Çocuklarımızı her türlü riskten korumaya, onlara kusursuz ve steril bir dünya sunmaya çalışırken, belki de hayatın en değerli öğretmeninden; yani deneyimden uzaklaştırıyoruz.

Eskiden çocukluk doğanın içinde yaşanırdı. Bir ağaca tırmanmak cesareti, bir tohumun filizlenmesini beklemek sabrı, odun ateşinde pişen ekmek emeğin değerini öğretirdi. Gaz lambası ışığında anlatılan masallar hayal gücünü besler, akşam ezanına kadar süren mahalle oyunları ise paylaşmayı, uzlaşmayı ve birlikte çözüm üretmeyi öğretirdi.

Bugünün çocukları ise bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyor. Ancak her bilgi, deneyimle desteklenmediğinde eksik kalıyor. Ekran başında geçirilen uzun saatler; toprağa dokunmanın, yağmurda ıslanmanın, düşüp kalkmanın ve doğayı keşfetmenin yerini tutmuyor.

Osmaniye’de Eyyam-ı Bahur Sıcakları İçin Uyarı Geldi
Osmaniye’de Eyyam-ı Bahur Sıcakları İçin Uyarı Geldi
İçeriği Görüntüle

Kuzu göbeği mantarı ararken doğayı okumayı, sapanla nişan alırken odaklanmayı, kendi oyuncağını yaparken üretmeyi öğrenen nesiller; bugün yerini hazır tüketen, beklemeye tahammülü azalan ve gerçek yaşam deneyimlerinden uzak büyüyen bir kuşağa bırakıyor.

Elbette geçmişe dönmek mümkün değil. Ama geçmişin kazandırdığı değerleri bugünün çocuklarına yeniden sunmak mümkün. Onları biraz daha doğayla buluşturmak, toprağa dokundurmak, üretmeye teşvik etmek ve hata yapmalarına izin vermek; geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri olabilir.

Çünkü çocuklar sadece kitaplardan ya da ekranlardan değil; yaşayarak, dokunarak, deneyerek ve bazen de düşüp yeniden ayağa kalkarak büyür.

Muhabir: Resul Özdil