Osmaniye’nin Düziçi ilçesinde, heybetli Düldül Dağı’nın eteklerinde asırlardır süregelen Yörük yaşamı, tüm zorluklara rağmen çocukların neşesiyle ayakta duruyor. Toroslar’ın sert rüzgârları ve sarp kayalıkları arasında kurulan bu yaşam, modern dünyanın gürültüsünden uzak, doğayla iç içe bir kültürün sessiz direnişini yansıtıyor.
Doğanın Kucağında Büyüyen Çocuklar
Yayınlanan fotoğraflar, Yörük çocuklarının doğayla kurduğu güçlü bağı gözler önüne seriyor. Düldül Dağı’nın eteklerindeki çınar ağaçlarının gölgesinde, minik elleriyle kucakladıkları kuzularla poz veren çocuklar, yaşamın en saf hâlini yansıtıyor. Rengârenk şalvarlar ve başörtüleri içinde objektife gülümseyen küçük kızların gözlerindeki ışıltı, dağlar arasından süzülen şelalelerin duruluğuyla yarışıyor.
Oyun Değil, Hayatın Kendisi
Yörük çocukları için hayat, erken yaşta sorumluluk almak demek. Bir yanda odun taşınan barınakların önünde bekleyen, diğer yanda yüklü eşeklerin yanında yol gözleyen çocuklar; kent yaşamının sunduğu imkânlardan uzak olsalar da özgürlüğün tadını çıkarıyor. Taş duvarlı, brandalarla örtülü derme çatma barınaklar, onların hem yuvası hem de hayallerini büyüttükleri küçük sarayları oluyor.
“Biz Bu Dağların Sesiyiz”
Bölge halkı, Yörük kültürünün zamanla yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını dile getirirken; Düldül Dağı’nın eteklerinde yankılanan çocuk sesleri, bu kadim geleneğin hâlâ nefes aldığını kanıtlıyor. Şehir hayatının karmaşasına inat, bir ağaç kovuğunda saklambaç oynayan, soğuk kış günlerinde ateş başında ısınan bu çocuklar; konar-göçer kültürün son temsilcileri olarak doğayla uyum içinde büyümeye devam ediyor.
Bir Kültürün Sessiz Direnişi
Düldül Dağı’nın sessizliğini bozan bu masum gülüşler, yalnızca çocukluğun saflığını değil; aynı zamanda bir kültürün direnişini ve hayata tutunuşunu simgeliyor. Yörük çocukları, dağların diliyle konuşuyor; rüzgârla, toprakla ve hayvanlarla kurdukları bağla, Anadolu’nun köklü mirasını geleceğe taşıyor.






