı Adem Yücel, savaş ve çatışma ortamlarının demokratik haklar ile eğitim sistemi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu savundu.
Eğitimin temel görevini; sorgulayan, akıl ve bilimin rehberliğinde hareket eden, farklılıklara saygı gösteren, laik, bilimsel ve barışçıl nesiller yetiştirmek olarak tanımlayan Yücel, eğitim kurumlarının propaganda alanına dönüştürülmesine karşı olduklarını ifade etti.
“GERÇEK BARIŞ EŞİT VE ÖZGÜR YAŞAMLA KURULABİLİR”
Türkiye’de iç barışın sağlanması, şiddet ve terörün sona ermesinin ülkenin temel ihtiyaçlarından biri olduğunu belirten Yücel, barışın Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri, ulusal birlik ve devrimlerin tasfiyesi üzerinden kurulamayacağını savundu.
Yücel, yurttaşlığın etnik veya dinsel ayrımlar üzerinden tanımlanmasının toplumsal barış açısından doğru olmayacağını ifade ederek, barışın halkların eşit, özgür ve güvenceli yaşam hakkı temelinde oluşturulması gerektiğini dile getirdi.
ATATÜRK’ÜN “YURTTA SULH, CİHANDA SULH” İLKESİNİ HATIRLATTI
Adem Yücel, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh!” sözünün yalnızca bir temenni olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, bu yaklaşımın Cumhuriyet’in bağımsızlıkçı ve aydınlanmacı kuruluş anlayışının önemli unsurlarından biri olduğunu ifade etti.
Ortadoğu’da devam eden savaş ve çatışmalara da değinen Yücel, etnik ve mezhepsel ayrışmalara karşı Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin önemini vurguladı.
“EĞİTİM KURUMLARI BİLİMİN VE BARIŞIN MEKÂNI OLMALI”
Eğitim-İş adına yapılan açıklamada barışın yalnızca bir ideal olmadığı, eşitsizliklere, emperyalist müdahalelere ve sömürüye karşı toplumsal bir duruş olduğu belirtildi.
Yücel açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Eğitim kurumları, silah ve savaş propagandasının değil; bilimin, özgür düşüncenin ve barışın mekânı olmalıdır. Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri, dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir: ‘Yurtta sulh, cihanda sulh!’”







