Osmanlı’dan günümüze taşınan “tuz hakkı”, Türk kültüründe iki ayrı damarla yaşayan bir kavram: Biri “tuz-ekmek hakkı” diye bilinen vefa ve minnet borcu, diğeri ise özellikle Ramazan’la anılan hediyeleşme geleneği.

1) Tuz-ekmek hakkı: “Vefa borcu”

Qos Zu 1741601427 0623

Gündelik dilde “tuz-ekmek hakkı” denildiğinde; birinin sofrasına oturup ekmeğini yiyen kişinin, o kişiye karşı manevi bir borç ve sadakat taşıdığı anlatılır. Yani “ekmeğini yediğin insana nankörlük etme, arkasından kötülük yapma” mesajıdır. Türk Dil Kurumu’nda da “tuz ekmek hakkı” ifadesi, “birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse üzerindeki manevi hakkı” şeklinde açıklanır.

Halk arasında “Tuz-ekmek hakkı vardır” sözü, tam da bu yüzden ahde vefa anlamında kullanılır.

2) Ramazan geleneği: “Emek için hediye”

Osmanlı’ya dayandırılan ikinci kullanımda ise “tuz hakkı”, Ramazan boyunca oruçlu olmasına rağmen iftar sofraları için yemek hazırlayan (ve yemeğin tuzunu ayarlamak için ancak çok sınırlı tadım yapabilen) kadınların emeğine karşılık bayram sabahı verilen küçük hediye geleneği olarak anlatılır. Bu yönüyle “tuz hakkı”, ev içi emeğin görünür kılındığı, teşekkür ve gönül alma niyeti taşıyan bir adet olarak öne çıkar.

Osmanlı’dan bugüne nasıl değişti?

Images (1)-11

En çok karıştırılan nokta

“Tuz hakkı” tek bir anlama indirgenmiyor:

  • Deyim boyutu: Tuz-ekmek hakkı = manevi hak / vefa

  • Gelenek boyutu: Tuz hakkı = Ramazan emeğine hediye-teşekkür

Muhabir: Ezgisu Şimşek