Osmaniye’nin geçmişine ışık tutan yerel anlatılar, yalnızca eski yaşam biçimlerini değil, bölgenin doğal zenginliklerini ve unutulmaya yüz tutmuş hatıralarını da günümüze taşıyor. Dereobası köyünde yaşadığı aktarılan Süleyman amcanın, yörede “Sülemen emmi” olarak tanınan bir avcının başından geçtiği anlatılan olay da bu hikâyeler arasında yer alıyor. “İki gaşının arası dedim, çöktüm teltiğe...” sözleriyle hafızalara kazınan anlatı, yaklaşık bir asırdan daha eski bir dönemde yaşandığı belirtilen çarpıcı bir karşılaşmayı konu alıyor.

Hikâyenin aktarımına göre olay, 1800’lü yılların sonlarına doğru yaşandı. Süleyman amcanın anlattığı hatıra, merhum Nihat Sezgin tarafından dinlenerek günümüze ulaştırıldı. Yöresel söyleyişlerin korunduğu bu anlatı, Osmaniye’nin geçmişteki avcılık kültürünü ve bölgede bir zamanlar yaşadığı belirtilen yaban hayatını gözler önüne seriyor.

Dolma Tüfeğiyle Ormanlara Çıkan Bir Avcı

Anlatıya göre Süleyman amca, gençlik yıllarında avcılığa meraklı bir delikanlıydı. Yanında taşıdığı tüfeği ise kendi deyimiyle “canavar gibi bir tüfek” olarak tanımlıyordu. Söz konusu silah, o dönemde kullanılan ve barut ile saçmanın namludan yerleştirildiği dolma tüfeklerden biriydi.

Günümüzde kullanılan modern av tüfeklerinden farklı olan bu silahlar, atışa hazır hâle getirilmek için çeşitli işlemler gerektiriyordu. Süleyman amcanın hikâyesinde de bu eski silahın özelliklerine ve ateş edildiğinde ortaya çıkan yoğun siyah dumana dikkat çekiliyor. Anlatıda söz konusu dumanın, yaşanan karşılaşma sırasında çevreyi görmeyi güçleştirdiği ifade ediliyor.

Genç avcı, tüfeğine duyduğu güvenle ormanlık alanlarda dolaşıyor, bölgenin yaban hayatını gözlemliyor ve avlanıyordu. Ancak bir gün, Zorkun yolu üzerindeki, yörede “Allah Allah Deresi” adıyla bilinen sık ağaçlı bir bölgede karşılaştığı olay, hayatının en unutulmaz anılarından biri hâline geldi.

Allah Allah Deresi’nde Beklenmedik Karşılaşma

Süleyman amcanın anlatımına göre o gün derenin dibinde, ağaçların sık dalları arasında sessizce ilerliyordu. Elinde tüfeğiyle çevresini dikkatle gözlemleyen genç avcı, başını hafifçe kaldırdığında yakındaki bir ağacın dalına uzanmış büyük bir yırtıcıyla karşılaştı.

Yörede “gaplan” olarak adlandırılan hayvan, anlatının devamında Anadolu parsı olarak tanımlanıyor. Süleyman amca, hayvanla bir anda göz göze geldiğini ve refleksle tüfeğini doğrulttuğunu aktarıyor. Ardından ateş ettiğini, yoğun kara barut dumanının çevreyi kapladığını ve görüşünün bir süre kısıtlandığını anlatıyor.

Ancak olay, anlatıldığı şekliyle, ateş edilmesiyle sona ermedi. Süleyman amcanın aktarımına göre yırtıcı hayvan bulunduğu daldan üzerine atladı ve ikili arasında boğuşma başladı.

Kara Barut Dumanının Ardından Gelen Gerçek

Hikâyenin en çarpıcı bölümü, avcının görüşünü engelleyen dumanın dağılmasıyla yaşandı. Süleyman amca, hayvanın üzerine yığıldığını ve bir süre sonra hareket etmediğini fark ettiğini anlatıyor. Çevreyi yeniden görebildiğinde ise karşılaşmanın nasıl sonuçlandığını anlamaya çalıştı.

Anlatıya göre avcı, tüfeğini doğrulttuğu sırada hedef aldığı noktanın hayvanın çenesine denk geldiğini sonradan fark etti. Hayvanın kendisini kavradığı ancak ısıramadığı yönündeki anlatımı da bu ayrıntıyla açıklanıyordu.

Süleyman amcanın ağzından aktarılan “İki gaşının arası dedim, çöktüm teltiğe” sözü, hikâyenin en akılda kalan ifadesi olarak öne çıkıyor. Yöresel ağızla anlatılan bu cümle, olayın yaşandığı andaki telaşı ve avcının hatırasını kendine özgü bir dille günümüze taşıyor.

Bu karşılaşmanın ayrıntıları, doğrudan tarihî kayıtlarla doğrulanmış bir olaydan ziyade, kuşaktan kuşağa aktarılan yerel bir hatıra olarak değerlendiriliyor. Buna rağmen anlatı, bölgenin geçmiş yaşamına ve sözlü kültürüne ilişkin dikkat çekici bir örnek oluşturuyor.

Hikâyenin Kahramanı Olarak Anlatılan “Gaplan”

Süleyman amcanın hikâyesinde “gaplan” adıyla geçen yırtıcı hayvan, anlatıyı aktaran kişinin açıklamasına göre Anadolu parsı olarak bilinen türü ifade ediyor. Anadolu parsı, leoparın Anadolu’da yaşamış popülasyonları için kullanılan isimlerden biri.

Geçmişte Anadolu’nun bazı bölgelerinde yaşadığı bilinen bu büyük kedi, yıllar içerisinde giderek daha az görülmesi nedeniyle doğa tarihi açısından dikkat çeken türler arasında yer alıyor. Osmaniye ve çevresinin geçmişteki yaban hayatına ilişkin anlatılar da bölgede bir zamanlar hangi hayvanların bulunduğuna dair kültürel hafızayı yansıtıyor.

Bununla birlikte, hikâyede karşılaşılan hayvanın türü ve olayın ayrıntıları bağımsız kanıtlarla doğrulanmış değil. Bu nedenle anlatı, kesin bir zoolojik kayıt olarak değil, yerel hafızada Anadolu parsıyla ilişkilendirilen bir avcı hikâyesi olarak aktarılıyor.

Osmaniye’nin Sözlü Tarihinden Bir Hatıra

Yerel hikâyeler, geçmişte insanların doğayla nasıl iç içe yaşadığını, hangi kelimeleri kullandığını ve çevrelerini nasıl tanımladığını anlamak açısından önemli bir kültürel kaynak niteliği taşıyor. Süleyman amcanın anlatısı da yalnızca bir avcı ile yırtıcı hayvanın karşılaşmasını değil, Osmaniye’nin eski köy yaşamına ait dil özelliklerini ve hatıra aktarım geleneğini de yansıtıyor.

“Gaplan”, “tüenk” ve “teltik” gibi yöresel söyleyişler, hikâyeye bölgenin kendine özgü dilini kazandırıyor. Bu ifadeler, anlatının sözlü kültür açısından taşıdığı değeri artırırken geçmişte kullanılan kelimelerin ve yerel anlatım biçimlerinin korunmasına da katkı sağlıyor.

Dereobası köyünde yaşadığı aktarılan Süleyman amcanın hatırası, merhum Nihat Sezgin aracılığıyla günümüze ulaşan bir Osmaniye hikâyesi olarak arşivlerde yerini alıyor. Geçmişin insanlarını, doğasını ve yaşam koşullarını anlamaya yardımcı olan bu tür anlatılar, bölgenin kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılması bakımından önem taşıyor.

Muhabir: Enes şimşek