Kızılelma programında emekli Kurmay Albay Canfer Balçık ile Prof. Dr. Seyit Aydın, Rusya-Ukrayna savaşı, ABD-İsrail-İran gerilimi, Hürmüz Boğazı, Türkiye’nin bölgesel güvenliği, Çanakkale ruhu, Pozantı Kongresi, Başkomutanlık yetkisi ve günümüzde değişen “vatan savunması” anlayışını değerlendirdi. Konuklar, Türkiye’nin güvenliğinin artık yalnızca askeri güçle değil; enerji, ekonomi, teknoloji, siber güvenlik, eğitim ve toplumsal dayanıklılıkla birlikte ele alınması gerektiğini savundu.
Kızılelma programının yeni bölümünde Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanan savaşlar ve bunların Ankara açısından oluşturabileceği siyasi, ekonomik ve güvenlik sonuçları masaya yatırıldı.
Programın ikinci bölümüne emekli Kurmay Albay Canfer Balçık ile akademisyen Prof. Dr. Seyit Aydın konuk oldu. Programda ilk olarak Rusya-Ukrayna savaşı ile ABD, İsrail ve İran hattındaki gelişmeler değerlendirildi; daha sonra ağustos ayının Türk tarihi açısından taşıdığı önem üzerinden Çanakkale, Anafartalar, Conkbayırı, Pozantı Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi verilmesi ele alındı.
Konukların programdaki jeopolitik değerlendirmeleri kendi analiz ve görüşlerini yansıtıyor.
Balçık: “Her İki Savaş Türkiye’yi Yakından İlgilendiriyor”
Emekli Kurmay Albay Canfer Balçık, Rusya-Ukrayna savaşı ile İran merkezli bölgesel gerilimin Türkiye’ye oldukça yakın coğrafyalarda devam ettiğini belirterek, gelişmelerin orta ve uzun vadede Türkiye üzerinde ekonomik, siyasi ve askeri etkiler doğurabileceğini söyledi.
Balçık, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik yoğun füze saldırılarını sürdürdüğünü, Ukrayna’nın ise Rusya’nın derinliklerindeki lojistik, enerji ve savaş ekonomisine hizmet eden hedeflere yöneldiğini ifade etti.
Savaşın klasik cephe mücadelesinin ötesine geçtiğini savunan Balçık, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Savaş artık yalnızca toprak savaşı değil; enerji ve dayanıklılık savaşına dönüşmüş durumda.”
Balçık’a göre Rusya ve Ukrayna, rakibin yalnızca askeri unsurlarını değil, savaşı sürdürebilme kapasitesini de hedef almaya başladı.
“Hedef Tanktan Çok Savaş Ekonomisi”
Ukrayna’nın saldırılarında Rus enerji tesisleri, rafineriler ve lojistik merkezlerin öne çıktığını belirten Balçık, Kiev yönetiminin savaş stratejisinde ekonomik kapasiteyi yıpratmayı giderek daha fazla öne çıkardığını söyledi.
Balçık, barış ihtimalinin gündeme geldiği dönemlerde tarafların müzakere masasına daha güçlü oturmak amacıyla askeri baskıyı artırabildiğini de ileri sürdü.
Ukrayna’daki yönetim ve güvenlik kadrolarında yaşanan değişikliklerin de savaşın artık yalnızca askeri yöntemlerle değil, diplomasi, istihbarat ve teknolojiyle birlikte yürütüldüğünü gösterdiğini ifade etti.
Hürmüz Boğazı ve İran Gerilimi Masaya Yatırıldı
Programın öne çıkan diğer başlığı Hürmüz Boğazı oldu.
Canfer Balçık, boğazın küresel enerji ticareti açısından kritik konumda bulunduğunu belirterek İran ile ABD arasında olası bir uzlaşmanın dünya ekonomisini doğrudan etkileyebileceğini söyledi.
Balçık, taraflardan gelen açıklamaların zaman zaman birbirleriyle çeliştiğine dikkat çekti ve Hürmüz’ün kalıcı ve sürdürülebilir biçimde açılıp açılmayacağının belirleyici olacağını savundu.
Gerilimin yükselmesi durumunda yalnızca bölgesel güvenliğin değil, dünya ekonomisinin de etkilenebileceğini belirten Balçık şu ifadeyi kullandı:
“Savaşın sonucu yalnızca Tahran veya Tel Aviv’de belirlenmiyor. Petrol fiyatlarında, navlun maliyetlerinde, sigorta primlerinde ve dünya borsalarında da belirleniyor.”
“Ekonomik Damarlar da Savaşın Hedefi”
Balçık, günümüzde savaşların yalnızca askeri tesisleri hedef almadığını, enerji üretimi, lojistik, finans ve sanayi kapasitesinin de mücadelenin parçası haline geldiğini söyledi.
Rusya-Ukrayna savaşı ile İran merkezli çatışmaların bu açıdan benzer özellik taşıdığını ifade eden Balçık, “ekonomik damarların” savaşın finansmanını sağladığı için hedef haline geldiğini savundu.
Balçık’a göre yeni dönemde ülkelerin yalnızca ordularının değil, ekonomik ve psikolojik dayanıklılıklarının da savaşların sonucunu belirleme gücü artıyor.
Türkiye İçin Yeni Jeopolitik Denklem
Canfer Balçık, Türkiye’nin Karadeniz’den Hazar’a, Doğu Akdeniz’den Körfez’e kadar uzanan geniş bir jeopolitik alanın merkezinde bulunduğunu söyledi.
Türkiye’nin askeri kapasitesi kadar diplomatik manevra alanının da önemli olduğunu belirten Balçık, Ankara’nın çok yönlü ilişki kurabilme kabiliyetinin önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını ifade etti.
Balçık, uluslararası gelişmelerin özünde üç büyük rekabet alanının bulunduğunu savundu:
Enerji, jeopolitik nüfuz ve güç mücadelesi.
Prof. Dr. Seyit Aydın: “Rusya Hedeften Şaşmış Görünüyor”
Prof. Dr. Seyit Aydın da Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin değerlendirmelerinde savaşın taraflarının birbirlerine azami zarar verme aşamasına geçtiğini savundu.
Rusya’nın giderek daha yıkıcı silahlar kullandığını belirten Aydın, Ukrayna’nın ise insansız sistemler ve uzun menzilli saldırılarla Rusya’nın kritik tesislerini hedef aldığını söyledi.
Aydın, savaşın başlangıcında Rusya’nın kısa sürede sonuç alabileceği yönünde beklentiler bulunduğunu, ancak savaşın uzamasının Moskova açısından ciddi askeri ve ekonomik maliyet oluşturduğunu ifade etti.
ABD ve İran Konusunda Sert Değerlendirmeler
Aydın, ABD yönetiminin İran politikası konusunda da eleştirilerde bulundu. Washington’dan gelen açıklamaların sık sık değişmesini eleştiren Aydın, bunun ABD’nin uluslararası kamuoyundaki güvenilirliğine zarar verdiğini savundu.
Türkiye ile İran arasında doğrudan bir çatışmanın çıkarılmaya çalışıldığı yönünde değerlendirmelerde bulunan Aydın, Ankara’nın böyle bir senaryoda dikkatli hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Programda Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma işbirliği de değerlendirildi.
Aydın, bu tür bölgesel işbirliklerinin yeni ülkelerin katılımıyla genişleyebileceğini ifade ederek Türkiye’nin İslam ülkeleri arasındaki ilişkilerde daha aktif rol oynayabileceğini savundu.
Doğu Akdeniz ve Hava Savunması Vurgusu
Prof. Dr. Seyit Aydın, programda Doğu Akdeniz ve Ege’deki güvenlik gelişmelerine de değindi.
Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail arasındaki ilişkilerin Türkiye açısından yakından takip edilmesi gerektiğini belirten Aydın, Türkiye’nin hava ve füze savunma kapasitesini artırması gerektiğini söyledi.
Özellikle İstanbul’un stratejik konumu nedeniyle hava savunma sistemleri açısından öncelikli bölgelerden biri olması gerektiğini savunan Aydın, Ankara, Konya, Eskişehir, İzmir, Malatya, Adana ve Erzurum gibi kritik merkezlerin de çok katmanlı hava savunması içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Ağustos Ayının Türk Tarihindeki Yeri Konuşuldu
Programın ikinci önemli bölümü Türk tarihindeki ağustos zaferlerine ayrıldı.
Anafartalar ve Conkbayırı muharebelerinin Türk tarihinde yalnızca askeri zaferler olarak değil, milli mücadeleye uzanan psikolojik ve siyasi sürecin önemli aşamaları olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Canfer Balçık, daha önce kaleme aldığı “Çanakkale’nin Ruhu” başlıklı şiirinden iki kıta okuyarak Çanakkale ruhunun günümüz Türkiye’si açısından taşıdığı anlamı anlattı.
Balçık, Çanakkale’de ortaya çıkan vatanı savunma iradesinin daha sonra Milli Mücadele’de vatanı yeniden kurma ve geleceği inşa etme iradesine dönüştüğünü söyledi.
“Bir Milletin Gücü Yalnızca Silahıyla Ölçülmez”
Balçık, Çanakkale ruhuna ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bir milletin gücü yalnız silahının gücü değildir. Vatanı savunma iradesinin gücüyle ölçülür.”
Çanakkale’de şekillenen milli iradenin Milli Mücadele döneminde kongreler, milli teşkilatlanma ve topyekûn direnişle devam ettiğini belirten Balçık, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde “imkânsız görünenin mümkün hale getirildiğini” söyledi.
“Bugünün Çanakkale’si Laboratuvar ve Bilgisayar”
Programın dikkat çeken mesajlarından biri gençlere yönelik oldu.
Canfer Balçık, günümüzde vatan savunmasının yalnızca askeri alanda düşünülmemesi gerektiğini belirterek gençlere şöyle seslendi:
“Sizin Çanakkale’niz laboratuvarınızdır. Siperiniz bilgisayarlarınızdır. Silahınız bilginiz, cephaneniz üretiminizdir. Zaferiniz ise Türkiye’nin teknoloji üreten ülkeler arasında en üst sıralara yükselmesidir.”
Balçık, 21. yüzyılın milli mücadele anlayışının stratejik akıl, ekonomik bağımsızlık, teknoloji, üretim, toplumsal dayanışma, bilim ve liyakat üzerinden şekillenmesi gerektiğini söyledi.
Beyin Göçü ve Demografik Yapı Uyarısı
Türkiye’nin geleceği açısından yalnızca askeri yatırımların yeterli olmadığını belirten Balçık, beyin göçünün tersine çevrilmesi, enerji bağımlılığının azaltılması ve nüfus politikalarının uzun vadeli şekilde ele alınması gerektiğini savundu.
Türkiye’nin 2045, 2053 ve 2071 gibi uzun dönem hedeflerinin yalnızca siyasi sloganlarla değil, nüfus, ekonomi, eğitim ve teknoloji politikalarıyla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Prof. Dr. Aydın: “Çanakkale Ruhu Değerler Bütünüdür”
Prof. Dr. Seyit Aydın ise Anafartalar ve Conkbayırı zaferlerinin Çanakkale Savaşı’nın yönünü değiştiren kritik mücadeleler arasında bulunduğunu söyledi.
Mustafa Kemal’in hızlı karar alma ve komuta kabiliyetinin savaşın seyrinde belirleyici olduğunu ifade eden Aydın, Çanakkale ruhunun yalnızca savaş alanındaki cesaret anlamına gelmediğini vurguladı.
Aydın’a göre bu ruhun temel unsurları şunlar:
Dayanışma, birlik, stratejik düşünce, fedakârlık, bağımsızlık ve ortak hedef etrafında birleşme.
“Yeni Cepheler Teknoloji ve Siber Güvenlik”
Aydın, geçmişte cephede verilen mücadelenin bugün bilim, teknoloji, ekonomi ve siber güvenlik alanlarında devam ettiğini söyledi.
Çanakkale’deki fedakârlığın günümüzde üretme, çalışma ve ülkenin teknolojik bağımsızlığına katkıda bulunma sorumluluğuna dönüşmesi gerektiğini ifade eden Aydın, “vatan savunmasının” artık yalnızca askeri sınırları korumak anlamına gelmediğini belirtti.
Pozantı Kongresi Hatırlatıldı
Programda az bilinen tarihsel başlıklardan biri olarak 5 Ağustos 1920 Pozantı Kongresi de gündeme getirildi.
Canfer Balçık, Pozantı Kongresi’nin Milli Mücadele’nin güney cephesinde askeri direnişin siyasi ve idari yapılanmaya dönüştürülmesinde kritik rol oynadığını söyledi.
Adana’nın Fransız işgali altında bulunduğu dönemde Pozantı’nın geçici vilayet merkezi haline getirildiğini hatırlatan Balçık, bunun “işgal var ancak egemenlik terk edilmedi” mesajı taşıdığını belirtti.
Balçık, kongrede idari görevlilerin seçimle belirlenmesinin savaş şartlarında dahi milli egemenliğe verilen önemi gösterdiğini söyledi.
Çukurova Direnişine Dikkat Çekildi
Balçık, Adana, Mersin ve Osmaniye hattındaki milli direnişin Fransız kuvvetleri üzerinde hem askeri hem siyasi baskı oluşturduğunu ifade etti.
Bu direnişin 1921 Ankara Anlaşması’na uzanan sürecin önemli unsurlarından biri olduğunu savunan Balçık, Pozantı Kongresi’nin Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından hatırlanması gereken önemli milli mücadele toplantılarından biri olduğunu dile getirdi.
Başkomutanlık Yetkisi Milli Mücadeleyi Nasıl Değiştirdi?
Programda 5 Ağustos 1921’de TBMM tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi verilmesi de değerlendirildi.
Canfer Balçık, bu kararın cephedeki ihtiyaçlarla Ankara’daki siyasi karar mekanizması arasındaki mesafeyi azalttığını söyledi.
Başkomutanlık yetkisinin ardından ordunun insan gücü, lojistik, ulaşım, gıda ve malzeme ihtiyaçlarının daha hızlı karşılanabildiğini belirten Balçık, Tekâlif-i Milliye Emirlerini de bu sürecin en önemli unsurlarından biri olarak gösterdi.
Tekâlif-i Milliye ile Millet-Ordu Bütünleşmesi
Balçık, Tekâlif-i Milliye uygulamalarının Türk milletinin savaşın ekonomik yükünü ortak biçimde üstlenmesini sağladığını ifade etti.
Milli Mücadele’de yalnızca asker ve silahın değil; ekmek, giyecek, ulaşım araçları, hayvan, para ve üretim gücünün de savaşın bir parçası haline geldiğini söyledi.
Balçık’a göre bu süreç “ordu-millet” anlayışını ekonomik ve sosyal dayanışmayla birlikte güçlendirdi.
1915’ten 2026’ya Vatan Savunması Değişti
Programın temel tartışmalarından biri “vatan savunması” kavramının günümüzde nasıl değiştiği oldu.
Canfer Balçık, 1915’te siper, top, tüfek ve deniz gücünün belirleyici olduğunu; 1921’de lojistik, ekonomi ve halk desteğinin savaşın parçası haline geldiğini, 2026’ya gelindiğinde ise kavramın çok daha genişlediğini söyledi.
Balçık günümüz savunmasını şöyle sıraladı:
- Savunma sanayii ve askeri teknoloji
- Ekonomik dayanıklılık
- Enerji güvenliği
- Gıda ve kritik ham madde tedariki
- Siber güvenlik
- Uzay teknolojileri
- Demografik güç
- Diplomasi
- Bilim ve eğitim
- Toplumsal bütünlük
- Doğru bilgi ve dezenformasyonla mücadele
“Bir Gazeteci de Milli Güvenliğin Parçasıdır”
Balçık’ın programdaki dikkat çeken ifadelerinden biri de gazeteciliğin güvenlik içerisindeki yerine ilişkin oldu.
Yanlış bilginin toplumları kısa sürede karşı karşıya getirebileceğini belirten Balçık, bilgi operasyonlarının günümüzün en ciddi güvenlik sorunlarından biri olduğunu söyledi.
Balçık şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bir mühendis savunma teknolojisini geliştirerek, bir öğretmen nitelikli nesiller yetiştirerek, bir çiftçi gıda güvenliğine katkı sağlayarak, bir gazeteci doğru bilgi vererek toplumun direncini güçlendirebilir.”
Sevr Konusundaki Yanlış Bilgilere Dikkat Çekildi
Programın sonunda Prof. Dr. Seyit Aydın, Sevr Antlaşması hakkında kamuoyunda yanlış bilindiğini düşündüğü bazı noktaları anlattı.
Aydın, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr’in TBMM tarafından hiçbir zaman kabul edilmediğini, Osmanlı Meclis-i Mebusanı tarafından da onaylanmadığını söyledi.
Sevr’in hukuken yürürlüğe girmediğini ifade eden Aydın, antlaşmanın sahada Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz ile geçersiz hale geldiğini, uluslararası düzeyde ise 1923 Lozan Antlaşması ile tamamen ortadan kalktığını belirtti.
Program Atatürk’ün Sözüyle Tamamlandı
Kızılelma programı, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir” sözüyle sona erdi.
Programın genelinde geçmişteki milli mücadele deneyiminin günümüz dünyasında askeri, ekonomik ve teknolojik bağımsızlık açısından nasıl yorumlanması gerektiği üzerinde duruldu.
Konukların ortak vurgusu ise Türkiye’nin gelecekteki gücünün yalnızca askeri kapasiteyle değil; üretim, bilim, eğitim, enerji, ekonomi, siber güvenlik, doğru bilgi ve toplumsal dayanışmayla birlikte şekilleneceği yönünde oldu.



