Osmaniye’nin geçmişinde, bugün hatırlandığında yüzlerde tebessüm oluşturan pek çok renkli insan, meslek ve yaşam hikâyesi bulunuyor. Mahalle aralarında dolaşan seyyar satıcılar, okul çıkışlarında çocukların yolunu gözleyen esnaflar ve kendilerine özgü seslenişleriyle tanınan isimler, kentin eski sosyal yaşamının önemli parçaları arasında yer alıyordu. Bu isimlerden biri de çocukların hafızasında şekerleri kadar kendine özgü sözleriyle yer eden Şekerci Ali Emmi idi.

Yıllar önce Osmaniye’de çocukluklarını geçirenlerin hatıralarında özel bir yere sahip olan Ali Emmi, Cumhuriyet Mahallesi’nde, Hasan Yargıcı Çeşmesi’nin yanından sola dönen sokakta, biraz ileride sağ tarafta oturuyordu. Evinde kendi imkânlarıyla hazırladığı çeşitli şekerleri satan Ali Emmi, yaptığı şekerleri koluna taktığı kulplu tahta kutuya yerleştiriyor, mahalle mahalle dolaşarak çocuklara ulaştırıyordu.

Özellikle ilkokulların çıkış saatleri, onun için satışın en hareketli olduğu zamanlardı. Okulun kapısından çıkan çocuklar, sokaktan gelen tanıdık sesi duyduklarında şekerci Ali Emmi’nin geldiğini anlıyor, ellerindeki birkaç bozuk parayla onun yanına koşuyordu.

“Naneli şekeer, parayı cepten çekeer!”

Şekerci Ali Emmi’yi Osmaniye’nin eski mahalle yaşamında unutulmaz kılan en önemli ayrıntılardan biri, şekerlerini satarken kullandığı kendine özgü seslenişiydi.

Sokaklarda yürürken yüksek sesle:

“Naneli şekeer, parayı cepten çekeer!”

diye bağırması, çocukların dikkatini hemen çekiyordu.

Bu sözler mahalle aralarında duyulduğunda çocuklar için adeta bir haber niteliğindeydi. Şekerci Ali Emmi’nin geldiğini duyan çocuklar, ceplerindeki bozuk paraları kontrol ediyor ve hangi şekeri alacaklarını düşünerek onun yanına gidiyordu.

Ali Emmi’nin zaman zaman çocukları güldürmek için kullandığı bir başka söz de vardı:

“Parası olmayan sümüğünü çekeer!”

Dönemin çocukları için oldukça eğlenceli olan bu sözler, Ali Emmi’nin satış yönteminin bir parçası haline gelmişti. Onun sesi, yalnızca şeker sattığını duyurmuyor, aynı zamanda mahallenin günlük yaşamına ayrı bir hareketlilik katıyordu.

Tahta kutunun içindeki renkli şekerler

Ali Emmi’nin koluna taktığı kulplu tahta kutu, çocukların gözünde adeta küçük bir şeker dükkânı gibiydi. Kutunun içerisinde birbirinden farklı şeker çeşitleri bulunuyordu.

Naneli şeker, horozlu şeker ve elmalı şeker, çocukların en çok tercih ettiği çeşitler arasında yer alıyordu.

Ancak Ali Emmi’nin sattığı şekerler arasında en fazla ilgi görenlerden biri, macun kıvamındaki renkli ekonomik şekerdi. Şeker, sündürülerek kamış çubuklara sarılıyor ve bu şekilde çocuklara satılıyordu.

Özellikle harçlığı birkaç bozuk paradan oluşan çocuklar için bu şeker önemliydi. Küçük bir miktar parayla alınabilmesi, onu dönemin çocukları arasında oldukça popüler hale getiriyordu.

Renkli görünümü, macun kıvamı ve kamış çubuğa sarılarak verilmesi, şekeri yalnızca bir yiyecek olmaktan çıkarıp çocukların gözünde küçük bir eğlenceye dönüştürüyordu.

Osmaniye’de Sokakları Çınlatan Şekerci Ali EmmiBirkaç bozuk parayla gelen mutluluk

Bugünün çocukları için küçük görülebilecek birkaç bozuk para, geçmişte çocukların bütün gününü güzelleştirebilecek kadar değerliydi. Okul çıkışında arkadaşlarla birlikte şeker almak, mahalle arasında oturup şekeri yavaş yavaş yemek ve alınan şekerleri birbirine göstermek, çocukluk döneminin sıradan ama unutulmaz anıları arasında yer alıyordu.

Şekerci Ali Emmi’nin satışları da bu nedenle yalnızca alışverişten ibaret değildi. Çocuklar için onun gelişi, mahallenin günlük hayatında yaşanan küçük bir heyecan anlamına geliyordu.

Kimi çocuk naneli şekeri tercih ederken kimi horozlu veya elmalı şekere yöneliyor, bütçesi daha sınırlı olanlar ise renkli ekonomik şekerlerden alıyordu.

Bazen bir çocuğun cebindeki birkaç kuruş, onun için büyük bir mutluluğa dönüşüyordu. Bugün geriye dönüp bakıldığında ise asıl hatırlananın şekerin kendisinden çok, o şekeri alırken yaşanan heyecan olduğu görülüyor.

Osmaniye’nin eski mahalle kültüründen bir kesit

Şekerci Ali Emmi’nin hikâyesi, Osmaniye’nin geçmiş mahalle kültürüne dair önemli ipuçları da taşıyor.

O dönemlerde mahalleler yalnızca insanların yaşadığı yerler değil, aynı zamanda günlük hayatın birlikte sürdürüldüğü sosyal alanlardı. Çocuklar sokaklarda oynuyor, esnaf mahalle sakinleri tarafından yakından tanınıyor, seyyar satıcıların sesleri sokaklarda yankılanıyordu.

Bir satıcının mahalleye gelmesi, çocukların olduğu kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyordu. Satıcılar kendilerine özgü bağırışlarıyla ürünlerini tanıtıyor, mahalle sakinleri de ihtiyaçlarına göre alışveriş yapıyordu.

Ali Emmi de bu kültürün renkli isimlerinden biri olarak öne çıkıyordu. Onun tahta kutusu, renkli şekerleri ve kendine has sözleri, yıllar sonra bile onu hatırlayanların zihninde canlılığını koruyor.

Okul çıkışlarının unutulmaz bekleyişi

Ali Emmi’nin özellikle ilkokulların çıkış saatlerinde satış yapması, onu çocukların hafızasında daha da özel bir yere taşıdı.

Ders bitiminde okuldan çıkan çocuklar için okul kapısının dışında karşılaşabilecekleri en güzel sürprizlerden biri şekerci Ali Emmi’ydi.

Çocuklar bazen daha okuldan çıkmadan hangi şekeri alacaklarını konuşuyor, ceplerindeki paraları sayıyor ve arkadaşlarıyla birlikte şekerciyi bekliyordu.

Ali Emmi’nin sesi duyulduğunda ise bekleyiş sona eriyordu:

“Naneli şekeer, parayı cepten çekeer!”

Bu ses, yıllar sonra bile bazı Osmaniyelilerin çocukluk anılarında yankılanmaya devam ediyor.

Fıstık festivalinde yaşatılan gelenek

Geçmişin şekerci geleneğini hatırlatan görüntüler, bugün düzenlenen festivallerde de zaman zaman karşımıza çıkıyor. Özellikle çocukların yoğun ilgi gösterdiği etkinliklerde renkli şekerler ve geleneksel tatlılar, geçmişin sokak kültürünü günümüze taşıyor.

Fotoğrafta fıstık festivalinde satış yapan şekerci Gültekin Yılmaz, bu geleneğin günümüzdeki yansımalarından biri olarak dikkat çekiyor.

Festival alanında şeker satışı yapan Gültekin Yılmaz’ın görüntüsü, yıllar önce Osmaniye’nin mahallelerinde dolaşan şekerci Ali Emmi’yi hatırlatırken, geçmiş ile bugün arasında da tatlı bir bağ kuruyor.

Bir tarafta eski mahallelerin tahta kutulu şekerci figürü, diğer tarafta festivallerde çocukların ilgisini çeken renkli şekerler bulunuyor. Değişen zamana rağmen çocukların şekere duyduğu ilginin devam etmesi ise dikkat çekiyor.

Şekerden daha fazlası: Bir çocukluk hatırası

Şekerci Ali Emmi’nin hikâyesini değerli kılan yalnızca sattığı şekerler değil. Onun hikâyesinde, Osmaniye’nin geçmiş yaşamına dair birçok ayrıntı gizli.

Mahalle kültürü, komşuluk ilişkileri, okul çıkışları, çocukların sokaklarda geçirdiği zamanlar ve küçük harçlıklarla yaşanan büyük mutluluklar bu hikâyenin parçalarını oluşturuyor.

Bugün alışveriş merkezlerinin, marketlerin ve paketli ürünlerin hâkim olduğu bir dönemde geçmişteki bu görüntüler oldukça farklı görünebilir. Ancak eski kuşakların hafızasında birkaç bozuk parayla alınan şekerin verdiği mutluluk hâlâ tazeliğini koruyor.

Çünkü çocukluk, çoğu zaman sahip olunan şeylerin büyüklüğüyle değil, küçük şeylerden duyulan mutlulukla hatırlanıyor.

Bir kamış çubuğa sarılmış renkli macun şeker, bir horozlu şeker ya da naneli şeker; o dönemin çocukları için sıradan bir ürün değil, günün en güzel anlarından biri olabiliyordu.

Osmaniye’nin unutulmayan isimlerinden biri

Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen Şekerci Ali Emmi’nin adı, onun şekerlerini ve kendine özgü seslenişlerini hatırlayanların anlatılarında yaşamaya devam ediyor.

Cumhuriyet Mahallesi’nde Hasan Yargıcı Çeşmesi’nin yanından sola dönen sokakta başlayan bu hikâye, aslında Osmaniye’nin geçmişinden küçük bir kesiti günümüze taşıyor.

İstanbul’da Çay Ve Simidin 400 yıllık Lezzet Hikâyesi?
İstanbul’da Çay Ve Simidin 400 yıllık Lezzet Hikâyesi?
İçeriği Görüntüle

Bugün o sokaklardan geçenler, belki de yıllar önce aynı yerlerde yankılanan “Naneli şekeer, parayı cepten çekeer!” sesini duyamıyor. Ancak o ses, geçmişi yaşayanların hafızasında hâlâ canlı.

Şekerci Ali Emmi’nin tahta kutusu, renkli şekerleri, okul çıkışlarında çocukların oluşturduğu kalabalık ve birkaç bozuk parayla yaşanan mutluluk; Osmaniye’nin eski günlerinden kalan unutulmaz hatıralar arasında yer alıyor.

Fıstık festivalinde şeker satışı yapan Gültekin Yılmaz’ın fotoğrafı da bu eski geleneği yeniden hatırlatırken, bir zamanlar mahalle aralarında çocukların peşinden koştuğu şekerci figürünün hafızalardaki yerini koruduğunu gösteriyor.

Osmaniye’nin geçmişine dair bu tür hikâyeler, yalnızca eski günleri anlatmıyor; aynı zamanda bir kentin sokaklarında yaşanan küçük mutlulukların, insanların hafızasında nasıl büyük hatıralara dönüştüğünü de gözler önüne seriyor.

Muhabir: Resul Özdil