Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye uzanan tasavvuf şiiri geleneğinin izlerini eserlerinde yaşatmaya çalışan Osmaniyeli Abdal Derviş Turabi, son dönemde şiirleriyle dikkat çekiyor.

Turabi’nin şiirlerini takip eden dinleyiciler arasında, “Şiirleri artık Yunus Emre kokuyor” değerlendirmesi yapılırken, bazı çevrelerde şairin Yunus Emre geleneğinin günümüzdeki halkalarından biri olmaya aday olduğu ifade ediliyor.

Kendisine yönelik bu değerlendirmeleri tevazu ile karşılayan Turabi ise sanat yolculuğunda hocası Hacı Ahmet Atalay’ın emeğine dikkat çekti.

“Ben sadece bir çırağım”

Turabi, şiir üslubunun şekillenmesinde ve bugün kullandığı “Abdal Derviş Turabi” mahlasının oluşmasında hocası Hacı Ahmet Atalay’ın önemli payı bulunduğunu belirterek şunları söyledi:

“Ben sadece bir çırağım. Bugün şiirlerimizde Yunus kokusu varsa, o koku hocam Hacı Ahmet Atalay’ın 22 yıllık emeğinden gelir. Bana bu yolu, bu edebi ve bu mahlası o verdi. Ben Yunus Emre başta olmak üzere bütün ulu ozanların çırağıyım, hocamın da talebesiyim.”

“Aşk Dergâhta” ve “Eser” öne çıkıyor

Turabi’nin son dönem çalışmalarında sade anlatım, aşk, dergâh, pir ve gönül kavramlarının öne çıktığı görülüyor.

“Aşk Dergâhta” adlı eserinde yer alan;

Erzin’de Ücretsiz Nostalji Açık Hava Sineması
Erzin’de Ücretsiz Nostalji Açık Hava Sineması
İçeriği Görüntüle

“Dergâhtan ayrı kalmak beter imiş / Kirli iken ak gül olur / Pir yanında bülbül olur.”

dizeleri, tasavvufi terbiyeyi ve manevi dönüşümü konu alıyor.

“Eser” isimli çalışmasında ise;

“Aşkın olmadığı yerde, dervişin işi ne?”

ifadesiyle tasavvuf düşüncesindeki aşk kavramına vurgu yapılıyor.

22 yıllık emeğe vefa

Abdal Derviş Turabi, kendisine 22 yıl boyunca yol gösterdiğini belirttiği hocası Hacı Ahmet Atalay’a teşekkür ederek, sanat yolculuğunu bir “usta-çırak ilişkisi” içerisinde değerlendirdiğini ifade etti.

Turabi’nin şiirleri hakkında yapılan değerlendirmelerde, geçmişten gelen tasavvuf geleneğinin günümüz diliyle yeniden yorumlandığı görüşü dile getiriliyor.

“Yunus Emre geleneğinin son halkası” ifadesi ise edebî ve kişisel bir değerlendirme olarak öne çıkarken, Turabi kendisini bu büyük geleneğin bir temsilcisinden çok, “ulu ozanların çırağı” olarak tanımlıyor.

Muhabir: Resul Özdil