Şanlıurfa'nın yaklaşık 15 kilometre kuzeydoğusunda bulunan ve 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınan Göbeklitepe, binlerce yıllık geçmişine ilişkin yeni bulgularla bilim dünyasının gündemindeki yerini koruyor. Kazıların başladığı 1995 yılından bu yana anıtsal yapıların dolgularında çok sayıda parçalanmış insan kemiği bulunması, bu kalıntıların neden ve nasıl oraya ulaştığı konusunda uzun süredir çeşitli araştırmaların yürütülmesine neden oluyordu.
Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden Julia Gresky ve Lee Clare tarafından yürütülen yeni araştırma, Göbeklitepe'de daha önce tespit edilen insan kemiklerinin kökenine ilişkin önemli bir değerlendirme ortaya koydu. Hakemli bilimsel dergi PLOS ONE'da 22 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan çalışma, alanda bulunan ilk iki bütünlüklü mezarın incelenmesine dayanıyor.
Araştırmacılar, mezarlardaki kemiklerin ölüm sonrası geçirdiği değişimleri, anıtsal yapıların dolgularında bulunan insan kemiği parçalarıyla karşılaştırdı. Elde edilen sonuçlar, Göbeklitepe'deki tüm insan kemiklerinin bilinçli biçimde anıtsal yapılara taşınmış olduğu yönündeki değerlendirmelerin yeniden ele alınması gerektiğine işaret ediyor.
Göbeklitepe'de iki farklı mezar bulundu
Araştırmanın merkezinde, Göbeklitepe'nin PPNB olarak adlandırılan Çanak Çömleksiz Neolitik B dönemine tarihlenen iki mezar bulunuyor. Bu dönem yaklaşık MÖ 8700 ile 8000 yılları arasına denk geliyor.
İlk mezar, 2017 yılında kalıcı koruma çatısına bağlı bir drenaj kanalı çalışması sırasında ortaya çıkarıldı. Ancak mezardaki buluntuların ayrıntılı kazısı 2022 yılında gerçekleştirildi. Böbrek biçimli bir çukurun içerisinde en az üç kişiye ait görece bütünlüklü iskelet kalıntıları tespit edildi. Mezarın, dikdörtgen planlı bir yapının sıvalı tabanının altında yer aldığı belirlendi.
İkinci mezar ise 2017 yılında bulunmuş, kazısı 2022 yılında tamamlanmıştı. Özel yapı olarak tanımlanan A yapısının hemen yanında yer alan küçük bir alanda bulunan iskelet, sol tarafına kıvrılmış biçimde ve doğuya bakar durumda tespit edildi. Araştırmacılar, kalıntıların önemli bölümünün 20-30 yaşlarındaki bir kadına ait olduğunu değerlendirdi.
İlk mezarda bulunan bireylerin yaş ve cinsiyetlerine ilişkin değerlendirmeler, kemiklerin durumuna göre yapıldı. Araştırmanın ayrıntılarında, üç bireye ait kalıntıların bulunduğu toplu gömütte kafataslarının çukurun bir köşesinde, diğer bazı kemiklerin ise farklı bölümlerde kümelendiği belirtildi.
Mezarların ev tabanlarının altında bulunması dikkat çekti
Yeni araştırmanın önemli noktalarından biri, mezarların anıtsal yapıların bulunduğu merkezi bölgenin çevresindeki yerleşim alanlarıyla ilişkisi oldu. İlk mezarın bir yapının sıvalı tabanının altında bulunması, Göbeklitepe'de insanların yalnızca törensel amaçlarla bir araya geldiği bir merkez değil, aynı zamanda günlük yaşamın sürdüğü bir yerleşim alanı olduğuna ilişkin son dönem bulgularını destekleyen veriler arasında değerlendiriliyor.
Göbeklitepe'nin yalnızca bir ritüel merkezi olduğu yönündeki önceki yorumlar, son yıllarda ortaya çıkan konut ve gündelik yaşam izleri nedeniyle yeniden değerlendiriliyor. Yeni çalışma da taban altı gömülerinin varlığını, yerleşimin gündelik yaşam boyutuna ilişkin kanıtlardan biri olarak ele alıyor.
Bölgede daha önce yapılan araştırmalarda da evlerin, çalışma alanlarının, ocakların ve diğer günlük yaşam unsurlarının varlığına ilişkin bulgular elde edilmişti. Bu gelişmeler, Göbeklitepe'nin yalnızca belirli dönemlerde ziyaret edilen bir tören alanı olduğu şeklindeki tek boyutlu yorumların genişletilmesine yol açtı.
İnsan kemiklerinin anıtsal yapılara nasıl ulaştığı araştırıldı
Göbeklitepe'deki anıtsal yapıların dolgularında bulunan insan kemiği parçaları, yıllardır arkeologların üzerinde durduğu konulardan biri. Kemiklerin farklı yaş gruplarındaki kadın ve erkeklere ait olması ve parçaların alanın farklı bölümlerinde dağınık biçimde bulunması, bunların bilinçli olarak seçilip taşındığı ihtimalini gündeme getirmişti.
Yeni araştırmada ise iki temel olasılık üzerinde duruldu. Bunlardan ilki, belirli insan kemiklerinin ikincil veya üçüncül gömü uygulamaları kapsamında bilinçli şekilde seçilerek anıtsal yapıların bulunduğu alanlara bırakılmış olması. İkinci olasılık ise başlangıçta yerleşim alanlarındaki evlerin tabanlarının altına gömülen insanların kalıntılarının zaman içerisinde doğal süreçlerle yer değiştirmesi.
Araştırmacıların değerlendirmesine göre ikinci açıklama, bulunan kemiklerin önemli bir bölümünü açıklayabilecek nitelikte. Göbeklitepe'nin eğimli arazi üzerine kurulmuş olması ve yerleşimin yüksek kesimlerindeki tabakaların zaman içerisinde aşağı doğru hareket etmesi, daha yukarıdaki mezarlara ait insan kalıntılarının da taşınmasına neden olmuş olabilir.
Toprak hareketleri kemikleri aşağı taşımış olabilir
Araştırmada öne çıkan senaryoya göre, yerleşimin yüksek kesimlerinde bulunan evlerin tabanlarının altında yer alan mezarlar zaman içerisinde toprak hareketleri ve erozyondan etkilenmiş olabilir. Bu süreçte mezarlardaki insan kalıntıları, yapı ve toprak dolgularıyla birlikte eğim boyunca aşağıya doğru taşınmış olabilir.
Böyle bir süreç yaşandıysa, başlangıçta normal bir gömüye ait olan insan kemikleri daha sonra anıtsal yapıların dolguları arasında ortaya çıkmış olabilir. Alman Arkeoloji Enstitüsü de yeni bulguların, dağınık insan kalıntılarının bir bölümünün yerleşimin daha yüksek kesimlerindeki mezarlardan aşağı doğru taşınmış olabileceğine işaret ettiğini belirtiyor.
Bu değerlendirme, Göbeklitepe'deki bütün insan kemiklerinin mutlaka bilinçli bir ritüel kapsamında anıtsal yapılara getirildiği düşüncesini zayıflatabilecek bir açıklama sunuyor. Ancak araştırmacılar, bu ihtimalin alandaki bütün insan kalıntılarını açıklamadığını ve başka cenaze uygulamalarının da bulunabileceğini özellikle vurguluyor.
Ritüel uygulamalar ihtimali tamamen ortadan kalkmadı
Yeni araştırmanın dikkat çektiği bir başka nokta ise Göbeklitepe'deki insan kalıntılarının tamamının doğal süreçlerle açıklanamayacağı. Araştırmacılar, özellikle bazı kafatası parçalarında görülen özel işlemlerin ve belirli anatomik bölgelerin diğerlerine kıyasla daha fazla temsil edilmesinin, farklı cenaze uygulamalarının varlığına işaret edebileceğini belirtiyor.
Çalışmanın sonucunda, taban altı mezarlarının anıtsal yapıların dolgularındaki insan kemiği parçalarının önemli bir bölümünü açıklayabileceği değerlendirilirken, ikincil veya başka tür gömü uygulamalarının tamamen dışlanamayacağı ifade ediliyor. Araştırmacılar, Göbeklitepe'deki cenaze uygulamalarının daha iyi anlaşılabilmesi için yeni osteolojik incelemelere ve mutlak tarihlendirme çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.
Yeni bulgular böylece Göbeklitepe'nin geçmişine ilişkin anlatıyı daha da karmaşık hale getiriyor. Binlerce yıl önce yaşayan toplulukların ölülerini nasıl gömdüğü, bazı insan kalıntılarının neden farklı alanlarda bulunduğu ve anıtsal yapılarla günlük yaşam arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğu soruları, devam eden kazı ve araştırmalarla birlikte yeniden ele alınıyor.





